15 Eylül 2014 Pazartesi

Gidelim Gömelim VOL 15: Beğendik Abi ve Alaçatı Kaybolan Lezzetler Festivali

Yazmaya çoook geç kalınmış bir yazı..
.
7 Haziran'da Alaçatı Kaybolan Lezzetler Festivali vardı. 
Biz de Bumerang üyesi birkaç blogger olarak oradaydık..

Ama öncesinde...

Doorstepping ve DurumBildirimi ile erkenden buluşup muhabbetin dibine vurduk..
Festival saatinde kahvelerimizi içmiş, aç biilaç hazır ve nazırdık..
.
.
Ah eski ben olsam ne fotoğraflar çekerdim ne fotoğraflar.. Ama bir miktar bezmiş ruh halim yüzünden festivalden pek kare yok elimde.. 

O yüzden hayal gücünüze sığınarak iki adet fotoğrafla idare etmenizi rica edeceğim :)

Aslında bu fotoğrafları da DurumBildirimi'nden ödünç aldım.. 
Festivalde yemekler kadar ithal şeflerin karizmaları da pek konuşuluyordu.. 
Konuşanların yalancısıyım tabii.. 

.

Festival alanında Mehmet Yaşin, Nedim Atilla, Göçen Adar ile ufak bir sohbet oldu.. 

Gökçen Adar'ın söylediği yemek tangoları kayda değerdi, bende kaydettim ama yüklemeye üşendiğim için hazıra konuyor ve Doorstepping'in blogundan aşırıyorum.. 

Günün ilk "özçekim"i de Mehmet Bey ve benden geldi..
Hatıra işte.. 

.


Standlardaki muhteşem yemeklerden tadamadık.. Kalabalığa yanaşmak zordu..
Biz de kendimizi birkaç sokak dönemeci uzaklıktaki turşucu abinin yanında bulduk..
"Abi turşu var mı?" diye yanaştığımız tezgahından kahkaha atarak karşılık verdi, başka biri olsa "olmaz mı? turşucuyuz zaten biz" gibisinden açıklamalara girerdi.
Espriden anlayan insanın turşusu da bir başka oluyormuş. İçtik.. Bayıla bayıla.. 
.
Ve daha sonra o saatlere kadar yemek yememe sebebimiz olan Beğendik Abi'nin yolunu tuttuk..

Çantaları bize ayrılan masaya atar atmaz kendimizi muhteşem yemeklerin teşhir edildiği alanda bulduk..

Bu ramazan günü sevaplarınıza sevap katıyıorum bu fotoğraflarla biliyorum, Allah kabul etsin..

Ama akşama ne pişirsem diye düşünenlerinize açık büfe seçenek,

..nereye gitsek diye düşünen İzmirli'lere de bir alternatif olur diye düşündüm..
Fast Food'a karşı "Slow Food"u savunan işletme sahipleri "sadece zararlı yiyecekler çok lezzetli oluyor" zırvalamasını çok güzel çürütüyorlar..
.

Beğendik Abi ve Bumerang'a bizi bir araya getirdiği için teşekkürü bir borç bilirim..
Afiyet olsun.
.
.




24 Temmuz 2014 Perşembe

Çook Eskisi Gibi..

Yazıyorum, yazıyorum. Sonra siliyorum..
Okunduğunu bildiğim için yazamıyorum..
Ne saçma değil mi?
Öyle..
.
Bundan sonra hiçbiri olmamış gibi olacak.. 
Hiçbiri yaşanmamış gibi...
Ben böyle olmasını istemiyordum, istemiyorum hala ama sanırım öyle olması gerekiyor..
Demek ben bir yerlerde yanlış yapıyorum.. Yazmak bana iyi geliyor diye hissediyordum ama demek gelmiyormuş.. Belki de başkaları beni benden daha iyi tanıyordur...
Ya da böyle yazıp çizerek acıları taze tutmaya hakkım yoktur.. Belki kendi acımı da taze tutuyorumdur sürekli. Yoksa neden iyileşeceğine daha da kötüye gitsin her şey, her gün?
.
Biraz da böyle deneyelim bakalım..
Hiçbiri olmamış gibi...
Ya da gelip geçmiş gibi..
Üzerinden çoookk uzun zaman geçmiş gibi..
Tekrar çok mutluymuşuz gibi..
Yalandan...
.
.
"Yaz, sana iyi geliyor." demeyin.. Yazacağım elbette ama çook eskisi gibi..

