4 Haziran 2014 Çarşamba

Yaz Uğradı Geçti

Cem geçen hafta sonu hastaydı.. 
Pek uyku uyuyamadık..
İçimdeki korkunun nasıl büyüdüğünü tarif edemem..
Önemli bir şeyi yoktu, 3 gün ateş yaptı geçti ama işte.. İnsan anlatamıyor kendisine..
Uyuyamadım günlerce..
Gece kalktım kalktım kontrol ettim.. Belki 15 dakikada bir..
.
Hala daha Ece'nin odasının önünden geçerken başımı çeviremiyorum odaya doğru..
Hem yalvarıyorum Allah'a bir şekilde göster onu bana diye, hem de bir anda görüversem karşımda korkarım gibi geliyor.. O kadar karmaşık ki duygular.. Anlatması o kadar zor ki.. 
Olmaz mı? Olur.. 
İster miyim? Bilmiyorum..
Ece'nin ruhu, terk ettiği bedeninin görüntüsüyle geliverse yanıma.. Usulca, çok sakin ve rahatlatıcı bir ses tonuyla konuşsa benimle, yadırgamasam "anne" bile dememiş olan kızımın konuşmasını.. Ya da bir şey söylemeden yaklaşsa yanıma.. Elimden tutsa.. Ya da usulca yükselip yanağını yanağıma dokundursa.. 
İnsan rüyasında olan acayiplikleri yadırgamaz ya, öyle bir rahatlık olsa bende de.. Rüyadaki kadar korkulardan uzak kalabilsem.. Olmaz diye bir şey yok bu hayatta, olur da olursa ne yaparım? 

O gece de Ece'nin odasının önünden her geçişimde bunları düşündüm..
Salonun panjurları açık, dışarıdan sokak ve bahçe lambalarının belli belirsiz ışığı giriyor.. 
O kadar müsait ki ortam, insan beyninin oynayacağı oyunlar yüzünden gölgeleri benzetmeye..
Ece'nin odasında Cem'in havaleli bir oyuncağı.. Tam ortada duruyor..
Bakamıyorum ya odanın önünden geçerken, yan gözüm benzetiyor oyuncağı... 
Yerde oturmuş bana bakan Ece'ye..

Kapattım odanın kapısını sonunda.. Dayanamadım..
Ya gözüm aldanmış olmasaydı da gerçekten kızım gelivermiş olsaydı odaya? Ya ben rüyada olmasaydım da gerçek olsaydı? Korkar mıydım acaba? Yoksa sevinir miydim delicesine? Tutabilir miydim ya da heyecanımı kaçıp gitmesin diye?
.
.
Ah bu özlem olmasa..
Alıştık aslında gittiğine.. Gitmesine değil de, her şeyin bu kadar gerçek olmasına..
Ama ister istemez hala daha bir yanım, "keşke böyle olmasaydı" diyor..
Şu ara gözlerim daha sık doluyor..
.
.
Ya önümüz kış olsaydı? Daha karamsar bir hava, yağmur, soğuk olsaydı.. Daha zor olurdu bizim için bu havalarda durumu kaldırması diyordum..
İşte öyle değişken ki duygular..
Gerçi kış geri geldi İzmir'e ama, yazın uğradığı o birkaç günde öyle farklı hissettim ki..

Keşke Ece de olsaydı bu havalarda, keşke Ece de binseydi bisiklete, abisiyle oynayabilseydi bahçede, yeni diktiğim çiçekleri yolsaydı da tatlı sert kızabilseydim.. "Ece hayırr, yapma!" deseydim de, o çirkin suratıyla sırıtınca güldürseydi beni.. Yine beceremeseydim kızmayı.. 

Ya da çiçekleri dikerken yardım etseydi, küçük küreğiyle toprağı kazsaydı.. Ya da minik su kabıyla can sularını verebilseydi çiçeklerin..

Alacağım yeni bikinisini, şapkasını giyip çeşme plajının o incecik kumlarında oynayabilseydi.. Simitten terfi edip kolluklarla koşabilseydi denize.. Havuza da girerdi artık bu sene.. Büyümüştü o kadar...

Uyku tulumu da kalın geleceğinden ince bir pikeyle örtünüyor olacaktı geceleri, belki atlar gelirdi sabah erkenden yanımıza abisiyle.. Sabah yelek giysin de üşümesin derdi de olmayacaktı.. 

Bu yaz doğum günü partisi daha güzel olacaktı.. Ece'ye çok güzel bir elbise alacaktım.. Takacağım tokası hazırdı.. Hiç takmamıştım ilk kez doğum gününde taksın diye..

Bu yaz çok güzel olacaktı.. Yaz bitmesin isteyecektik..

Ama şimdi pek bi önemi yok hiçbirinin.. Cemik'le denize girmek de, bisiklete binmesini izlemek de, bahçede oyun oynamak da, kumdan kale yapmak da, havuza atlamak da güzel olacak.. Güzel zaten.. Biliyorum çünkü..
Ama bu sene tüm bunları tekrar yaparken bir yanım hep buruk olacak..



Duygu yollamış bu fotoğrafı bana instagramdan..
Bakmaya doyamadım.. Öyle güzel ki.. 
O küçük melek o kadar benziyor ki Ece'ye.. Yanaklarından, ayaklarına, tombul bacaklarına kadar.. Hatta sanki kanatlarına kadar.. 
Ben de öyle sarılabilsem keşke meleğime.. Ama ben gözlerimi açamazdım herhalde.. 
O an hiç bitmesin, rüyadan uyanmayayım diye..

29 Mayıs 2014 Perşembe

Bizim evimiz..

