30 Nisan 2014 Çarşamba

Ne Dertler Var Şu Hayatta....

Ben üye olmadım..
Bilgileri nereden buluyorlar bilmiyorum ama hep bir ay geriden geliyorlardı zaten..
1 ay ve 2 gün..
Hiç mama vermek zorunda kalmadım çocuklara.
"İhtiyacım yok, zaten çocuk da büyüdü" diye düşünüp üyeliğinden ayrılabilirdim nasıl kaydedildiğimi bilmediğim bu mail listesinden ama her ay böyle bir mail almak batmıyordu bana..
Bugün sildim kaydımı..
"Nedenini bize söyler misiniz?" dedi otomatik açılan pencereden bilgisayar.
"Kızım vefat etti" yazdım..
.
Tam bu sırada bir kadın girdi kapıdan içeriye..
"Sizin alanınız mı bilmiyorum ama bir şey soracağım.." dedi.. "Buyrun" dedim..
"Piyanolarla alakalı.. Alt komşu piyano çalıyor da onun sesini bozabilecek bir alet var mı yukarıdan?" dedi..
Ben bakakaldım.. Arkadaşım "maalesef yok öyle bir ürün" dedi..
Kadın memnuniyetsizce "Yok di mi?" dedi.. Sonra bana döndü:
"N'oldu? Bakakaldın öyle, anlamazsınız siz. Mahkemeliğiz zaten. Çalsa idare edicem ama çalmayı da bilmiyor çocuk. Günde üç dört saat çekiyorum ben onu" dedi..
Cevap vermedim.. Hatta yüzümün ifadesi bile değişmedi..
Teşekkür etti.
Çıktı gitti..
.
Unuttum kendi derdimi..
Yazık..
Ne dertler var şu hayatta..



29 Nisan 2014 Salı

40

Bugün 40. gün..
.
İnsan böyle bir acıdan sonra öyle bir değişiyor ki..
Günlük hayattaki acılar insana acı olarak gelmemeye başlıyor..
Ya da birçok şeyi dert etmemeye başlıyor insan..
Boş vermeye başlıyor..

Boş vermek..
Öğrenmeye başlıyor insan..
Boş vermeyi öğrenmeye başarıyor..

Ben başarmaya başladım..
Daha önce kafama çok takacağım sıkıntıları saniyesinde çözebiliyorum artık..
Anında bir çözüm bulabiliyorum..
Dert etmiyorum.. Kendimi üzmüyorum.
En kötü, boş veriyorum..
.
Boş vermeyi öğrendim..
Peki bu acıyı neden boş veremiyorum?
Bazen diyorum ki kendime "Elif, olan oldu, boş ver.. Önüne bakmaya çalış.. Unut. Boş ver.."
Olmaz ki..
İnsan dolu dolu yaşanmış bir buçuk seneyi yaşamamış gibi yapamaz..
Neye çabaladığımı bilmiyorum..
Nasıl yapacağımı bilemiyorum..
Evet daha iyiyiz...
Daha az ağlıyoruz..
Bazı anlardan daha fazla keyif almaya bile başladık..
Bazı şeyler için umutlanmaya, heyecanlanmaya bile başladık..
Çimlerimiz ufak ufak büyümeye başladı.. Bahçemiz daha güzel olacak mesela.. Bir an mutluluk doluyor içime..
Sonra çocuklar rahat rahat koştursunlar, Ece'nin 2. yaş gününde bahçeye daha rahat yayılalım diye bahçeye çim yapma kararını aldığımızı hatırlıyorum.. Bir buruluyor içim.. Sonra diyorum ki "Cem koşup oynayacak ya! Arkadaşları gelecek, oynayacaklar.." Tekrar hevesleniyorum..
.
Cem'in ilk doğumgününde Ecey ördeğim benim karnımdaydı.. Annemler nasıl olsa kardeş geliyor diye tahterevalli almışlardı..
Daha ancak yeni yeni binmeye başlamışlardı karşılıklı..
Cemik kardeşine yardım ediyordu binebilmesi için.. Oturacağı tarafa gidip bastırıyordu, "ayağını buraya koy Ece" diye öğretiyordu.. Hem de sabırla.. Yanlarında oturmama rağmen benden yardım istemeden.. Ece'ye inancından.. Yapabileceğini bildiği için.. Uğraşmalara değeceği için..
Abisi sayesinde Ece ilk defa tahterevalliye oturmaya başardığındaki mutlulukları.. Cem'in "hah, bravo Ece!" diye sevinişi.. Kahkahalar ata ata oynamaları..
Hepsi gözümün önünde.. Hepsi kulaklarımda..
O tahterevalli de bi garip kaldı sanki..
Oyun evleri...
Kum havuzları..
.
.
Hayat planları yaparken hep 4 kişilik yapıyordum..
Hayallerimi 4 kişilik kuruyordum..
Cemik'e bir şey alırken, "ileride Ece de kullanabilsin" diye alıyordum..
Ya da Cemik'e bir şey alırken pembesi var mıdır diye bakıyordum hep..
Birini kızıma birini oğluma alıyorum diye düşünürdüm..
Şemsiyeleri mesela..
Şimdilerde hava yağmurlu İzmir'de..
Cemik kullanıyor şemsiyesini..
Ecey ördeğiminkini kaldırdım dolaba..
Bana kalsa ben kullanırdım ama Can'a ve Cem'e iyi gelmiyor..
Kaldırdım ben de o yüzden..
Dolapta artık..
Ece'nin kullanamadığı şemsiyesi..
.
.
Boş vermeye çalışıyorum..
Sanki istiyormuşum gibi..
Ama boş vermeye niyetim bile yok içten içe..
Zaten neden boş vereyim ki?
Yaşananla yaşamaya alışmaya ihtiyacım var..
Ece'yi düşününce gülümsemeye..
Duruma alışmaya değil de galiba kanıksamaya..

Ne zaman ki Ece aklıma geldiğinde acı değil, geçmiş güzel günlerin huzurunu hissedeceğim, o zaman bu sınavı geçmiş sayacağım kendimi..
Şimdilerde ter döküyorum.. Kalemin arkasını kemiriyorum..
Bir gözüm sürekli saatte..
Sınav bitimine ne kadar kaldı?
Kaç soruyu doğru cevaplayabildim acaba?
Bu sınav kaç soruluk?
40 mı?
Biter mi bu 40 soru?
Bitmez galiba..
Sınav süresi biter, o 40. soru boş kalır..
Yanlış cevap vermektense bırakacağım boş kalsın..
Boş vereceğim o soruyu..
Sınav süresi bitince bulamamışsam cevabını, O'na soracağım..
Sonrası zaten sonsuza kadar mutluluk..




25 Nisan 2014 Cuma

Hediye..

Ece'nin gittiği sabahın öncesi..
Yani bizim birbirimize doymaya çalıştığımız, benim bilmeden vedalaştığım o gün..
Ece'nin bana son armağanı..
.
Ben bilmiyordum, hatta aklımın ucuna bile gelmezdi o gün kızımla geçireceğimiz son gün olacağı..
Bilseydim, tahmin etseydim, hissetseydim uyumazdım. Onu uğurlamak için beklerdim..
Ama galiba Ecey ördeğim biliyordu..
.
Ece yemekten sonra öğlen uykusuna yatar, en azından iki-üç saat uyurdu..
Uyumadığı öyle nadir ki.. Belki 18 aylık yaşamı boyunca üç ya dörttür.. Ya da beş..
Son gün uyumadı işte..
Yatırmama bile izin vermedi hatta..
Normalde uyumak istemediği zamanlarda bile yatırıp odasından çıktığımda, arkamdan kalkar, oyun oynardı yatağında.. Uyumasa da dinleniyor diye düşünürdüm..
O gün öyle olmadı..
Bırak uyumayı, yatakta bile durmak istemedi..
Gittim odasına, ninni söyledim..

"Ece bebeğim uyusun,
Melekler onu korusunun,
Annesinin kollarında,
Dalsın güzel rüyalara..

E bebeğime e..
E bebeğime e..
Rahat uyu bütün gece,
Sallanırken beşiğinde."