15 Temmuz 2014 Salı

Kalabalıkta Yalnız Kalmak da Bir Marifet

Beynimde sürekli aynı cümle dönüp duruyor..
"Ece Öldü!"
O sabah Ece'yi yatağında öyle bulduğumda, yakından bakma, seslenme, dürtme gereksinimi duymadım.. İnsan nasıl emin olabilir uzaktan bir bakışta evladının öldüğünden? Üstelik de yüzü bana dönük bile değilken.. Nasıl olur da şüphe duymaz? Nasıl olur da emin olmak istemez? Ya da nasıl bu kadar kesin konuşur? O cümleyi nasıl kurar? Nasıl yakıştırır ölüm kelimesini?

Beynim ağrıyor.. Ne unutmak istiyorum o sabahı, ne de hatırlamak.. Silmek istemiyorum yaşadığım hiçbir şeyi..

Can koşup gelip de Ece'yi yataktan aldığında emin olmak istedim..
Şoktaydım.. Şok ne demek ben çok iyi biliyorum.. Gerçekten insana bir hal geliyor.. Boş bir insan oluyorsun.. Hissiz..
Yüzüne eğildim.. Gözleri çok hafif aralıktı.. Bir an öyle mutlu oldum ki.. "Gözlerini açıyor galiba!" dedim.. "Hayır" diye bağırdı Can.. "Hayır açmıyor" mu demek istedi o sırada, yoksa olan bitene mi inanamıyordu bilmiyorum.. Ama ben biliyordum, açmıyordu gözlerini.. Ece ölmüştü, hem de çoktan..

Evde, Cem'in gözlerinin önünde yapamazdım da.. Neden hastanede kendimi yerden yere atarak ağlamadım? Nasıl çıkacak bu acı benden bilmiyorum.. Neden bir şeyleri fırlatıp kırmıyorum? Mesela şu bilgisayarı fırlatıversem yere, paramparça olsa, zıplasam üzerinde, kırsam parçalasam, o duvardan bu duvara fırlatsam defalarca... Zaten deli ediyor beni di mi? Takılıp duruyor, sıcaktan pat diye kapanıyor, yavaşladı iyice, gözden çıkardım.. Ama yapamam.. Çünkü bu ben değilim.. Yapabilsem rahatlarım belki.. Ama yapamıyorum... Hakkım ama, acımdan deliremiyorum bile.. "Acıdan deliye döndüm" diyemiyorum.. Allah'ın sabrını vermesi böyle bir şey mi? Elimde olmayan bir sabır.. Beni bile bazı bazı şaşırtan.. "Dayanamıyorum, yapamayacağım" dediğim anlar yok mu? Var.. Az..

Ama tahammülsüzüm çok.. Aptal saptal laflara, boş konuşmalara, hayattan şikayet edenlere, basit hastalıklar yüzünden bana ağlaşanlara, gereksiz muhabbetlere, saçma sapan sorulara, gereksiz ısrarlara, abartmalara hiç ama hiç tahammülüm yok.. Yok..
.
.
Ece yavaş yavaş unutulacak.. Cem onu hiç hatırlamayacak... Belki Can bile unutmaya çalışıyor..
Bana diyorlar ki "Gün gelecek, Ece'den tebessümle, neşeyle, güzel anılarla bahsedeceksiniz". Ama bana öyle olmayacakmış gibi geliyor.. Can bana "Ece ne güzel koşardı şurada.." diyebilecek mi? "Nasıl da dans ederdi, nasıl da sarılırdı bacaklarıma kapıdan girince, nasıl sulu sulu öperdi.." Diyemeyecek gibi geliyor.. Halbuki ben sadece onunla konuşmak istiyorum Ece hakkında.. Bir de Cem'le.. Onu nasıl özlediğimizi konuşmak istiyorum.. Fotoğraflarına beraber bakmak istiyorum.. Anmak istiyorum, bahsetmek, yad etmek istiyorum.. Ben bunları sadece onlarla yapmak istiyorum.. Başkalarıyla değil.. Belki de bu yüzden bu kadar kalabalığın içinde kendimi yalnız hissediyorum..