Benim evim..
Genç bir karı kocanın evi..
4 kişilik bir aile..
Karı, koca, bir çocuk ve bir bebek..
Ha, bir de kedi..
Kedi yaşlanmaya başlamış.. O da evin bir üyesi.. Hatta aileden..
Can’la benim dışımda evimize gelen ilk canlı..
Sağlığı yerinde ama kediler fazla yaşamıyor sonuçta..
Ben kendimi Naz’ın kaybına hazırlamaya çalışıyorum…
Hatta bir çok kişi “ben hayvan besleyemiyorum, öldüklerinde çok üzülüyorum” der..  Ama o güne kadar yaşattıkları mutluluk, karşılıksız sevgi hissi her şeye değmez mi? Hayattan bu kadar da kaçılmaz ki! Ya da üzüntüden..
Ben kendimi Naz’ın gidişine hazırlarken, -ki ona bile daha çok var kafamda- bir sabah en büyük acıyla karşılaştım..
Kalbim öyle fena acıyor ki..
Gerçekten o ilk günlerdeki his değişiyor.. O günlerde yaşanan acıyla, üzerinden 2 ay geçince yaşanan acı çok daha farklı oluyor..
Ama yüreğim sıkışıyor..
O ilk günlerdeki taptaze acı azalıyor da.. Ya özlem? Gözlerimi kapatıp, Ecey’i hayal ettiğimde hissettiklerim bir gün geçecek mi?
“Bir gün acı azalacak, biraz zaman..” diyebiliyordum ama “bu özlem de bir gün bitecek” diyemiyorum..
.
İlk günlerde hemen gidiversem kızımın arkasından, ölüm ne kadar da tatlı bir şeymiş aslında diye düşünüyordum.. Aslında hala öyle düşünüyorum.. O içimde çok büyüttüğüm ölüm korkusundan zerre kalmadı bende ama, normalleştiğimin en büyük kanıtı sanırım “hemen ölmeyeyim, daha yaşayacaklarım var, daha Cem’i büyüteceğim” diyebiliyor olmam..

O kadar karmaşık ki hislerim..
İki ayda toparladık kendimizi diye düşünmeye başlamışken şu günlerde yerlerde sürünüyorum..
Doktorum 6 ay diyor.. Şok, inanamama, kabullenememe, özlem.. Hepsi sırayla yaşanacak.. İnsanlar yaşamış bunu.. Bu iş böyle olacak.. İlk 6 ay çok zormuş..
Evet, şok geçti, olan bitene inandık, hatta zor da olsa kabullendik.. Ama ya özlem?
Özlem dışındakilerin hepsi için zamanla geçecek diyebiliyorken, özlem için diyemiyorum..

Özlemek ne demek?
Yine Ece sayesinde öğrendim.. Keşke gezmek için gittiği yabancı bir memleketten döneceği günü iple çekerken özlem duysaydım, ya da üniversite için başka bir şehre gittiğinde, ya da ne bileyim, mesleği gereği ataması çıktığında, ya da uzaklara gelin gittiğinde..

Senede bir gün görebilseydim.. Ya da iki senede bir.. Üç senede bir de olur.. Dört senede bir.. Beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on..

Birebir görme imkanımız olmasaydı da internetten görüntülü konuşabilseydik.. O da olmuyorsa telefondan sesini duyabilseydik.. O da olmuyorsa iki satır mektuplaşabilseydik..

Ama hiç biri olmuyor.. Olamayacak..
Hepsinden geçtim, rüyamda bile göremiyorum..
Göremiyorum…
Ya da görüp de hatırlayamıyorum…
.
Bizim evimiz..
Genç bir çiftin, biri daha bebek iki çocuklu evi..
Ve tabii bir de kedi..
Çok gücüme gitti, çok zor geldi..
Bizim evimiz cenaze evi olacak bir ev değildi..
Tanımadığımız insanlar taziyeye geldi..
Evde helva pişti, dağıtıldı..
O çok sevdiğim helva kokusu ruhumu acıttı..


Loğusa şerbetinin kokusu hiç gitmeseydi keşke..

O helva hiç pişmeseydi..

Keşke annecim, keşke.. 
"Ben gitmek istemiyorum" deseydin.. :(

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Empati

Geçenlerde dolmuş durağında bekliyorum.. Yani, İzmir’de öyle dolmuş durağı kavramı pek yok ama deynekcilerin durak haline getirdiği noktalar var..
Kıbrıs Şehitleri'nin oradaki dolmuş durağında bekliyorum.. Yalnızım.. Dolmuş çabuk geliyor zaten.. Ama buna rağmen 5 dakika olmuş ben oraya geleli..
Derken dolmuş geliyor.. Boş.. Seviniyorum çünkü arka koltukta sıkışmaktansa ön koltukta tek başıma oturmayı tercih ederim.. Ve o boş “ön koltuk” benim hakkım..
Dolmuş hemen önümde duruyor.. 
Sarışın, dünyanın kendi etrafında döndüğüne inandığını düşündüğüm 45 yaşlarında bir kadın adımlarını hızlandırarak geliyor ve ellerimiz aynı anda ön kapının koluna gidiyor.. Sesimde, “çok pardon ama ilk ben geldim, bekliyordum ve ön kolduk benim hakkım” tonlamasıyla kapının koluna daha sahiplenici bir hamle yaparak “afedersiniz” diyorum. Bence sesim hem nazik, hem de hakkımı yedirmeye niyetimin olmadığını gösterir bir tonda..
Kadın yüzüme bile bakmadan, nefret dolu bir tonlamayla, hatta “sen kim oluyorsun?” dercesine “arkaya geçer misiniz!” diye kükrüyor..
“Zaten acım var, sıçarım senin şarap çanağına, geç arkaya, bu koltuk benim hakkım” diyerek saçından tutup arkaya çekesim geliyor kadını.. Hem de öyle böyle değil.. Biri kavga çıkarsa da haklı haksız bir stres atsam sanki rahatlarmışım gibi bir haldeyim zaten…
Tek bir laf etmeden geçiyorum arka koltuğa ama sinirimden yanaklarımın kızardığına eminim.. Kadının tek bir laf daha etmesini bekliyorum.. Tek bir laf daha etse bütün hıncımı ondan çıkartabilirim.. Terbiyesizdi. En azından iki laf etmeye bile hakkım vardı ama sinir bozucu laf dalaşına halim yoktu.. Zaten o yüzden susmuştum..
Yolda kendimi sankinleştirmeye çalıştım.. “Belki de onun da bir derdi vardır” diye düşünmeye çalıştım.. Belki onun da benim kadar büyük bir derdi vardır ama o daha memnuniyetsiz bir insan olduğu için bu şekilde davranıyordur..
Ne olduğunu bilmeden empati kurmak..
“Belki de…” diyerek kendini karşısındakinin yerine koyabilmek..
Biliyorum.. Muhtemelen yanlış gelişmiş karakteri ve süper ötesi egosu yüzünden bu şekilde davrandı bana.. İnsan yerine bile koymadı.. Yüzme bakmadan yaptı yapacağını..  Ama belki de çok çok büyük bir derdi vardı.. 
Boş verdim..
.
.
Bugün kuaföre gittim.. Yıllardır kızıl olan saçlarım artık kahverengi, önünün uçlarında da çok az bir sarılık var.. Canım değişiklik istediğinden değil, artık kendi bakımım için pek vakit harcayasım gelmediğinden..
Kuaförde orta yaşı baya geçmiş, fazlaca bakımlı, iyi niyetli ama haddini bilemeyengillerden bir bayan..
Hep var zaten onlardan.. O yüzden de kuaförde vakit geçiresim pek yok artık..