Salladım kucağımda.. Uyumadı..
Gözlerime baktı uzun uzun..
Normalde kucağımdan atlamaya çalışan çocuk, durdu öylece..
Sonra kaldırdım ayağa, "uyumak istemiyor musun sen?" dedim.. "Dıgıdıgıdgı" dedi, güldürdü beni kerata..
"Hadi uyuma bakalım" deyip çıkardım uyku tulumunu, kıyafetlerini giydirdim tekrar..
O gün belki de 3 saat daha kazandırdı Ece bana..
Uyumayacak bile olsa yatağında bensiz vakit geçirmeyi istemedi.
Bana dolu dolu 3 saat daha hediye etti..
.
Ben bilseydim, tahmin etseydim, hissetseydim uyumazdım. Onu uğurlamak için beklerdim o gece.. Biraz daha doymak için ona, uyumazdım..
O biliyordu.. O yüzden öğlen uyumadı..
O son gün, ikimizin hediyesiydi..


24 Nisan 2014 Perşembe

Diğer elimden de Ece tutsaydı..

Çok mutluydum Ece aynı bana benziyor diye..
Bencilce... 
Bana benziyor, güzel olacak diyordum..
Kendimi güzel bulduğumdan değil, onun güzelliğinden kendimin güzel olduğuna karar verdiğimden..
Küçük Ece, küçük Elif..
Sanki kendimi doğurmuşum gibi hissediyordum..
.
"Nasıl olur?
Neden olur?
Bıraktım artık sormayı.." 
diye yalan söylüyorum sürekli kendime..
Anladığımı zannediyorum ama anlayamıyorum..
Kabullendim zannediyorum ama kabullenemiyorum..
"Bundan sonra böyle artık" diyorum, olduramıyorum..
.
Dün 23 Nisandı..
Cemik'le kordona gittik..
Dolaştık...
Her yer cıvıl cıvıldı.. Çocuklar şarkı söylüyorlardı sahnede..
Şişirilmiş zıplama oyuncakları vardı bir sürü..
Bir yerde çocukların yüzlerini boyuyorlardı..
Başka bir yerde balon dağıtıyorlardı..
Çimler yenilenmiş, yumuşacık..
Hava çok güzeldi, ikimiz de kısa kollularlaydık.
Dev bir balon vardı. Sepetinde iki kişi, bir yukarıya bir aşağıya inip çıkıyordu..
Alevini seyrettik..
Öylece aralarından yürüdük geçtik hepsinin elele..
.
Diğer elimden de Ece tutsaydı..
Belki dahil olurduk hepsine..
Zıplardık beraber zıplama alanlarında..
Yüzlerini boyatırdık belki..
Ecey kedi olurdu, Cemik köpek.
Belki Cem kendisine uzatılan balonu kabul ederdi, "istemiyorum" diyerek çekmezdi kendisini geriye..
Hatta bir tane de Ecey için isterdi..
Ya da "boş verin o balonları, hadi uçan balon alalım" derdim ben onlara..,
Hatta diğer ellerine de birer pamuk şeker, ya da dondurma..
O zaman elimi tutamazlardı ama..
Balonlarının ipini bileklerine bağlardık, yine tutardım ellerinden..
Cem "elim yapış yapış oldu, siler misin?" derdi..
Ece "su" isterdi..
Ece'nin su içtiğini gören Cemik "ben de istiyorum" derdi..
Aynı şişeden içerlerdi..
Sonra belki çimlere yayılırdık..
Cem takla atmaya çalışırdı..
Ece onu taklit ederdi.
Belki çıkıp sahneye şarkı söylemek istemezlerdi ama eminim dans ederlerdi..
Ve eminim, adım gibi eminim öperlerdi birbirlerini defalarca..
Kardeş...
"Ece, benim kardeşim" derdi Cem..
"Seni çok seviyorum" derdi..
Zaten hep diyordu..



22 Nisan 2014 Salı

Öyle neşeli, öyle güleç bir çocuktu ki..

Dün gece kabus gördüm..
Ama mutsuz uyanmadım..
Aslında uyandığımda gece kabus gördüğümü de hatırlamıyordum.. O yüzden kötü uyanmadım..
Banyoda dişlerimi fırçalarken geldi aklıma gördüğüm kötü rüyalar.. Hiç olmayacak bir şeyden bir anda beliriverdi aklımda..
Mutsuz olmadım hatırlayınca.. "Rüyaydı işte, ne de saçmaydı hatta" diye düşündüm..
Sonra kapattım gözlerimi, bir daha baktım aynaya, "Ece'yi de görmüş müyümdür?" diye düşündüm..
Görmemişim.. 
Galiba...
.
Dün gece arkadaşlarımız vardı.. Seko, Begüm, Anıl.. Bahçede oturduk.. Yemek için bir şeyler hazırladık, hava da güzeldi, bahçede yedik yemeği. Gece geç saate kadar oturduk hep beraber..
Espriler yapıldı, komik anılar anlatıldı.. Bayağı güldük.. Hatta bazen çok güldük.. 
.
Bir yandan içim yanarken bir yandan kahkaha atmayı bünyem biraz yadırgadı galiba.. Keyfim oldukça yerindeyken birkaç kere hiç beklemediğim şekilde Ece düştü aklıma.. Bir anlık acı.. Sonra hemen kovaladım acıyı.. Ama Ece'yi değil.. Sohbete konsantre olmaya çalıştım.. Bildiğin çabaladım.. 
Bahçe lambasına gelen bir kelebeği "bu Eceymiş meğer" diye düşündüm.. "Ben mutluyken daha çok yanımda" diye inandırdım kendimi..
.
Sonra ne geldi aklıma.. 
Ali dedem "kötü hastalık" yüzünden -ya da vesilesiyle- ayrılmıştı bu dünyadan.. Ona bakan Gürcü bir bayan vardı o zaman.. Adı, Lela.. 
Dedem gittikten sonra uzun süre anneannemi yalnız bırakmadık.. Torunları, çocukları, damatları, gelinleri evdeydik.. Komşular, akrabalar...
Biz torunlar olarak oturma odasında oturuyorduk bir gece.. Televizyona bağlı olan videodan çocukluk kasetlerimizi çalıştırdık.. 5 yaşındaki 10 yaşındaki hallerimiz.. Şapşallıklarımız, tiplerimiz.. 
Tabii normal olarak bizim odadan kahkahalar yükselmeye başladı.. 
Sonra haber geldi içeriden, anneannem kızmış.. "Gülmesinler böyle" demiş, "saygısızlık etmesinler"..
Sonra Lela bir laf söyledi bana.. "Cenaze evinde gülmek büyük sevapmış. Giden de rahatlarmış." dedi..
Biz, "giden dedeme" olan saygımızı kanıtlamak için değil, anneanneme olan saygımızdan sustuk.. 
Sustuk ama ben Lela'ya hak vermiştim..


Ece öyle neşeli, öyle güleç bir çocuktu ki..
O gittikten sonra eve çöken sessizlik gücüme gitti.. Odasındaki karanlık..
Hemen daha o gün -galiba, ya da ertesi gün?- girdim odasına, topladım son kez odasındaki ufak tefek dağınıklığı.. Panjuru açtım, pencereyi açtım.. Sonra hemen, bir gün önce giydiği kıyafetleri dolaba ayrı bir yere kaldırdım, pencereden giren temiz hava kokusunu alıp götürmesin diye.. Abisiyle beraber oynadığı son oyuncakları yerlerine koydum. Daha da fazla duramadım odada, sanki görevimi yerine getirdim, arkama bile bakmadan çıktım odadan.. Kapattım kapısını.. Yine girdim çıktım ara ara, ama bakamadım yatağına.. Dayanamadım..
.
Sonra başka bir gün, salon çok sessiz geldi.. Televizyonu mu açsak, müzik kanalı mı açsak ne yapsak diye saçmalarken buldum kendimi.. En neşeli şarkı çalsa gelir miydi ki sanki evin neşesi geri? Gelmezdi.. Açmadım o yüzden.. Ece'ye olan saygımdan değil, bir işe yaramayacağından..
.
Ecey ördeğim gitti.. Ona olan saygımı, sevgimi, özlemimi, hissettiğim acıyı kimseye sergilemek zorunda değilim.. 
Hepsi bende.. Ece öyle neşeli, öyle güleç bir çocuktu ki.. O da benim gülümsememi isterdi..
Hiç kıyamazdı bana.. Ben de ona kıyamazdım..
.
.