Dün sabah, komşumuzu ziyarete gittik hastaneye.. Serum damar yolundan çıkmış, deri altına gitmiş.. Kolu şişmiş.. Görür görmez "Ece'nin de olmuştu, hani havale geçirdiğinde hastanede kalmıştık ya bir gece, işte orada onun da serumu deri altına gitmişti ve kolu şişmişti. Ama ben hemen fark etmiştim. Kıyamam.. " demek istedim.. Ama galiba sadece kendim duyabildim "Ece'nin de olmuştu" dediğimi.. Devamını da getiremedim zaten..

Mutluluk dilimin ucunda.. Bir adım ötemde.. Sanki.. Ama ulaşamıyorum..
Mesele kabul etmekte.. Ettim etmesine, hem de ilk anda.. Ama devamını getiremiyorum.. Getirmek de istemiyorum..
"Sakın yaşadığın mutlu anlardan pişmanlık duyma" diyorlar.. Duymuyorum.. Mutluluk bizim hakkımız ama mutlu olduğum her anda Ece düşüyor aklıma.. Çünkü yanımda istiyorum onu.. Nasıl ki en mutlu anlarımda Can ve Cem yanımdaysa, kızım da yanımda olsun istiyorum..
.
Ece burada tam 1 yaşında.

Çok özlüyorum çok..
Anlatamam..



2 Temmuz 2014 Çarşamba

Tüm bunlara daha çoook var

Hiç "neden ben?" diye sormadım.. Çünkü benim başka bir anneden farkım yok.. "iyi ki benim çocuğumun başına gelmedi" demediğim gibi "neden benim başıma geldi!" diye de düşünmedim..
Ama geçen gün şöyle dedim..
Neden?
.
Her günüme şükrederken ben, çocuklarıma her bakışımda "şükürler olsun" derken, neden?
Neden Ece bu kadar büyümüşken?
Sapasağlam, yanakları pespembe, tombik tombik kahkahalarla etrafta dolanırken?
Yemeğini iştahla yerken, banyo yapmaktan keyif alırken, abisiyle saatlerce oyun oynamaya başlamışken?
Neden diyorum? İsyan etmiyorum da, sadece merak ediyorum sebebini..
Biri gelsin bana desin ki.. Şu, şu, şu yüzden Ece'nin gitmesi gerekiyordu. Şu, şu, şu yüzden de bu kadar büyüdükten sonra bunun olması gerekiyordu..
.
Rüyamda neden göremiyorum diyorum..
Hani ruhlar hep bizi izler, görürlermiş ya.. Ben hiç öyle hissetmiyorum.. Ece hiç yok yanımda.. İzlemiyor beni..
Öyle derinden bir his bana diyor ki; Ece'nin bu dünyayla işi tamamen bitti.. Onun buralarda işi yok artık..

Maillerden, yorumlardan okuyorum..
Hocalara soruyorlarmış, "akrabam vefaat etti, çok severdim, neden hiç rüyamda görmüyorum?" diye.. Hoca da diyormuş ki "sen huzurlusun da ondan".

Belki de doğru.. Huzurluyum gerçekten.. Ece'den yana hiç şüphe yok içimde.. Onun mutlu olduğunu biliyorum.. Aklım Ece'de değil çünkü o emanet edebileceğim en güvenli yerde.. Etrafında en ufak bir tehlike yok.. Değil kötü insanlar, ayağının takılacağı bir taş bile yok belkide.. Ya da düşse bile dizi kanamayacak biliyorum.. Ondan yana bu kadar huzurluyum diye mi gelmiyor rüyama?
Ama haksızlık bu.. Bu bana ödül değil, ceza olabilir ancak..
Çok özledim.. Anlatamam.. Hakkım benim, rüyamda görmek..
.
Her gün karanlık sanki bana artık..
Öyle zor geliyor ki her şey..
Keşke düşüncelerimi de gömebilseydim o toprağa Ece'yle birlikte..

Hem bir yandan içim rahat, biliyorum Ece'nin bir ihmal yüzünden gitmediğini ama işte nasıl bi psikolojiyse, sürekli bir pişmanlık arıyorum kendimde..