-İyi yanmamış senin saçların bugüne kadar.
-Bence güzel saçın, boyatma, birden çok yıpranabilir.
-Önlerini kızıl bırak bence.
-Senin saçların zaten kısa, neresine sarı attıracaksın? Olmaz ki.

Hepsine de gülümseyerek cevap verdim.. “Ferit bilir ne yapacağını.” Dedim.. 
Ferit kuaförüm.. Zamanla arkadaşım gibi oldu.. Oradaki diğer herkes gibi..
“Ay ben de görmek istiyorum” diyerek gitmedi kadın saçları bitmiş olmasına rağmen.. Hem haddini bilmez hem meraklıgillerden..
Ferit eline fön makinesiyle fırçayı aldı, “aman Ferit, fön çekmeyeceksin di mi?” diye sordum.. “Yok ya, bayan görsün de gitsin" diye fısıldadı..

“Ayy güzel oldu canım.. Güle güle kullan” dedi kadın..
“Çok teşekkür ederim, size de sıhhatler olsun” dedim artık gider umuduyla..
“Mutsuz kadınlar çok oynarmış saçlarıyla” dedi susmayı beceremeyengillerden olan bayan..
“Hıhı evet” dedim içten gülümsemeye zorlayarak kendimi..
“Hayatım güzelliğine bak, gençliğineee bakkk.. Hayatın güzel yanlarını görmeye çalış.” dedi sanki o ana kadar somurtuyormuşum gibi..
“Benim bir buçuk yaşındaki kızım ölmüş, kusura bakmayın ama göremeyeceğim şu an hayatın güzel yanlarını” dedim aslında görebiliyor olmama rağmen.
Dedim, gider sandım.. Belki bir özür diler, baş sağlığı diler de, yaptığı patavatsızlıkları fark edip uzatmadan gider, bu da ona genç bir annenin verdiği ufak bir ders olarak kalır diye umdum..

Gitmedi..
“Ayyy canım benim… Neden?!!” diye uzattı.. Uzatması yetmedi devam etti..
“Olsun bak gençsin, yine yaparsın!”

Ah be teyzecim be.. Gelmişsin 70 yaşına, hiç mi böyle bir durumda ne dememen gerektiğini öğrenememişsin? Susmak acı paylaşmanın en güzel hallerinden biri değil midir bazen?
Sanki çeyizimden kalma yemek takımımın bir parçası kırılmış da yenisi alabilirmişim gibi söylemeseydin keşke..

Ben bilmiyor muyum genç olduğumu? Ben bilmiyor muyum çocuk doğurabileceğimi?
Biliyorum, iyi niyetliydin ama "yine yaparsın" demek yerine, "belki bir çocuğun daha olur, size iyi gelir, teselli olursunuz" da diyebilirdin..

Sanki benim derdim “çocuk sahibi” olmak! 
Benim kızım gitti kızım! Bir buçuk yaşındaki, güzeller güzeli, sarılan, öpen, yemeğini bile kendi yemeye başlamış, baba diyen, mama diyen, hatta çişini bile söylemeye başlamış kızımdan bahsediyorum..
.
O konuştu konuştu gitti.. Densizlik ettiğini fark etmedi..
Muhabbet etmeye pek hevesli olmadığımı hissedemedi. Uzatmaması gerektiğini bilemedi.. Hayat dersi vermek istedi ama veremediğini, genç birisinin de dersini almış olabileceğinden ders veremeyeceğini bile fark edemedi.. Çok iyi niyetliydi.. Ama yeterli değildi.. Yaptığı tek şey yara deşmek oldu.. Onu bile göremedi..

Karşındakinin yaşadıklarının ne olduğunu bilmeden, hatta bir şey yaşamış olup olmadığını bile bilmeden “ya yaşamışsa” diyerek empati kurabilmek çok önemli.. 
Hoş görmek.. 
Karşındakini hoş görmek de çok önemli, boş verebilmek de.. İç çekip geçebilmek de..


Bazen empati yapıp susmak lazım, bazen de yabancılarla yaptığın ufak sohbetleri fazla uzatmamak..
Her şeyin fazlası zarar..
Muhabbetin bile..

O yüzden saçlarım artık kahverengi.. 
Şimdi biraz sessizlik.. En azından ben tekrar isteyene kadar..