21 Nisan 2014 Pazartesi

Bir gün gelecek, hayat eskisi gibi devam edecek..

Bugün bir ay olmuş..
Bana sorsan 2 ay geçmiş gibi..
Sanki günler hızla geçiyormuş gibi hissediyorum ama aslında geçmiyor.. Sanki inadına geçmiyor...
Seneler uçsun gitsin istiyorum, ama gitmiyor..
Günler geçmek bilmiyor..
.
Her gün daha azalıyor acım sanki.. Hani şu yanan 40 mum var ya.. 31i söndü.. Ondan galiba.. Acı azalıyor ama özlem çığ gibi büyüyor.. İnsan kabulleniyor ama tekrar kavuşma, sarılma, öpme istediği her gün daha da çoğalıyor..
.
Hayat devam ediyor işte..  Bugün bir ay oldu..
Bugün kendi dükkanıma geldim.. Hala yüzümü yerden kaldıramıyorum yürürken.. Kimsenin yüzüne bakasım, kimseyle göz göze gelesim yok.. Biri bana dokunmuyorken iyiyim, biri bana dokundu mu gözyaşlarım akıp gidiyor.. "Dokunsan ağlayacak haldeyim" yani..
Buradaki insanlar.. Hepsi Ece'yi biliyorlar.. Ece buraya geldiğinde bütün dükkanlara girip çıkıyordu.. Şalları dağıtıyor, yüzükleri parmaklarına takıyordu..
"Havalar iyice düzelsin de getireyim" diyordum kendi kendime.. Hayal olarak kaldı.. Ertelenen her şey bir gün hayal olarak kalabilir..
.
Dün Ildırı yolundaki gölete gittik Doorstepping'ler sayesinde.. Ördekler vardı gölette.. Ekmek attık onlara.. Ördeklere...
Evde kalmak iyi gelmiyor.. O yüzden durmuyoruz evde.. Ama bir gün gelecek o da olacak.. Evde kalmak, eskisi gibi; dinlenmek, huzur bulmak anlamına da gelecek. O da olacak..
.
Hayat devam ediyor.. Şu an canım istemiyor ama bir gün gelecek yine müşterilerle uzun uzun sohbet edip elimdeki enstrümanı satabilmek için çalacağım.. Şu an içimden gelmiyor mesela ama bir şeyler yapıp yine bu blogda paylaşacağım.. Şimdi içimden gelmiyor ama belki bir gün yine oje süreceğim ya da güzel bir makyaj yapacağım.. Şimdi içimden gelmiyor ama muhtemelen yine bir gün eğlenmek için dışarı çıkacağım, kafamı dağıtmak için değil.. Bir gün yine tat alarak yemek yiyeceğim ya da bir gün bir yemeği gerçekten canım çekecek..
Bilmiyorum bir gün tekrar şarkı söyleyerek ev işi yapabilecek miyim? Ya da bir şarkıyı söylerken ağlamadan durabilecek miyim? "Akşam olsa da eve gitsek, bahçede bir keyif yapsak" diyebilecek miyim? Apar topar yemek yedikten sonra heyecanla kocamla playstation başına oturabilecek miyim? Yurt dışı, yurt içi gezilerini hevesle planlayabilecek miyim? Denizde yüzerken serinleyebilecek miyim? Bir daha gerçekten canım acıyacak mı? "Bugün çok eğlendim" diyebilecek miyim? Ya da "bir günü" iple çekebilecek miyim? Whatsapp'tan yolladığım gülen yüzleri hissederek yollayabilecek miyim? Aynaya bakıp kendimi güzel bulabilecek miyim? Ya da aynaya her baktığımda Ece'yi görmemeyi becerebilecek miyim? Muhtemelen bir gün olacak.. Çünkü hayat devam ediyor..
.
İlk günkü gibi değilim.. Şok geçti.. İnanamama geçti. Kabullenememe geçti.. Acı azalıyor belki ama.. Çoğalan şeyin adı sadece "özlem" olamaz.. Geçenlerin yanında bir de delicesine büyüyen bir "şey" var.. Adı yok.. Adı Ecey ya da.. Ecey büyüyor içimde her geçen gün..
.
Belki siz benden daha çok acı çekiyorsunuzdur hatta.. Kendinizi benim yerime koyuyorsunuz.. Anne baba olanlar bugün, anne baba olacaklar bir gün "ya ben olsaydım" sorusunu soruyorlar kendilerine.. "Ya benim de başıma gelirse?" diyorlar.. Bir anlık benim yerime geçiriyorlar kendilerini..
Tahmin edebiliyorum o an ne hissettiklerini.. Korkunç bir acı.. Başından aşağıyla kaynar su dökülüyormuş gibi bir his.. Boyundan bele doğru inen bir sızı, burun sızlaması, akan göz yaşları..
Benden daha çok acı çekiyorsunuzdur belki de.. Çünkü korkuyla yaşamak çok zor..
.
Benim başıma gelen geldi.. Her şey oldu bitti.. Her şey bitti.. Çaresi yok, geri dönüşü yok. Zaman ve inancım benim ilacım..
Ama bu korkuyla yaşanmaz güzel arkadaşlarım.. Eğer öyle olsaydı ben yaşayamazdım.. Ya da benim gibi kayıplar yaşayan başka anneler, babalar.. Bir evladımı uğurladım, ya diğeri de giderse diye yaşayamayacağım gibi, siz de "ya ben olsaydım, ya olursa?" diye yaşayamazsınız.. Olmayacak.. Allah isterse eğer, Cemik sağlıkla büyüyecek.. Biz de büyüyeceğiz.. Ya olursa ya olmazsa diye yaşayamaz insan.. Hasta olur.. O yüzden bunları düşünmeyi hem size hem kendime yasaklıyorum bugün.. Ayrıca evet, doğru bir söz daha, "Korkunun ecele faydası yok".
.
Bugünden itibaren daha iyiyim.. Daha "Ecey dolu" ama daha az üzgünüm.. Kızım için, Cemik için, Kocam için, kendim için çok daha iyiyim bugünden itibaren..
Kimsenin beni üzgün görüp de üzülmesine dayanamıyorum.. Kimseye kıyamıyorum..
Kendimden sıkıldım.. Üzgünsem üzgünüm.. Mutluysam mutlu.. Yüzüme yerleştirdiğim yapmacık gülümsemeyi bundan sonra sahici hale getirmeye çalışacağım.. Çünkü her şey bu kadar gerçekken yapmacık olan gülümsememden de sıkıldım..
Daha fazla gülümseyeceğim bundan sonra ama zorla değil, içimden gelerek.. İçimden gelecek olan "o mutluluk" çünkü zaten içimde şu an.. Biraz benim, biraz Can'ın, biraz Cem'in içinde..
.
.
Şimdilik daha iyiyim, ama daha bir Ecey doluyorum.. Bu da zamanla değişecek..
Bir gün gelecek, hayat eskisi gibi devam edecek..
.
.

18 Nisan 2014 Cuma

Yağmurla Gelsen Bana..

Hani bir dizi vardı bir zamanlar..
Şimdi olsa belki yüzüne bile bakmayacağım bir dizi.. "Ruhsar".
Hande Ataizi ve Cem Davran oynuyordu yanlış hatırlamıyorsam..
Ruhsar, hayatını kaybetmiş bir kadın.. Cem Davran da onun eşi.. Dizide Ruhsar sık sık gelip kocasına görünüyordu..
Sadece dünyanın bir yerlerinde yağmur yağdığında gelebiliyordu...
.
.
Dün gece İzmir'e çok yağmur yağdı.. Şimşekler çaktı, gök delindi.. Bir yandan "Allah açıkta olanlara yardım etsin" diye düşünürken, bir yandan da "acaba benim Ecey'im de gelir mi Ruhsar gibi yağmurla bana?" diye düşündüm bütün gece... Ne güzel olurdu.. Gelirdi giderdi, belki büyürdü belki hep öyle kalırdı.. Sarılırdı, öperdi.. Belki "anne" bile derdi.. Ece bana hiç "anne" demedi..
"Baba" dedi. "Su" dedi. "Mama" dedi. "Deldiii" dedi. Naz'a "Na" dedi. "Çiş" dedi ama "ANNE" hiç demedi.. Belki de deseydi daha zor olurdu benim için.. Her şeyin bir sebebi olduğunu düşünüyorum artık.. Cemik Ecey kadarken anne diyordu.. Belki de Ecey benim için tuttu kendini, demedi bana hiç anne.. Kıyamam.. O da bana kıyamazdı.. Anne diyemedi bana kızım..
.