Keşke diyorum mesela, gitseydim kızımı yıkamaya.. Son kez yıkasaydım.. Keşke yapsaydım bunu..
Öyle kızıyorum ki kendime, madem gitmedim yıkamaya, neden son bir kez sarılmadım sıkı sıkı mezara koymadan önce kızımı? Neden yapmadım neden? Alnına minicik bir öpücük kondurabildim sadece..
Etrafımdakiler düşürürüm sandılar, tamamen bırakmadılar bana.. Düşürmezdim ben kızımı.. Keşke son bir kez sımsıkı sarılabilseydim ona mezara girmeden önce..
Mesela öyle pişmanım ki üzerine toprağı kürekle attığım için.. Neden avuçlarımla dökmedim ben o toprağı üzerine? Neden?
Hatta belki çok saçma ama, onu gömerlerken çok istedim sevdiği ninniyi son kez ona söylemeyi.. Ama yapmadım.. Öyle pişmanım ki yapmadığım için.. Neden yapmadım neden? Belki o an benim içimden gelen, onun da istediği şeydi.. Öyle pişmanım ki son kez ona ninnisini söylemediğime..
.
Tekrar geri geldi o günler..
Her gün, her an, her saniye Ece aklımda.. Onu o sabah bulduğum haliyle..
Her şey iyiye giderken neden geri sarmaya başladım şimdi?
Bazı geceler dua ediyorum.. "Hadi Allah'ım beni de al yanına, hemen şimdi al" diyorum.. Madem diğer hayatımızda, burada yaşadığımız hayat bir göz açıp kapayıncaya kadar kısa.. Kavuşayım ben kızıma hemen şimdi, sonra gözümü bir açıp kapatayım, gelsin sevdiğim herkes yanıma..
Gelsin madem hadi dünyanın sonu, bitsin bi çile, bu işkence.. Kavuşsun herkes sevdiğine, sonsuza kadar..
Herkes ilahi adalete kavuşsun, gerçekten hak ettiğini yaşasın bundan sonra..
Kötülük diye bir şey olmasın, hırs, fesatlık, iki yüzlülük olmasın o hayatta..
.
Ama yine o içimdeki çok şiddetli his, tüm bunlara daha çoook var diyor..
.
Allah'ım sen bana yardım et...
.

26 Haziran 2014 Perşembe

Büyük Büyük Konuşmak İstiyorum...

Şöyle BÜYÜK BÜYÜK konuşmak istiyorum..

Ecey ördeğim abisinin doğum gününde 02.02.2013


Mesela demek istiyorum ki;

Yarın sabahtan itibaren hayat eskisi gibi devam edecek,
Bundan sonra bir daha bu kadar büyük bir acı yaşamayacağım.
Bundan sonra her sabah mutlu ve umutlu kalkacağım,
Bundan sonra evimize önemli bir hastalık hiç uğrayamayacak,
Bundan sonra hiç acıyla ağlamayacağım,
İçimde fırtınalar kopmayacak,
Kederlenmeyeceğim,
Kaygılanmayacağım,
Korkmayacağım,
Bundan sonra kötü hiçbir şey bizi bulmayacak,
Hep mutlu olacağız.
Korkmayacağım..
Kaygılanmayacağım..
Kalbim yanmayacak..
Hep mutlu olacağız..
Sadece mutlu olacağız..
Bundan sonra hayat bizim için çok ama çok güzel olacak..
.
.

18 Haziran 2014 Çarşamba

Yorumuma Maruz Kalan Kabak Sugatosu

Geçenlerde instagram'da, yaptığım kabak sugatosunun fotoğrafını paylaşmıştım ve tarifini vereceğimi söylemiştim..

Aslında bileniniz biliyordur, sugato bir girit yemeği ve genelde sebzeler kızartılarak hazırlanıyor..
Ama ben bu sefer azcık değişiklik yaptım..
Orjinal kabak sugatosu, daha önce şu linkte anlattığım patates sugatosu gibi yapılıyor, sadece patates yerine kabak kullanmanız yeterli..