23 Mayıs 2014 Cuma

Fazla

Gözümü kapattım..
Başımı dükkan masasının üzerine dayadım..
Halim yok..
Zor geldim dükkana kadar, yolda gözümü zor açık tuttum..
Kahvemi de içtim, işe yaramadı..
.
Yine bir Cuma..
Her Cuma böyle mi olacak bana?
Halim yok...
Gücüm, kuvvetim yok..
"Yaşasın bugün Cuma!" sevincini tekrar yaşayanlara katılabilecek miyim merak ediyorum..
.
Sabahtan beri bir sıkıntı içimde..
Hava da bir değişik..
Sıcak ama boğucu..
Güneşli ama kapalı..
Benim gibi..
.
Isınan hava bir yandan mutlu ediyor ama bir yandan da sanki üzerime bir yük yüklüyor..
Güneş var varmasına ama sanki yağsa rahatlayacak..
.
İçimden neler neler geliyor..
Neler neler..
Ama ben bile anlatamıyorum kendime..
Derdimin ne olduğu belli ama..
Aynı zamanda sanki yeni eklenenler de varmış gibi tazelikte acı hissi..
Sanki sil baştan yaşıyorum her şeyi..
.
Meleklerim yardımcı bugün bana biliyorum..
Aslında o yüzden çok daha iyi olmam lazım..
İş yapasım yokken bugün, tahammülüm pek yokken, sorunlar fazla üst üste gelmişken..
İşi bir kenara bırakıp kafam dağılsın diye bir oyun açtım internetten.. 5 defa oynama hakkım vardı..
5 hak bana yetmez diye geçirdim içimden..
Oynadım 5 hakkımı.. Hemen bitti..
O anda bir pencere açıldı "2 saatlik sınırsız oynama hakkı!"
Gözlerime inanamadım..
Aptal aptal ağladım..
Saçmalamaya başladım..
.
Her şey bana fazla geliyor şu ara..
Gündüzleri hava "fazla" sıcak..
Geceleri "fazla" serin..
Gördüklerim çok fazla Ecey'i hatırlatıyor bana..
Nereye baksam melek kanatları var..
Takıntılı hale mi geliyorum yavaş yavaş yoksa sadece algıda seçicilik mi?
Gülmek sanki "fazla" bugün bana..
Özlemim çok fazla..
Alsa biri beni karşısına "hadi anlat, sadece dinleyeceğim" dese, anlatacak hiçbir şeyim yok..
Zaten anlatıyorum..

"Yaz" dedi biri bir gün bana..
"Yazıyorum zaten" dedim..
"Öyle edebiyat yapma, içinden geleni yaz, küfür et gerekiyorsa" dedi..
"Hıhı.. Peki.." dedim..
Yok ama yok.. Gelmiyor içimden..
Küfür edesim yok..
Öyle bir öfkem yok çünkü..
Öfke yok içimde..
Sadece çaresizlik var..
Ona da edecek küfürüm yok..

22 Mayıs 2014 Perşembe

Bir gerçeğin görülür kanıtı...

Ertesi sabah, Pazar sabahı erken uyandım..
Daha Cem ve Can uyuyorlardı..
Tekrar gittim Ece'ye..
Aslında gitmeden önce iki kere düşündüm..
Bu kadar sık giderek duygularımı mı köreltmeye çalışıyorum yoksa gerçekten Ecey'le dertleşmek iyi mi geldi?
Bilmiyorum..
.
Bu sefer yolu daha rahat yürüdüm..
Büyük bir bidon yerine küçük bir şişe su aldım yanıma..
.
Yine tutamadım göz yaşlarımı ama daha iyiydim bu sefer..
İlk sefer zordu, ikinci sefer daha kolay geldi..
Galiba..
Yine gittim yanına oturdum..
Konuştum biraz..
Az ağladım..
.
Fotoğrafını çektim..
Bir yanım o son günkü fotoğrafından sonra yeni fotoğraflarını çekemeyecek olmayı kabul etmek istemiyor..
Ben yine Ece'nin fotoğraflarını çekmek istiyorum..
Bunu çok istiyorum..
"Bana bak annecim! Ece bi bak! Eceee baksanaa!! A aaa!!! Bak Ece bak! Bu da ne?"
Ecey, Cemik gibi değildi.. Cemik ne kadar çok poz verirse Ece de o kadar vermezdi..
Cemik'in çektiğim fotoğraflarına bakıyorum.. Gözü hep objektifte.. Göz bebekleri hep gözlerimde sanki.. Fotoğrafları gerçek gibi.. Bana bakıyormuş gibi..
Ecey hiç bakmadı.. Hep kandırarak çekebildim fotoğraflarını.. Çoğu da bu yüzden bulanık..
Şimdi fotoğrafını çekmek istediğimde kaçmıyor..
Yüzünü çevirmiyor..
Keşke kaçabilse..
Keşke bir tek poz için dakikalarca uğraştırsa beni..
Öylece durmasa..
.
İlk haftalarda "gittin mi yanına?" diye sorduklarında "hayır" diyordum..
Nasıl giderim? Gitsem, nasıl geri dönerim?
Yanına oturmak yetmez, uzanıversem nasıl kalkarım?
.
Sonra "git, kabullenmene yardım eder" dediler..
Uzun süre yine gidemedim, gitmek istemedim.. Aslında gitmek istememekten değil, dönmek istemeyeceğimden gidemedim..
.
Şimdi son çektiğim fotoğrafına bakıyorum..
Ne kadar gerçek..
İçimde bir yer kabul edemese de, ne kadar doğal..
Acı ama.. Güzel bile.