Yine göremedim rüyamda..
Belki de görüyorumdur da unutuyorumdur..
Can'la konuştuk.. "Çok özledim, keşke rüyamda görsem" dedim.. "Ben istemiyorum" dedi.. "Hani sana da oluyordur, insan kötü bir rüya görür, bir kabus görür ve uykudan uyanıp rüya olduğunu fark edince şükreder, çok sevinir. Ben tam tersinden korkuyorum, kızımı görüp uyandığımda rüya olduğu için çok üzülmekten korkuyorum." dedi. Haklı..
Ama ben o üzüntüye razıyım. Birkaç dakikalık mutluluk için saatlerce, belki günlerce tekrar tekrar üzülmeye razıyım..
Ama belki de Ecey ördeğim benim üzülmemi istemediği için gelmiyordur..
O beni düşünüyordur, biliyorum..
Hissedebiliyorum..
.
.
Not: Çok fazla mail alıyorum.. Hepsini başlığından son cümlesine kadar okuyorum.. Bazısında çok duygulanıyorum.. %90ına çok istememe rağmen cevap yazamıyorum.. Ama hepsini okuyorum..
Yazacağım.. Daha da iyi olduğumda oturup hepsine cevap yazacağım.. Sanmayın umursamıyorum, sadece o kuvveti bulamıyorum bazen kendimde.. 
Bloga gelen bazı yorumları yayınlamıyorum.. Güzel yüreklilikle yazıldıklarını, benim yarama tuz basmak için değil, bazı şeyleri paylaşmak için yazıldıklarını biliyorum, onlara da çok teşekkür ediyorum.. O yorumları yayınlamamamın tek sebebi var.. Tepki çekebilecek yorumlar olması.. Burada ufak tartışmalar olmaması için de yayınlamıyorum ama onlara da çok teşekkür ediyorum.. "Kızacaksın biliyorum ama.." diyen maillerin, mesajların hiç birine kızmıyorum.. Çok ama çok teşekkür ediyorum.. Şu an yapabildiğim tek şey bu..


17 Nisan 2014 Perşembe

Ne diyeceğim?

Soracaklar.. "Kaç çocuğunuz var?"
-18 aylık bir kızım, 3 yaşında da bir oğlum var..
-3 yaşında bir oğlum var.
-3 yaşında bir oğlum var, yaşasaydı 18 aylık da bir kızım vardı.

Ya da Cemik'i göstererek soracaklar.. "Sizin oğlunuz mu?"
-Evet, benim oğlum, bir de kız kardeşi var..

Internette bazı videoları izlemeden önce tek soruluk anket yapıyorlar..
"3 yaşın altında çocuğunuz var mı?
-Var
-Yok

Bazen bir müşteri gelirdi dükkanın önüne, kucağında Ece kadar bir kız çocuğu..
O kadar gururla söylerdim ki.. "Benim de bir kızım var. Bir de onun abisi."
Şimdi ne diyeceğim? Var desem olmaz, yok desem hiç olmaz..
Vardı, yok oldu da diyemem ki.. "Bana ne!" derler adama.. Ya da birkaç saniye benim için üzülürler belki.. Onu da istemem.. Çenemi tutup hiçbir şey dememek daha doğru belki ama yapabilecek miyim bakalım?
Ne diyeceğim bilmiyorum.. Ne yapacağımı bilmiyorum..

Bir gün gelip de Cem'e "kardeşin var mı senin?" diye sorarlar mı? Cem ne der?
-Vardı, gitti, bir daha geri dönmedi.
-Yok.

Yok demesin..
Onun bir kardeşi, bizim de bir kızımız var..
Gitti, keşke gitmeseydi..
Ama gitmesi onu "yok" etmez ki..
Var..
Ece var..

Çok özledim.. Göremiyorum rüyamda..
Çekmecemde duruyor en son giydikleri.. Çorapları..
Hala birazcık Ece kokuyorlar.. Her sabah kokluyorum azıcık.. Korkuyorum çok koklarsam tüketirim diye..
Katlamadım bile.. Öylece duruyorlar..
Kıyamıyorum elime almaya..
Benim kokum siner diye sarılıp uyuyamıyorum..
Çok özlüyorum..
İsyan etmiyorum..
Ama keşke böyle olmasaydı..
.

16 Nisan 2014 Çarşamba

Cem Değişti..



Cem çok değişti..
Büyüdü..
Özellikle son birkaç gündür inanamayacağım kadar çok büyüdü..
Olgunlaştı..
.
Ya da galiba normale döndü.. Evdeki hengame ve ilgi alaka yüzünden şımarmıştı çok.. Sürekli bir şeyler tutturuyor, yemeğini yemiyor, yatmak istemiyordu..
Bir haftadır daha sakin..
Geceleri daha huzurlu uyuyor.. Kabus görmüyor..
Sabahları mutlu uyanıyor.. Bazen, erken kalktıysa yanımıza gelip bizimle yatmak istiyor.. Yemeklerini yiyor.. Bir şeyleri tutturmuyor. Tuttursa bile bunu ağlayarak yapmıyor, konuşarak bizi ikna etmeye çalışıyor..
Makul şeyler istiyor..
Adam gibi konuşuyor..
Beni soruyor..
.
Dün boynum tutuldu.. Hem de kötü... Bu sabah yataktan kalkamadım.. Başımı bile oynatamadım..
Yataktan kalkmaya çalışırken ister istemez canımın yandığını gördü..
"Ne oldu anne?" diye sordu.. "Boynum tutulmuş annecim" dedim.. "Neden?" diye sordu.. "Bilmem, yere basmışım galiba ondan olabilir" diye saçmaladım..
Bi 5-10 dakika sonra yanıma gelip "anne geçti mi boynun?" diye sordu.. "Daha geçmedi annecim" dedim..
"İlaç aldın mı?" diye sordu. "Alacağım şimdi" dedim..
.
Beni merak etti.. Bana üzüldü.. Okula giderken, yolda birkaç kere daha sordu..
Kıyamam..
Ben ona kıyamam.. O da bana kıyamaz..
.
Cem hiçbir zaman aşırı sevgi gösterisinde bulunan bir çocuk olmadı.. Gelip gelip sarılmaz, kucakta durmaz, şapır şupur öpmezdi.. Anca "gel de bi öp" dersen gelir öperdi. Ya da "sarıl annecim" dersen sarılırdı..
Bir tek Ece'yi hep isteyerek, kendi kendine gider gelir öperdi..
.
Ece, Cem gibi değildi.. Kız çocuğuydu işte.. Biz öyle diyorduk kendi kendimize.. Gelir gider sarılır, öperdi bizi.. Özellikle babasına çok düşkündü.. Kız çocukları babalarına düşkün olurmuş ya..
Öperken bütün salyalarını yanaklarımızda, dudaklarımızda bırakırdı.. Öyle bir sarılırdı ki kuvvetine şaşardık..
.
Şimdi Cem çok değişti..
Gelip gidip kucağıma tırmanıyor.. Sarılıyor.. Hiç durmadan sarılıyor hatta. Öpüyor bol bol..
Öyle herkese de gitmiyor.. Sanki özellikle bana, babasına gösteriyor sevgisini..
"Annecim seni çoooookkk seviyorum" deyip duruyor.. Bu lafları çıkarları için değil, içinden geldiği için kullanıyor.. Biliyorum.. Hiçbir sarılmanın, öpücüğün, sevgi gösterisinin arkasından bir şey istemiyor.. Eskiden isterdi..
Cem değişti.. Kardeşinin sevgisinden mi acaba? Ece sevgi dolu hallerini kardeşine mi miras bıraktı acaba?
.
Birkaç gece önce, Cem'i gece çişe kaldırdığımda, uykusunun arasında kocaman bir öpücük kondurdu yanağıma..
Sanki Ece öpmüş gibi oldum.. Aynı zamanda da Cem'in sevgisi içime işledi..
İkisi de bir ama ikisinin de yeri başka..
Cem ve Can..
Benim en büyük dayanaklarım..
Onların sevgisine daha da çok muhtacım bundan sonra..
Can zaten bunu biliyor, Cem de hissediyor galiba.
İyi ki varlar..
Şükür...