Kabakları ince ince dilimledikten sonra zeytinyağında kızartmak yerine üzerine hafif zeytinyağı gezdirerek fırına verdim ve fırında kızarttım..
Kabaklar fırında kızarırken küçük bir kapta önce soğanı, sonra da kıymayı kavurdum..
"Kıyma da ne alaka?" diyebilirsiniz, çok haklısınız.. Cemik için daha besleyici olsun diye düşündüm..
Kabaklar ve kıyma hazır olduğunda iyice karıştırıp, içerisine biraz zeytinyağı döktüğüm yayvan bir tencereye aldım..

Yeni bir kap daha kirletmek yerine kıymayı kavurduğum kaba biraz kaşar, birazcık da tulum peyniri rendeleyip 6 tane yumurta kırdım, iyice çırptım..
Buradaki peynir de tamamen benim uydurduğum bir şey, koymasanız da olur.. Ama yakıştı..

Daha sonra bu karışımı tenceredeki sebzelerle birleştirdim, hafif ateşte altı bir miktar kızarana kadar bekledim..
Bundan sonrası en zoru..
Marifet bu yemeğin öbür tarafını çevirebilmek.. Benim bunun için kullandığım düz silikondan kapağımsı bir mutfak gerecim var, siz de geniş bir tabak ya da çevresi derin olmayan bir tencere kapağı kullanabilirsiniz..
Çevirmeden önce süzdürerek henüz yemeğin üzerinde tam pişmemiş olan sıvıyı başka bir kaba almayı unutmayın.. Nasıl yapıldığını önceki sugato yazımda videolu olarak göstermiştim.. Oradan bakabilirsiniz..
.
Çevirmeyi başardıktan sonra diğer tarafını da iyice pişiriyoruz ve altını kapatıyoruz..
Ilındıktan sonra, servis tabağına alabilirsiniz..
Dilimleyerek ve üzerine karabiber serperek servis edebilirsiniz..