20 Mayıs 2014 Salı

Hoşçakal

Şunu fark ettim..
Ben bencil değilim..
.
.
Hayatım boyunca hiç bencil olamadım..
Hep karşımdakini kendimden daha çok düşündüm..
Aman kimse üzülmesin, kimse kırılmasın..
Hatta o üzüleceğine ben üzüleyim.. Ben nasılsa atlatırım, hallederim..
Ben yiyeceğime o yesin, içeceğime o içsin..
Ben kazanacağıma o kazansın..
.
Hep karşımdakini düşündüm..
Hiç halim olmasa da otobüste kendimden yaşça az büyük biri bile olsa karşımdaki, yer verdim.
Hatta hamileyken bile halimi unutup yer vermeye kalktığımda, "yok kızım, sen otur, hamilesin" dediler..
"Hakikatten" dedim kendi kendime.. "Hakikaten, şimdi bana yer versinler".. Ama yine de içim rahat alamadım yerlerini..
.
.
Hafta sonu Ildırı'ya gittik.. Hatta Cumartesi günü işleri boş verdik, hovardalık yaptık.. Bastık gittik..
Cemik yolda uyudu.. Can "Cem uyurken Ece'ye uğrayalım mı?" dedi.. "Olur" dedim ama pek de gönüllü değildim.. Hatta hemen arkasından "ayrı ayrı gideriz; bir ben giderim, sen Cem'le kalırsın, sonra sen gidersin, ben Cem'le kalırım.. Zaten çiçek toplamam lazım".

Cemik uyandı bakkaldan bir şeyler almak için durduğumuzda..
Eşyaları eve attık, hemen bahçe makasını alıp daldım çiçeklerin arasına.. Dedemin bembeyaz açmış zambaklarından topladım.. Biraz da sardunya..
Bir bidon da su doldurdum, Can'a "ben gidip geleyim" dedim ve çıktım..
.
.
İstemedim Can yanımda olsun.. Çünkü biliyorum, tutardım kendimi, istediğim gibi davranamazdım.
Çıktım bahçeden, hafif yokuş yoldan tırmanmaya başladım.. Hem bir an önce varayım istiyordum, hem de varınca neler hissedeceğimin korkusu vardı..
Yolda bir iki çiçek daha gördüm, onları da koparmak istedim.. Kopmadı..
Koparmaya uğraşmadım.
5 dakika kadar yürüdükten sonra gördüm mezarlığı..
Ece yola yakın.. Çiçekleri görünüyordu..
.
.
Mezarlığın olmayan kapısından adımımı atınca, göz yaşlarım akmaya başladı.. Konuşmaya başladım kızımla..
Öyle başka ki.. Evde kızımla konuştuğum haliyle o kadar başka ki.. Sanki Ece gerçekten yanımda..
"Ece, ben geldim annecim!"
Çok ağladım..
Hep ağladım..
Duramadım..
Bıraktım çiçekleri, suyu bir kenara, oturdum yanı başına..
.
Ben daha önce hiç bir cenazenin toprak altına yatırılışını görmemiştim.. Bilmiyordum..
Ali dedemin definine gitmiştim ama o zaman da Cem'e hamile olduğum için pek yaklaştırmamışlardı beni..
Ama kızımı ellerimle uzattım ben mezara.. Babasına ellerimle verdim.. Babası yatırdı onu toprağa..
Yan yatırdı, "yüzü toprağa dönük olacak" demişlerdi.. Biliyordum o yüzden başı nerede, yüzü nereye bakıyor..
Sevdim toprağını..
Ece Okur yazısına baktım..
Doğum tarihi.. Ölüm tarihi..
Ruhuna Fatiha..
.
Konuştum kızımla uzun uzun.. O her şeyi görüyor, hissediyor ama ben anlattım olan bitenleri.. Gittiğinden beri olanları.. Onu ne kadar çok özlediğimizi.. Abisini anlattım.. Kendimi anlattım..
Çok ağladım..
"Üzülme ağlıyorum diye" dedim.. Yine karşımdakini düşündüm.. Onu düşündüm..
Karşımdakini düşündüm.. Ece karşımdaydı sanki..
Mezarlıkta tek başıma olmama rağmen yine tuttum kendimi..
Yine bencil olamadım..
.
Topladığım çiçekleri zor sığdırdım su dolu saksılara. Daha önce annemlerin gelip koyduğu çiçekler dipdiri duruyorlardı.. Bir tane bile çiçek kurumamış, hatta benim topladıklarımdan bir farkları bile yoktu..
Sularını tazelerim.. Kalan suyu da toprağına döktüm..
Sanki saçlarını yıkıyormuşum gibi hissettim..
Sanki banyo yaptırıyormuşum gibi..
Hava da sıcaktı..
Serinlesin istedim..
.
Arkamı dönüp çıkamadım mezarlıktan..
Arkamı dönemedim kızıma..
Bir yanım "orada yatan aslında Ece değil" dedi, bir yanım da "ellerinle koydun ya, Ece işte!" dedi.
Dönemedim arkamı..
Geri geri çıktım mezarlıktan..
"Hoşçakal" dedim hatta çıkarken..
Yine geleceğim...

16 Mayıs 2014 Cuma

Yazık, günah!

Bilmiyorum algılarım mı çok açıldı, yoksa iyice hassaslaştım mı? Yoksa bilmediğim bir araz mı var bende ama... Sesler duyuyorum sürekli..
Kulağımda ara ara bir vızıldama.. Minik çığlıklar.. Sanki hiç durmadan birileri yardım istiyor..
Rüyalarımda sürekli birilerine yetişmeye, yetmeye çalışıyorum.. Terliyorum..
İçten içe çığlıklarımı duyuyorum.. "Dayan, dayanın! Az kaldı! Yapabiliriz!"
Uyandığımda hep ağlamaklıyım.. Hiçbir şeye yetemiyorum çünkü.. Bir şeyleri çok istiyorum ama elimden gelmiyor..
.
Yüreğim yanıyor.. İçim acıyor.. "Kendi derdim bana yeter" dediğim, hiçbir şeyi kafaya takmamaya çalıştığım günleri yaşarken içim başka hayatlar için de yanıyor.. Kavruluyor..
"Yazık" diyorum, "günah"..
Diyorum ki, "bu bir kader olamaz". Kızanlar var, "Sen Allah'tan doğrusunu mu bileceksin?" diyorlar..
Ama sen al önlemini, Allah sana akıl vermiş, yetenek vermiş, kullan! Sana emaneten bir can vermiş, iyi bak ona.. Ama sadece sana ait olan cana değil, karşındakinin de canına iyi bak! Onun da vebali var sende! Sorumluluğu var.. Yoksa sana neden "yardım et, komşun açken sen tok yatma" desin?
Her ölüm kaderden mi? Mesela intiharın yeri var mı bizim dinimizde? İntihar edenin arkasından "Allah affetsin" denmez mi? "Kader" mi denir?
O yüzden bu duruma da kader deyip geçemiyorum..
.
Ben bir gün bile isyan etmedim!
Yine isyanım O'na değil!
Benim isyanım sorumsuzluklara, işini doğru yapmayanlara, insan canını hiçe sayanlara, umursamayanlara, kazalara yol açanlara, "ölüm bu işin kaderinde var" diyenlere, insandan korkanlara, sarılmaktan çekinenlere, yüzleşmekten korkanlara, doğruları saklayanlara, yalanların arkasına saklananlara, kandıranlara, inançları kullananlara, hatasının arkasında durmayanlara, yaşamın amacını anlamak istemeyenlere, korkaklara, sinsilere, insan kılığında gezip de insanlıktan nasibini alamamışlara..
.
Yazık, günah!