15 Nisan 2014 Salı

Bir sabah neşeyle kalkıyorsun yatağından...

Bir sabah neşeyle kalkıyorsun yatağından...
Ve o, son neşeyle kalkışın oluyor...
.
.
Hiçbir zaman korkusunun üzerine gidebilen bir insan olmadım.. Hiç ısrar etmedim kendime.. Sıkmadım kendimi..
Beni tanıyanlar bilirler hamamböceği korkumu.. Korku diyemem de, fobi işte.. Başka bir şey..
Anne olduktan sonra, içgüdüsel olarak mı bilmiyorum biraz yenmeye başladım bu fobimi.. Belki hayvani bir içgüdü bilemiyorum.. Belki de doğrusu, doğalı bu.. Benim en korktuğumdan çocuklarımı koruyabilmek için galiba.. Böcek deyip geçmeyin, benim elimi ayağımı boşaltıyor, dizlerimin bağını çözüyor, gözlerim kararıyor..
Örümcek, çıyan, yılan, akrep yapmıyor böyle beni.. Biliyorum o hayvancağızın bana hiç bir zarar veremeyeceğini, belki de onun benden daha çok korktuğunu ama işte.. İnsan anlatamıyor her zaman kendine bunları.. Ne kadar korkarsan kork günün birinde karşına çıkıyor.. Engelleyemezsin.. Belki de o seni bulmadan, sen onun üzerine gitmelisin..
.
.
Dün ilk defa evde yalnızdım.. Sadece ben..
Ev daha doluyken, kalabalıkken korkmaya başladım yalnız kalmaktan.. Nasıl bir boşluk bekliyor acaba beni diye düşünüyordum.. Yalnız kalınca da şu an olabildiğim kadar kuvvetli olabilecek miydim? Korkuyordum yalnız kalmaktan.. Düne kadar hiç yalnız kalmamıştım..
Bir gün olacaktı ama.. Dedim "mecburen yalnız kalacağıma" kendi istediğimle yalnız kalayım bari.. Can "şimdi yalnız kalma zamanı değil" dedi önce.. Mazeretim de önceden hazır "evi toparlamam lazım biraz, hiç düzen kalmadı, sıkılıyorum". "Tamam" dedi, ne desin..
Sonra yemedi.. Bir korku doldu içime.. En yakın arkadaşım, Zehrum'u aradım facetimedan.. Saatlerce konuştuk.. Bir yandan evi topladım, bir yandan da konuştuk.. Öğlen yemeğimizi beraber yedik.. Kahvemizi beraber içtik.. Yalnız kalmadım yine dün.. Yemedi.. Korktum...
.
.
Bugün ikinci deneme..
Bugün Zehru'yu aramayacağım dedim kendi kendime.. Sabah whatsapp'tan bir mesaj geldi. Rüyasında Ece'yi görmüş.. Dayanamayıp aradım hemen.. Anlattı rüyasını.. Biraz ağladım.. "Anlatmasa mıydım acaba?" diye üzüldü.. "Hayır, iyi ki anlattın" dedim.. İyi ki anlattı çünkü biraz hayal ettim o anlatırken.. Günlerdir görmüyorum kızımı rüyamda.. Belki de kıskandım mı acaba? Yok, hoşuma gitti..
.
Zehruyla görüşmeyi bitirdikten sonra, bir dizi açtım internetten..Kafam dağınık kalsın dedim.. Yani yine cesaret edemedim yalnız kalmaya.. Elimde ipadle dolaştım odaları, topladım etrafı..
Ece'ye ait çok az şey var ortalıkta.. Ama onu aklıma getirecek olanın, ona ait olmasına gerek olmadığını gördüm.. Son hatırladığım Cem'in pijamalarına sarılıp hüngür hüngür ağladığım.. Birkaç kere de kendi sesimi duydum.. Başkasının sesi gibi.. "Ece geri dön" diyordu.. "Neden gittin kızım" diye ağlıyordu..
Ağlayan mı bendi, yoksa sesini duyduğum mu bilmiyorum..
Tek bildiğim zor olduğu...
.
.
Yalnız kalsan da zor, kalabalık olsan da.. Kafan dolu olsa da zor, olmasa da.. Ece'nin fotoğraflarına bakması da artık zor, bakmaması da...
Hayallerimi unutması zor..
Özlememek imkansız..

12 Nisan 2014 Cumartesi

Bir Varmış Bir Yokmuş

Dün bir kargo geldi bana..
Canım "banyosuyu" Nesteren'den..
Önce yazdığı mektubu okudum..
Sonra hafif titreyerek yolladığı masal kitabını aldım elime..


Gülümsüyordum okurken ama gözerimden de yaşlar akmaya başladı..
O kadar çok istedim ki sana sarılmayı Nesteren...
.
.
Ece'nin gittiği gün hastaneye yetişmeye çalışırken biliyordum ben her şeyin bittiğini..
O yüzden sımsıkı sarıldım kızıma yol boyu.. O yol hiç bitmesin istedim..
Saçlarını okşadım.. Öptüm..
Vedalaştım..
.
Eve getirdiklerinde beni, ellerim bomboş kalmış gibi hissediyordum..
Avuçlarıma bakıyordum sürekli..
Masal gibiydi her şey hayatımdaki.. Çok güzeldi Eceyle.. O varken tamdı sanki her şey.
Ece bir zamanlar vardı, şimdi yok..
Bir vardı, bir yok..
Bir varmıştı, bir yok..
Cemik'in tabiriyle: "Bişey varmış, bişey yokmuş"


Bir varmış bir yokmuş işte..
Kızım bir masal prensesiymiş meğerse.. 
Bu masal da burada bitmiş..
Kurbağa prense, çirkin güzele, kızım da meleğe dönüşmüş..