Afiyet olsun..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

ibibikler

10 Kasım (2) 19 Mayıs (1) 2012 (1) 2013 (1) 23 Nisan (1) Abur Cubur (1) Adım Adım Paris (15) aile (1) Alış-Veriş (1) Alsancak (1) Amatör Radio (4) Ameliyat (1) Amsterdam (1) Amsterdam Gezisi (1) Anı (1) Anne (2) Anneannem (1) Anneler Günü (2) Anten (1) Asburger (1) Askeri Müze (1) Atatürk (4) Ayakkabılık (2) ağaç (1) Baba (1) Baby Shower (1) Bahçe (11) balık (1) Barbie (1) Bastille (1) Bayram (6) Bağlama (1) Bebek (8) Bebek şekeri (2) Bere (1) best seller (1) biberon (1) biberon kurutma (1) Bilmece (1) Bir Nevi Gastronomi Gezisi (1) Biri ADSL (1) Bit Pazarı (1) Biten kitap (1) Bitki (1) blogger kota (1) boyamak (1) BTT (1) Bulb (2) Bumerang (1) Böcek (1) Canavar (2) canon (2) Cem (18) Cemik (41) Cemik Ve Hayatın Zorlukları (2) Chatelet (1) Châtelet (1) Contest (2) cüzdan (1) Dekor (9) Denedim (1) Deprem (1) Dikiş (2) Dilek (1) Dinozor (1) DIY (7) Diyet (1) Diş (1) Diş Buğdayı (3) Diş Kurabiyesi (1) Diş pastası (1) Diş Sağlığı (1) Dolunay (1) Dost (6) Doğal Yaşam (15) Doğumgünü (13) Doğumgünü Teması (5) Dükkan Vukuatları (1) Dünya Tiyatrolar Günü (1) E-Bay (1) Ecey (6) Ecey ve hayatın zorlukları (1) Eiffel kulesi (1) Ekmek (1) El Ayak Ağız Senromu (1) El emeği (13) El işi (16) el yapımı (3) Elfony Mutfakta (2) Elmo (1) en son ben duyarım zaten (1) Enstruman (1) escargot (1) Eskici Elfony (3) Esnaf Lokantası (1) etamin (1) ev işi (1) Ev Yemeği (1) Evlilik Yıl Dönümü (1) eşeğimi kaybedip buldum (1) fast food (1) Festival (1) Flypgs (1) fotoğraf çekimi (1) fox (1) Gare de Lyon (1) Gezi (10) Gıda Çarşısı (1) Gidelim Gömelim (16) Giritli (2) Gitar (1) Günaydın (1) Günlük (4) hafta özeti (69) Ham Radio (1) Hamilelik (2) Hastalık (4) Hatıra (22) Havale (2) Hayal (1) hayatın zorlukları (1) Hayvanlar alemi (2) Hediye (9) Hekimköy (21) hhandesign (1) Hıdrellez (1) hikaye (1) Hobi (4) Huzur (1) ikbush (3) ilaç (1) ıldırı (1) ilk adımlar (1) ilkler (1) instagram (73) istanbul üniversitesi (1) isyan (3) iyi ki saklamışlar (4) izmir (1) içimdeki çocuk (1) İştahsızlık (1) Kabak (1) kabızlık (1) Kabus (1) Kadın (1) Kadınlar Günü (1) Kanaviçe (2) kar (2) Karatahta (2) kardeş (2) Karşıyaka (1) kaynar (1) Kağıt Ponpon (2) Kağıt Çiçek (1) Kebap (3) Kedi (2) Kek (2) Keman (1) Kilo vermek (1) kitap (4) Kız (2) kış (2) Kocci (7) kuaför (1) Kukla (1) Kurabiye (3) Kusmak (1) kuzen (1) Kuzenler (1) Lal (1) Lale (1) Lazımlık (1) Le Vieux Belleville (1) liman restaurant (1) Lokanta (3) Louvre (1) loğusa (1) Mahfel (1) Mangal (2) Marmelat (1) Masal (1) Mendil Bebek (1) Meyve (1) Midye (2) Mikrodalga (1) Mizithropides (1) Moda (2) Mum (1) Mutfak (12) Müze (2) Nar (1) Naz (2) Notre Dame (1) Oje (1) Oklava Modeli (1) organik (2) Oyun (2) Oyuncak (3) Pamuk Helva (1) panjur (1) Paris (13) Paris Gezisi (12) Parti (2) pasta (2) Patlamış Mısır (1) Pegasus Hava Yolları (1) Pelur Kağıt (1) Pembe (2) pembe panjurlu ev (1) Pigale (1) Pilor Stenozu (1) pinterest (1) Pisuar (1) Piyano (1) Pizza (1) Portatif (1) Pratik Tarifler (3) Rakı Balık (1) Ravioli (2) renk (1) Renkler (1) Restoran (7) Rezalet (1) roman (1) Sacre Coeur (1) Saklamak (2) Salgın (1) salyangoz (1) saç traşı (1) Sağlık (1) Seramik (1) Sevgililer Günü (1) Silinen Fotoğrafın Kurtarılması (1) soğuk (1) Spor (1) Sugato (2) Süleymancık (1) Süt (1) Süt Aknesi (1) TA3GO (2) TA3YE (3) tatlı (1) Tavuk suyu (1) TC3EC (3) Terör (1) Tiyatro (2) tığ (1) Topiary (1) Topuklu (1) Torbalı (1) Tuvalet (3) Tuvalet Eğitimi (2) Urla (2) Usta (1) uyku (2) Uyku Düzeni (2) uyku eğitimi (1) Vazgeçemediklerim (1) Vefaat (1) Venedik Pizza (1) Veri Kurtarma (1) video (2) Vine (1) Wurst (1) Yalan (1) yardım (1) yasak (1) yaz (1) Yaz Yemeği (1) yazlık kışlık (1) yağmur (1) Yaş günü hazırlığı (1) Yemek (36) Yeniden Başlıyorum (1) Yeniyıl (7) Yılbaşı (7) Yılmaz İpek Saz Sarayı (1) Yoğurt (1) Zafer (1) Zeytin (3) Çamur (1) çanta (2) Çekiliş (10) Çekiliş Sonucu (3) Çeviri (1) Çeviri hataları (1) Çeşme (12) çikolata (1) Çiçek (3) Çiğ Börek (1) Çocuk (6) çocuk zaptetmek (1) Çocukluk (6) Örgü (4) Örgü Modeli (1) Özel Gün (2) Özür (1) Öğretmenler Günü (1) Öğretmenlik (1) Şeker Bayramı (1) Şifa (2) şişe kesmek (1)