Not: Ben siyaset yapmıyorum.. Siyasetten de, körü körüne fanatizmden de nefret ediyorum. Ama çıkarlar uğruna hayatların tehlikeye atılmasından tiksiniyorum. Baştaki A partisi olur, B partisi olur, umurumda değil. Yine düşüncelerim değişmez. Kendi adaletimize inancım pek kalmadı ama ilahi adalete sonuna kadar inanıyorum. Hem bu dünyada hem öbür dünyada verilecek hepsinin hesabı inşallah.


14 Mayıs 2014 Çarşamba

Ölüm, bir işin kaderinde olamaz! #SOMA

Anneler günü, geldi gitti..
"Şimdi sana çok zor" diyenlere "Benim için neden zor olsun ki? Annesini kaybedenlere daha zor" diyordum.
Hala daha öyle diyorum aslında.. Annesini kaybedenlere çok daha zor gelmiştir anneler günü..
Ama bana da zor geldi.. Bu kadar zor geleceğini beklemiyordum aslında ama zor geldi.


Anneyim ben.. 
Hem Cem'in hem Ece'nin annesiyim.. Hatta bazen Nazo'nun bile annesiymişim gibi hissediyorum..
Cemik'im okulda erken kutlama yapmıştı bana anneler günü için, öğretmenlerinin teşvik ve dürtmesiyle..
Pek de farkında değildi olan bitenin.
Aslında en güzel hediyeyi verdi bana.. Kendi elleriyle (!) hazırladığı hediyesiyle..
Gerçi farkında değildi verdiği hediyenin sebebinin.. Neden öğretmeninin kulağına "hadi annene ver" dediğinin..
Henüz onun için anneler günü hediye alınması, verilmesi gereken bir gün değil.. Anneler günü diye bir gün bile yok aslında onun için. Henüz tüketimin artması, kapitalizm denen canaforun karnının doyması için uydurulan bu günün aleti değil..
Onun "seni çok seviyorum annecim" dediği her gün bana anneler günü...
Yani her gün bana anneler günü..


Ece de kutladı benim anneler günümü..
Hiç tanımadığı Duygu ablası aracı oldu ona..
Belki "seni çok seviyorum" diyemedi, birilerinin desteğiyle hazırladığı herhangi bir el işini veremedi ama kutladı.. Zaten kendisi bir hediyeydi bana..

Birçok kişi kutladı anneler günümü.. Çoğunun da dileği Ecey'in rüyama gelmesiydi ama olmadı..
Demek ki hala daha zamanı gelmedi..
.
.
Dün Soma'da olanlar içimi yaktı.. Yüzlerce insan, yüzlerce can gitti..
Ben, kızımın gidişi için ne kadar "kader, yazı, ecel" diyebiliyorsam, o insanlar için de o kadar DİYEMİYORUM işte !
Ölüm, bu işin kaderinde olamaz!
Ölüm, bir işin kaderinde olamaz!
15 yaşında bir çocuğun orada işi, hiç olamaz!
Yazıklar olsun!
.
Allah babasız kalan çocukların, eşsiz kalan kadınların, çocuksuz kalan anaların babaların yardımcısı olsun..
Allah gidenlere rahmet eylesin.
Sebep olanlar da, kayıtsız kalanlar da, "aman üzerime kara bulaşmasın" isteyenler de hem bu dünyada hem öbür dünyada hesabını versin inşallah..


8 Mayıs 2014 Perşembe

Zamana destek olmak lazım..