11 Nisan 2014 Cuma

Bir Tek Ölümün Çaresi Yok


Her şeyin anlamı değişti..
Bazılarının anlamı derinleşti, kuvvetlendi..
.
Annem, bir şeye canımı çok sıktığımda "üzülme annecim, çözülmeyecek sorun değil bu, bir tek ölüme çare yok" derdi.
Ne kadar doğru.. Gerçekten de bir tek ölüme çare yok..
İnsan beyni öyle acayip çalışıyor ki.. Bir sorunla karşılaştığında hiç durmadan çözüm üretmeye çalışıyor.. Çoğu zaman da buluyor.. 
Ece gittiğinde benim beynim de olağan üstü bir çaba sarf etmeye başladı.. Hiç durmadan çözüm arıyordu..
Ne yapsam? Nasıl yapsam? 
Bize ne iyi gelir? Ne hayata bağlar? Ne umutlandırır? Ne mutlu eder? Günler nasıl daha hızlı geçer? Uyusam mı daha hızlı geçer, bir işe yoğunlaşsam mı hızlı geçer? Bu acı nasıl son bulur? İlaç içsem mi iyi gelir, içmeyip durmadan ağlasam mı? 
Hala daha cevabı yok ama bir arayış var biliyorum..
Kötü olduğum anlarda ağzımdan sadece tek bir cümle çıkıyor.. 
"Ece geri gelsin".
.
Eşim, her sıkıştığımda bana yol gösterir, mutlaka sorunumu çözer..
Ama Ece'nin gidişinde o bile hiçbir şey yapamadı.. "Bişey yap Can" dediğimde yapamadı.. 
Kimse yapamadı.. Yapamaz.
Yapacak hiçbir şey yok..Çünkü bir tek ölümün çaresi yok.
.
Canım bir şeye çok sıkıldığında "bir tek ölüme çare yok" lafından çok, bana yine annemin hep söylediği "dünyanın sonu değil ki annecim" lafı iyi gelirdi..
Şimdi bu olaydan sonra kimse bana bu iki cümleyi de kuramıyor.. İlki zaten olmaz, çünkü çaresi olmayan tek şeyi yaşıyoruz. İkincisini söyleseler "keşke dünyanın sonu gelmiş olsa" derdim..
En azından bizim için.. Ya da benim için..
Keşke dünyanın sonu gelmiş olsaydı..
.
Dün gece Cemik rüyasında Ece'yi görüyordu galiba.. Cem'in sesini duyunca, gidip yanına uzandım.. Önce sıkı sıkı sarıldı bana.. Sonra rüyasına devam etti..
Gülümsüyordu sürekli.. Belli ki Ece'yle oynuyordu.. "Aaa yapma Ecee" diye kıkırdıyordu.. 
Belki Ece onu gıdıklıyordu.. Ellerini havaya doğru uzatıp "yapma Ece" derken ellerini sallıyordu.. Evet, belli ki Ece onu gıdıklıyordu..
.
Pedagoglar kendisi sormadıkça siz bir şey söylemeyin dediler. Cem'in yaşı öyle limitte bir yaşmış ki çok kolay atlatabilirmiş bu durumu. 
Cemik bize artık hiç Ece'yi sormuyor.. Zaman mevhumumu yitirdim ama sanırım bir haftadır hiç Ece'yi sormadı.. Cemik'i tanıdığımız için normal buluyoruz aslında bu durumu.. 
Pedagoga, Cem'in, uykusunda Ece'nin adını söylediğini, onu çok özlediğini sayıkladığını söylediğimizde "çok kuvvetli bir çocukmuş, kendi içinde çözmeye çalışıyor" gibi bir şey söyledi.
Keşke içinde çözmeye çalışmasa.. Keşke daha çok sorsa.. 
Birden fazla doktor ile görüştük Cem için.. Hepsinin söylediği en büyük ortak nokta, "sadece sorduğu zaman konuşun ve Ece'nin dönmeyeceğini kesin bir dille söyleyin" oldu. "Umutlanmasın" dediler.. Ölüm kavramını anlayamayacakları ve bilmedikleri için kabullenmeleri daha kolay olurmuş. 
Benim tanıdığım Cemik, Ece'nin dönmeyeceğini kabullendi bence, o yüzden gün içerisinde iyi. Eski haline dönmeye başladı. Ece'nin dönmeyeceğini kabullendi ama bu özlem duygusunu bastırabilecek bir şey değil ki onun için...
O yüzden bazen benimle dertleşsin istiyorum, "özledin mi annecim kardeşini?" diye sormak istiyorum.. Ya da "gece rüyanda ne gördün?" diye sormak istiyorum..
Ama Cemik daha çok küçük. O zaten bana destek oluyor, elinden gelenin fazlasını istemek hem haksızlık hem bencillik olur.. O yüzden laf dinliyorum.. Bu işin uzmanları "çocuk sana gelirse konuş, gelmezse zorlama" diyorlar.. 
Ben de laf dinliyorum..
.
Öyle işte..


10 Nisan 2014 Perşembe

Tek Bir Kare


Her gün fotoğraflarına bakıyorum.. 
Doyamıyorum bakmaya..
Her gün bir fotoğraf paylaşmak istiyorum..
İstiyorum ki bir arşivim de burada olsun..
Baktıkça gülümseyeyim, özledikçe bakayım.. 
Ama bir gün bitecek bu fotoğraflar.. Binlercesini çekmek yetmezmiş diyorum, keşke milyonlarcasını çekseymişim..
Bulanık fotoğrafları bile silmem ben.. Boş bir karede parmağının ucu görünüyorsa da silmem fotoğrafı..
Var.. Çok fotoğrafı var ama bir gün bitecek..
Çünkü sayılı..
Ve Ece hep aynı kalacak.. Hiç büyüyemeyecek..
Benim Ece'yle birlikte çekilmiş sadece birkaç tane fotoğrafım var.. Çünkü bizim evde elinde fotoğraf makinesiyle dolaşan hep ben oldum.. 
İkimizin tek bir düzgün fotoğrafı bile yok..
Ana Kız güzel bir fotoğrafımız yok..
Keşke olsaymış..
.
.
Keşke böyle olmasaymış..

9 Nisan 2014 Çarşamba

"Abi" Bisikleti

Ece'nin yaşı hep aynı..
Ama Cem, Cemik'im büyümeye devam ediyor.. 

Dün anneannesi ona "büyük adam bisikleti" aldı.. Eskiden olsa "abi bisikleti" derdik..
Ne garip.. 
Artık evde kelimeleri seçerek kullanıyoruz.. Doya doya "Ece" diyemiyoruz.. Cem'e "ama sen abisin" diye başlayan cümleler kuramıyoruz.. "Kardeş, kardeş payı" kavramlarını kullanmaya cesaretimiz yok.. 
Benim içimden Cem'e sarılırken, "ah annecim, çok özlüyorum kardeşini" demek geliyor ama diyemiyorum..
Bazen sadece onunla dertleşmek istiyorum ama yapamıyorum.. 
.
.
Cem'in doğum gününde Bernuş ablası iki tane su kaplumbağası hediye getirmişti.. Adları da "Cem ve Ece olsun" demişti.. Biz de "tamam" demiştik ama hiç onlara adlarıyla seslenmedik.. Cemik onlara "kapkurbalar" dediği için öyle kalmıştı isimleri...
Sonra biz onlara rahat rahat yüzebilecekleri, tepesine çıkıp lamba altında güneşlenebilecekleri bir taşı olan, su filtreli, ısıtıcılı bir akvaryum yaptık..
Dün temizlik zamanıydı.. Akvaryumu temizlemek için boşalttım.. Kaplumbağaları da bir leğene koyup Cem'e verdim göz kulak olması için..
Cem onlarla konuşmaya başladı.. Hem de isimleriyle.. "Ufak olana Ece, büyük olana Cem" dedi.. "Ama Cem Ece'nin yemeğini yiyorr" dedi.. 
Bu hayvanlara verilen ismi bir sefer söylenmesine rağmen aklında tutabilen bu çocuk, kardeşinin yokluğunu nasıl hissediyor acaba? Biliyorum, Cemik o kadar ince düşünceli bir çocuk ki, beni üzebilir diye bile sormuyor olabilir.. 
Belki de Cemik bizden çook daha fazlasını biliyor.. Ama bu dünyadaki düzeni bozmamak için anlatmıyor..
.
.
Küçük abi ve melek kızım.. İyi ki varsınız annecim..

7 Nisan 2014 Pazartesi

Bir Kere Benim Yerime Koy Kendini..

Acımı paylaştığımda binlerce insan, yani bu satırları okuyan herkesin duasını üzerimde hissettim.. Kuvvetli kalabildiğim anları aileme ve hiç tanımadan sevebildiğim dostlarıma borçlu olduğumu biliyorum...

Ece gittikten sonra kendimi çok ince bir ipin üzerinde buldum..
Ya gerçekten -ki hala daha bazı anlar bu his geliyor- blogumu, instagram hesabımı, herşeyimi kapatıp, yatağın içine girip ecelin beni gelip götüreceği anı iple çekerek bekleyecektim, ya da Cem için, eşim için başarabildiğim kadar Ecesiz kalan hayatıma devam edecek, hatta zevk alarak devam edecek ve sonunda da kızıma kavuşacaktım..

Ben ikincisini seçtim.. Hiç de zor olmadı bu seçimi yapmak çünkü inandıklarım var.. İnançlarım var.. 

Birçok kişi, hatta şöyle söylemek daha doğru olabilir, birkaç kişi hariç herkes, beni kendi yerine koyarak acımı hissetti ve paylaştı.. Biliyorum..

Bu bloga yazma sebebim de içimi dökme isteğim.. Bir çoğunuzun dediği gibi "buna kimse karışamaz". 
Benim yazma isteğime, özgürlüğüme kimse karışamaz ama yazdığım yazılara yorum almak isteyip istememek tamamen benim tercihimde olan bir şey ve ben bu olaydan sonra yazdığım hiçbir postu yoruma açık bırakmadım..

Başka yazılarımın altına dayanamayıp yorum bırakanlar oldu.. Ama içlerinden birinin yazdıkları içimi öyle acıttı, öyle kanattı ki.. Anlatamam..
Nefes alamadım okuyunca, kalbim sıkıştı.. Ölüyorum sandım..