"Selfie"lerin en güzeli değil mi?
^_^
.
.
Kendime sürekli bir uğraş arayışındaydım ya..
Saatler dolsun, zaman geçsin gitsin..
Bugüne kadar değerlendiremediğim bir fırsatı değerlendirdim..
.
Ece'nin gittiği ilk günlerde korkunç bir enerji hissediyordum kendimde..
Korkunç derken.. Patlamak üzere olan ama bir türlü patlayamayan bir enerji..
Sanki sıkışmış kalmış..
Ya da ne bileyim.. Elinden kaçıverecek ağır bir yük gibi..
Nasıl anlatsam?
O ağır yük benmişim de, uçurumdan düşmek üzereyken bir dalı yakalayıp tutuvermişim gibi..
Dal beni taşıyabiliyor, kuvvetli. Ama kendim, elimden kayıverecekmiş gibi.. Dal kayıyor elimden yavaş yavaş.. 
Kaslarım yanmaya başlıyor. Düştüm mü fena..
Kolumu bacağımı kırar, kafamı gözümü yararım..
Düşmemem lazım..
Düşmüyorum da..
Kurtuluyorum.. Son bir kuvvet, asılıp çekiyorum kendimi yukarıya.. Tırmanıyorum..
Ayağa kalkıyorum..
Hem kurtuldum diye seviniyorum bir yandan, diğer yandan da kolumun acısı ağlatıyor beni..
Bedenim rahatlıyor biraz, ruhumda bir korku kalıyor.
Kolumdaki kaslar yanmaya devam ediyor..
Öyle acıyor, öyle acıyor ki, yumruk atabilsem bir yerlere, yumruğun acısıyla diğer acı azalsa...
Ya da bağırsam avaz avaz geçecek.. Ama yok tek bağırmakla da geçmez..
Ya acı geçene kadar bağıracağım ki ona da nefes yetmez, ya da o acı enerjiyi başka bir yolla bırakacağım..
.
Ece'nin gittiği o ilk günlerde beynim delicesine çözüm ararken birkaç yol sundu bana..
"Ya yoga yapacaksın becerebilirsen, biraz sakinleşeceksin; ya kendini dağlara vurup halin kalmayana kadar koşacaksın, avaz avaz bağıracaksın, kalan tüm enerjini boşaltacaksın; ya gidip buz gibi havuza dalacaksın, kendine geleceksin, çivi çiviyi söker; ya da her şeyi zamana bırakacaksın, olduğu kadar olacak." 
-Hadi Elif seç!
Kendimi çekip de yukarıya tırmanmayı başardığım andaki yanma hissinin eşlik ettiği yorgunluk öyle büyüktü ki.. Zamana bırakmaya karar vermiştim..
Ama olmuyor..
Zamana destek olmak lazım.. Tek başına işi zor..
.
Dün platese başladım.
Gruba dahil olduğumda sanki herkes beni etrafına alacak "hoşgeldddiinnn Eliffff" diyerek sarıp sarıp sarmalayacak gibi hissetmiştim..
Bir günde karar verdim, bir günde dahil oldum..
Yanılmamışım..
Hem yoga yapıyormuşcasına sakinleştim, hem kendimi dağlara vurmuşcasına enerji harcadım..
Ben oraya spor yapmaya değil, terapiye gidiyorum..
İyi geldi..


7 Mayıs 2014 Çarşamba

Bir Bahçe..

Anneannemin doğumgünüydü ayın 5i. Biz hiç unutmayız o yüzden Hıdrellezi, çifte kutlama yaparız..
Bu sene bir gün rötarla toplandık yine bütün aile anneannemin pastasını kesmek için.
Dün..
Eve dönerken de anneannemin video kaset oynatıcısına ve onlarca beta max video kasetine el koydum.
Tchibo'dan bir aparat almıştım 3 yıl kadar önce, bu eski videoları bilgisayara aktarmaya yarıyor..
Bu geceden itibaren kasetleri dijital ortama almaya başlayacağım, böylece kasetlerin ömrü bitse de dijital ortamda da hatıraları yaşatmaya devam edebileceğiz..
.
Dün gece saat 11'i geçiyordu eve geldiğimizde.. Can'a "çok uykun yoksa kurar mısın videoyu, biraz bakalım" dedim.. Kurdu.. Kasetlerden birini taktık, sonuna kadar izlenmiş zamanında, başa sardık..
.
Görüntüde ben.. Muhtemelen 5-6 aylığım.. Ildırı'da annem altımı değiştiriyor.. Babam kameraya çekiyor..
Annemin tarzı hiç değişmemiş, nasıl ki Ece'yi Cem'i hunharca, hırpalayarak seviyorduysa beni de öyle mıncıra mıncıra seviyor.. Nasıl gülüyorum.. Babam arada bana sesleniyor.. "Eliff, babasının güzeliii". Dönüp ona bakıyorum.. Gerçi önce sesin geldiği yönü bir ıskalıyorum ama sonra yakalıyorum babamı, ona da gülücükler saçıyorum..
Ben ben değilim de, sanki Ece.. Benmişim gibi değil de, gerçekten Eceymiş gibi izliyorum görüntüleri..
Sonra bahçeye çıkıyoruz..
Dedelerim satranç oynuyorlar.. Hatırladığım kadarıyla bir araya geldiklerinde hep satranç oynarlardı.. Babaannem de orada.. Bebek arabasında da Ece..
Muhtemelen şimdi de öyle.. Babaannem, dedelerim ve meleğim yine bir bahçedeler.. Dedelerim satranç oynuyordur, babaannem de Ecey'i mıncıklıyordur.. Daha güzel bir bahçedir muhtemelen.. Ecey ördeğim de kat kat giyinmemiştir.. Tiril tiril bir elbise vardır üzerinde.. Kanatları var mıdır acaba? Yoksa da rengarenk tokaları vardır.. İstediğinde koşuyor, istediğinde uçuyordur.. Sonuçta o melek, kanatlara bile ihtiyacı yoktur orada.. Uçmayı istemesi yeterdir belki de..
Babaannem beni anlatıyordur, "aynı senin kopyandı, sen o zamanları bilmezsin tabii" diyordur.. Ecey de beni anlatıyordur babaanneme "sen de bu hallerini tam bilmiyorsundur" diyordur..
Cem'i, Can'ı anlatıyordur.. Babaannem bizi biliyordur belki de ama bir de Ece'nin gözünden dinliyordur bizi..
Güzel vakit geçiriyorlardır..
Kesin..
.
Ildırı..
Çocukluğumun en güzel anıları..
Galiba o yüzden istedim Ecey'imin emaneti Ildırı'da dinlensin diye..
Oradaki bahçe..
Belki de orada, "ben Eceyken" yaşadıklarım.. Kim bilir?
Sadece ve sadece mutlu anılar..
Huzur..
Yine gittiğimde huzur devam etsin diye..
Şimdi hayalimde Ece hep bahçelerde..
Hem de en güzellerinde..


6 Mayıs 2014 Salı

Ne dilesem ki?

Dün dolu dolu bir gündü..
Bahar geldi..
.
.
Cemik'in okuluna gittik.. Anneler günü ve 23 Nisan için ara bir tarih seçerek küçük bir gösteri düzenlediler okullarının bahçesinde.
Cemik yine Cemikliğini yaptı..
Bütün arkadaşları şarkılara, danslara eşlik ederken Cemik bir koro şefi misali onları izledi.. Canı istediğine katıldı.. İstemediğine kılını kıpırdatmadı..