Bir de ahkam kesmiş 0-4 aylık bebeklerde olur diye.. İlk iki cümle arasında bile tutarsızlık var.. İlk cümle bu kadar netken nasıl sen ikinci cümlene "genelde" olarak başlayabildin? Böyle bir yorumu yazma hakkını sana ancak diploma verebilir diye düşünüyorum.. Doktor musun acaba? Google'a girip de böyle bir mesaj yazmadan önce "en azından bir araştırayım" demedin mi? Gerçi galiba bakmışsın.. Bakmışsın ama okumamışsın.. Muhtemelen "ani bebek ölümü" yazınca google'nin "ani bebek ölümü sendromu" olarak tamamladığı tabiri aratmışsın.. En üstte çıkan linke tıklamışsın.. Ama iyi okuyamamışsın.. Bak ne yazıyor orada? "En sık olarak bebeklerin yaşamının ilk dört ayında, genellikle sonbaharda, kışın ve ilkbaharın erken döneminde gerçekleşir." Bunu okuyup belli ki anlayamamışsın..

"Ne bir otopsi ne bir araştırma yapılmadan bu minik yavru nasıl gömülür?" diye isyan etmişsin.. 
Benim bebeğimi benden çok düşünmüşsün öyle mi?
Nereden biliyorsun otopsi ve araştırma yapılmadığını? Düşündün mü hiç acaba sabahın erken saatlerinde yavrusunun cansız bedenini bulan bu insanlar neden ertesi gün ancak öğleden sonra toprağa verebildiler yavrularının bedenini?
Sence keyfimizden mi kavuşamadı benim güzeller güzeli kızımın bedeni aynı gün toprakla?

Sen benim 3 yaşındaki oğlumu ne kadar, 18 aylık kızımı ne kadar tanıyorsun?
Benim 3 yaşındaki hareketli oğlum 3 kere düştü ve 3 kere yüzünü bir yere vurdu.. Ama haklısın çocuk dediğin düşmez.. Sen herhalde hiç düşmeden büyüdün.. Hatta yürümeyi öğrendikten sonra da düşmemişsindir hayatında.. 

Benim kızım beşiğine kendi tırmanıp kendi inebilen bir bebekti.. Diyelim ki abisi Ece'nin odasına girdiğinde Ece uyanmadı ve abisi onun beşiğine tırmandı.. 18 aylık bir bebek uyanmaz mı sanıyorsun? Hadi uykusu çok derin diyelim -ki değil, yatağa çıkınca uyanmadı, öpünce uyanmadı, seslenince uyanmadı, dürtünce uyanmaz mı sanıyorsun? Belki uykusu çok çok derin çocuklar vardır uyanmayan ama sen Ece'yi ne kadar tanıyorsun? Ece uyanırdı anlıyor musun? Daha kapıyı aralarken uyanırdı.. 

Benim oğlum değil uyuyan insanın üstüne atlamak, uyandırmaya kıyamaz.. Acaba o neler hissetti kardeşi uyanmayınca, kendini bir kerecik onun yerine koymayı denedin mi? 

Benim çocuklarım uyku saatleri gelince kendi kendilerine uyur, sabah kalkınca da yaramazlık yapmadan oyun oynar, benim onlara "günaydın" diyerek odalarına girmemi beklerlerdi.. Cem de, son birkaç aydır Ece'nin yatağına çıkarak onunla oynamaya başlamıştı.. Ben düşünemeyecek miyim istemeden bir çocuk kardeşine zarar verebilir diye önlem almayı? Ama onlar o zamanları çoktan geçmişti.. Cem değil kardeşine zarar vermek, ağlasa kıyamazdı biliyor musun? Önüne iki tane çikolata koysan birini kardeşine ayırırdı biliyor musun? 

İçin rahat olsun, benim kızımın ölümü adli ve tıp yönünden araştırıldı.. Kızımı "bir ümit" hastaneye yetiştirdikten sonra gerçeği gözü yaşlı doktordan duyduktan sonra bana sakinleştirici yaptılar, sonra eve götürdüler.. Polislerle, savcıyla benim kocam görüşürken ben onun yanında destek olamadım biliyor musun?
Benim kızımı bana vermediler.. Buz gibi morga götürdüler biliyor musun? Testler yaptılar biliyor musun?

Masum hiç suçu ve günahı olmayan melek kızım bu dünyadaki bütün güzellikleri, mutlulukları hak ediyordu, eğer Allah'ım onu cennetteki sonsuz mutluluğa ve huzura layık görmeden önce bana "ne dersin?" deseydi, onu bırak, beni al, cehenneme razıyım derdim biliyor musun? Benim kızım gideceğine ben giderdim hiç düşünmeden.. Anlıyor musun?

Bir an olsun kendini benim yerime koyabiliyor musun? 
Ölümün aslında hiç de korkulmayacak bir şey olduğunu idrak ettiğim bu günlerde yaşama tutunmak için nasıl bir çaba harcadığımı tahmin edebiliyor musun?

Hepsini boşver sen.. Tek bir ricam var senden.. Lütfen bloguma bir daha uğrama, sakın ama sakın bana iki satır bile yazma.. 

4 Nisan 2014 Cuma

Neden...

Neden neden diye soruyorlar..
Söyledim nedenini ama galiba daha net anlatmak gerekiyor..
"İhmalden mi?" diye sormuş birisi..
Anlatayım da alın önlemlerinizi..
.

Gece içirdim sütünü Ece'nin her akşamki gibi.. Açtım uyku müziğini, yatırdım yatağına.. Çıktım odasından..
Gece yatmadan bir kez daha girdim odasına.. Başını şöyle bir okşadım.. Mışıl mışıl uyuyordu.. Nefesini duydum..
Sabah Cem pek adeti olmamasına rağmen çok erken uyandı.. 6:30'da. Çişi gelmiş.. Yaptırdım.. Sonra "uyumayacağım ben" dedi.. "Daha çok erken annecim, biraz daha uyu, bak hepimiz uyuyoruz" dedim.. "Ama uyumayacağım" dedi.. Sevdiği çizgi filmi açmamı istedi.. "Tamam" dedim.. "Ama Ece'yi uyandırmak yok, uyusun kardeşin" dedim.. Çizgi filmini açtım, gidip tekrar yattım..

Her sabah Cem uyandırır Ece'yi.. Girer kardeşinin odasına.. Yatağına tırmanır, Ece'nin uyku tulumunun fermuarını açar, ben gelene kadar da yatakta oynarlar beraber.. Kavga olmaz, bağrış olmaz. Ara ara kahkahalarını duyarız..

O sabah yataktan kalkıp Ece'nin odasına doğru yöneldiğimde Cem'in kendi odasında olduğunu gördüm.. Ece'nin kapısı hafif aralıktı.. İçerisi kapkaranlıktı..

Cem yine her sabahki gibi gitmiş kardeşinin yanına.. Tırmanmış yatağına.. Uyku tulumunun fermuarını açmış.. Ama uyandıramamış kardeşini.. Sonra inmiş yataktan, gece lambasını kapatmış, kapıyı da hafifçe çekip çıkmış..

Zaten Cem hiç kıyamaz uyuyan insana.. Gidip uyandırmaz kimseyi.. Israr etmemiştir Ece de uyanmayınca..

İçime doğdu herhalde, korkarak araladım kapıyı.. "Ece" diye seslendim.. Korkuyla açtım lambasını.. Gece en son kontrole girdiğim andaki gibi yatıyordu.. Yüzükoyun, başı yastığında.. Yüzü duvara doğru dönük.. Kalkıp bakmadı.. "Ece" diye seslendiğimde kıpırdamadı..

Gerisini anlatamam..En azından şimdi.. Zaten ben de unutmaya çalışıyorum..

Doktor raporuna göre uykusunda nefesi durmuş.. Yanılmıyorsam 100.000'de bir görülüyormuş..
Yapacak bir şey olmazmış.. Hastane kapısında bile olsa yapacak bir şey olmazmış.. Öyle dediler..
Gelir mi insanın aklına?

Var mı alınacak önlem?
Yok...
Siz de düşünmeyin artık kötü şeyler..
Çocuklarımız Allah'a emanet..
Var mı emanet edebileceğimiz daha güvenilir eller?

2 Nisan 2014 Çarşamba

Yok...

Her sabah biraz daha azalmıştır belki acım diye uyanıyorum.. Azalmıyor..
Her geçen gün daha da zorlaşıyor.. Kalbimdeki acı artıyor..
Ne yataktan kalkasım var ne de yatasım.. Yatsam yatamıyorum, kalksam halim yok.. Başımı yastığa koyduğumda kalbim daha da sıkışıyor..
Fotoğraflarına bakmak bana acı vermiyor.. Gülümsetiyor.. O kadar tatlı ki.. O kadar güzel ki..
Kendimi bişeylere vereyim diyorum.. Çiçek tohumlarım var mesela onları yetiştireyim diyorum.. Elim gitmiyor.. Mutfağımda düzen kalmadı, çok sıkıyor bu durum beni ama toplamaya mecalim yok..
Dükkana geliyorum çalışasım yok..
Yürüyesim yok ama yürümeye başlayınca da durasım gelmiyor.. Evden çıkasım yok, çıkınca da dönesim gelmiyor..
Bazen çok yaşayasım var, bazen hiç yok..
Kabullenmeye çalışıyorum ama kabullenesim yok..
13 gün önce Ece'nin bedeni de vardı ama şimdi yok..

Canım benim.. Çok özledim..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

ibibikler

10 Kasım (2) 118 (1) 19 Mayıs (1) 2012 (1) 2013 (1) 23 Nisan (1) Abur Cubur (1) Adım Adım Paris (15) ağaç (1) aile (1) Alaçatı (1) Alış-Veriş (1) Alsancak (1) Amatör Radio (4) Ameliyat (1) Amsterdam (1) Amsterdam Gezisi (1) Anı (1) Anne (2) Anneannem (1) Anneler Günü (2) Anten (1) Asburger (1) Askeri Müze (1) Atatürk (4) Ayakkabılık (2) Baba (1) Baby Shower (1) Bağlama (1) Bahçe (11) balık (1) Barbie (1) Bastille (1) Bayram (6) Bebek (8) Bebek şekeri (2) Bere (1) best seller (1) beyne format (1) biberon (1) biberon kurutma (1) Bilmece (1) Bir Nevi Gastronomi Gezisi (1) Biri ADSL (1) Bit Pazarı (1) Biten kitap (1) Bitki (1) blogger kota (1) boyamak (1) Böcek (1) BTT (1) Bulb (2) Bumerang (1) cağ (1) Canavar (2) canon (2) Cem (18) Cemik (41) Cemik Ve Hayatın Zorlukları (2) Chatelet (1) Châtelet (1) Contest (2) cüzdan (1) çağ (1) Çamur (1) çanta (2) Çekiliş (10) Çekiliş Sonucu (3) Çeşme (12) Çeviri (1) Çeviri hataları (1) Çiçek (3) Çiğ Börek (1) çikolata (1) Çocuk (6) çocuk zaptetmek (1) Çocukluk (6) Dekor (9) Denedim (1) Deprem (1) DIY (7) Dikiş (2) Dilek (1) Dinozor (1) Diş (1) Diş Buğdayı (3) Diş Kurabiyesi (1) Diş pastası (1) Diş Sağlığı (1) Diyet (1) Doğal Yaşam (15) Doğumgünü (13) Doğumgünü Teması (5) Dolandırıcılık (1) Dolunay (1) Dost (6) Dükkan Vukuatları (1) Dünya Tiyatrolar Günü (1) E-Bay (1) Ecey (6) Ecey ve hayatın zorlukları (1) Eiffel kulesi (1) Ekmek (1) El Ayak Ağız Senromu (1) El emeği (13) El işi (16) el yapımı (3) Elfony Mutfakta (2) Elmo (1) emdr (1) en son ben duyarım zaten (1) Enstruman (1) escargot (1) Eskici Elfony (3) Esnaf Lokantası (1) eşeğimi kaybedip buldum (1) etamin (1) ev işi (1) Ev Yemeği (1) Evlilik Yıl Dönümü (1) fast food (1) Festival (1) Flypgs (1) fotoğraf çekimi (1) fox (1) Gare de Lyon (1) Gezi (10) Gıda Çarşısı (1) Gidelim Gömelim (19) Giritli (2) Gitar (1) gülgün sharafat (1) Günaydın (1) Günlük (4) hafta özeti (69) Ham Radio (1) Hamilelik (2) Hastalık (4) Hatıra (22) Havale (2) Hayal (1) hayatın zorlukları (1) Hayvanlar alemi (2) Hediye (9) Hekimköy (21) hhandesign (1) Hıdrellez (1) hikaye (1) Hobi (4) Huzur (1) ıldırı (1) içeride çocuk var (1) içimdeki çocuk (1) ikbush (3) ilaç (1) ilk adımlar (1) ilkler (1) instagram (73) istanbul üniversitesi (1) isyan (3) İştahsızlık (1) iyi ki saklamışlar (4) izmir (2) Kabak (1) kabızlık (1) Kabus (1) Kadın (1) Kadınlar Günü (1) Kağıt Çiçek (1) Kağıt Ponpon (2) Kanaviçe (2) kar (2) Karatahta (2) kardeş (2) Karşıyaka (2) kaynar (1) Kebap (4) Kedi (2) Kek (2) Keman (1) kış (2) Kız (2) Kilo vermek (1) kitap (4) Kocci (7) kuaför (1) Kukla (1) Kurabiye (3) Kusmak (1) Kuytu Restaurant (1) kuzen (1) Kuzenler (1) Lal (1) Lale (1) Lazımlık (1) Le Vieux Belleville (1) liman restaurant (1) loğusa (1) Lokanta (3) Louvre (1) Mahfel (1) Mangal (2) Marmelat (1) Masal (1) Mendil Bebek (1) Meyve (1) Midye (2) Mikrodalga (1) Mizithropides (1) Moda (2) Mum (1) Mutfak (12) Müze (2) Nar (1) Naz (2) Notre Dame (1) Oje (1) Oklava Modeli (1) organik (2) Ot Festivali (1) Oyun (2) Oyuncak (3) Öğretmenler Günü (1) Öğretmenlik (1) Örgü (4) Örgü Modeli (1) Özel Gün (2) Özür (1) Pamuk Helva (1) panjur (1) Paris (13) Paris Gezisi (12) Parti (2) pasta (2) Patlamış Mısır (1) Pegasus Hava Yolları (1) Pelur Kağıt (1) Pembe (2) pembe panjurlu ev (1) Pigale (1) Pilor Stenozu (1) pinterest (1) Pisuar (1) Piyano (1) Pizza (1) Portatif (1) Pratik Tarifler (3) psikolojik tedavi (1) Rakı Balık (1) Ravioli (2) renk (1) Renkler (1) Restoran (10) Rezalet (1) roman (1) Sacre Coeur (1) saç traşı (1) Sağlık (1) Saklamak (2) Salgın (1) salyangoz (1) Seramik (1) Sevgililer Günü (1) Silinen Fotoğrafın Kurtarılması (1) soğuk (1) sosyal sorumluluk (1) Spor (1) Sugato (2) Süleymancık (1) Süt (1) Süt Aknesi (1) Şeker Bayramı (1) Şifa (2) şişe kesmek (1) TA3GO (2) TA3YE (3) tatlı (1) Tavuk suyu (1) TC3EC (3) tedavi (1) Terör (1) tığ (1) Tiyatro (2) Topiary (1) Topuklu (1) Torbalı (1) Tuvalet (3) Tuvalet Eğitimi (2) Unlu Mamul (1) Urla (2) Usta (1) uyku (2) uyku arkadaşı (1) Uyku Düzeni (3) uyku eğitimi (2) uyku rutini (1) Vazgeçemediklerim (1) Vefaat (1) Venedik Pizza (1) Veri Kurtarma (1) video (2) Vine (1) Wurst (1) yağmur (1) Yalan (1) yardım (2) yasak (1) Yaş günü hazırlığı (1) yaz (1) Yaz Yemeği (1) yazlık kışlık (1) Yemek (40) Yeniden Başlıyorum (1) Yeniyıl (7) Yılbaşı (7) Yılmaz İpek Saz Sarayı (1) Yoğurt (1) Zafer (1) Zeytin (3)