Yaşları daha çok küçük olduğu için hepsinin katılımını beklemiyorduk zaten..
Ama aralarından biri, çok ağladı çimden sahnelerine çıkmadan önce.. Zorlamadı öğretmenleri onu.. Kenardan arkadaşlarını izledi.. Çocuğun hem yaşı küçük, hem de Türkiye'ye yeni gelmişler.. Türkçe çat pat anlıyor, henüz konuşamıyor bile.. Çekinmesi o kadar normal ki..
Gösteriden sonra annesinin ağladığını gördüm.. Sınıf öğretmeni "üzülmeyin" diyordu.. Kadın "hiçbir katılımını göremiyorum" diye üzülüyordu.
Yanına gidip "Üzülmeyin.. Elbet bir gün o da katılacak, şarkı söyleyecek. Bakın benim kızım gitti, ben de onun şarkı söylediğini, arkadaşlarıyla her hangi bir gösteriye katıldığını, dans ettiğini göremedim. Ve hatta okula bile gittiğini göremedim. Hatta ve hatta hiç arkadaşı bile yoktu daha.. Öğretmeni olamadı. Çocuk tiyatrosuna gidemedi. Sinemaya gidemedi. Okula gideceğim ya da gitmeyeceğim diye tutturamadı. Okul kapısından bana el sallayamadı. Ya da servise binerken.. Arkamdan dudak büktüğünü göremedim. Ya da bir şarkıyı söylemeyeceğim diye direttiğini.. Uyumayacağım, yemeyeceğim, kalkmayacağım, gitmeyeceğim, yapmayacağım, etmeyeceğim dediğini göremedim..Ve göremeyeceğim.. N'olur ağlamayın, üzülmeyin." demek istedim..
Ama demedim tabii.. Bıraktım böyle ufak şeylere üzülsün.. Ve dilerim hayatta hep böyle ufak şeylere üzülsün..
.

Dün Hıdrellezdi..
Çocukluğumdan beri hiç sektirmeden dilerim dileğimi..
Bu sene de aldım elime kağıdı kalemi.. Ne dilesem diye düşündüm..
Ne dilesem ki?
Benim de hala dileklerim var. Olmayanı dilemek değil de var olanları koruyabilmek için dileklerim var daha çok..
Bu hayattaki kötülüklerden koruyabilmek için..
Zaten kötülük dediğimiz de bu hayatta..
.
Dün sanki bahar geldi..
Ay olarak çoktan geldi, mevsim neredeyse yaz. Ama benim için sanki bahar anca geldi..
Hatta hala hafif bir serinlik olmasına rağmen kışlıkların tamamını kaldırdım..
Yazlıkların hepsini çıkardım.
Ütü yaptım.
Evet, evi de toparladım dün biraz..
Gece de salonda sızmak yerine, yatağa gidip yattım..
Belki iyi bir uyku çekemedim ama...
Sabah rahat uyandım..
.
Ece varken hayat ne kadar güzeldi diye üzülüyordum.. Her şey ne kadar da güzeldi..
Hayat -en azından şimdilik eskisi kadar olmasa da- hala güzel..
Çünkü ben artık meleğimi daha çok yanımda hissediyorum..
Evet çok özlüyorum, keşke yanımda olsaydı, bir kez daha görebilseydim, koklayabilseydim diyorum ama artık o kadar da uzaktaymış gibi hissetmiyorum.
Öyle ya da böyle..
Daha çok hissediyorum Ecey'i..
Sanki karnımda taşıdığım zamanki gibi.. O zaman da sevip okşayamıyordum, kucaklayamıyor, koklayamıyordum ama oradaydı..
Ecey ördeğim yine oralarda bir yerde..
Biraz bende, biraz babasında, biraz kardeşinde..
.
.
Neyse..
İyi yürekle dileyen herkesin dileği gerçek olsun..

5 Mayıs 2014 Pazartesi

Büyük bir yük kalktı üzerimden..

Cumartesi Cemik'le evdeydik..
Biraz evi toparlarım diyordum ama bildiğin bütün gün yaydım yattım..
Ev evlikten çıktı, itiraf ediyorum..
Ama kendime söz, bugün biraz derleyip toplayacağım..
.
Cumartesi iyiydim, galiba Cemik de bunu hissetti, benimle konuşmak istedi.
Cemik'i giydiriyordum..
Altında donuyla şımardı şımardı, attı kendini yatağına, "uyuyacağım ben" dedi.
"Hadi uyu bakalım uyuyabiliyorsan" deyip gıdıklamaya başladım..
Sonra birden "anne Ece çok ağlıyor" dedi. 
Sınıfında da bir Ece var, ondan mı bahsediyor acaba diyerek "okul arkadaşın Ece mi?" diye sordum.
"Hayır hayır, benim kardeşim Ece!" dedi..
"Ağlamıyor annecim nereden çıkardın?" dedim..
"Ağlıyor, doktora gitti o" dedi..
O ilk haftaki Cemik'le olan konuşmamızın fazla havada kaldığını biliyordum.. İyi oldu sorduğu diye düşündüm..
"Hayır annecim Ece çok mutlu, zaten doktorda değil ki." dedim.
"Nerede peki?" diye sordu. "Çoookk güzel bir yerde" dedim gülerek.. 
"Ama neden?" diye sordu. "Gitmeyi çok istedi, o yüzden. Doktorda değil ama, çook güzel bir yerde, ve hiç ağlamıyor, çok mutlu annecim." dedim..
Konuyu kapatabilirdim ama içimden bir ses "Özlüyor musun kardeşini?" diye sor dedi. Ben de sordum..
"Evet, özlüyorum." dedi.
"Biz de özlüyoruz." dedim..
"Gelsin" dedi.
"Ece artık gelmeyecek annecim" dedim.
"Ben babama söyleyeyim, gelsin." dedi.
"Annecim artık Ece gelmeyecek, bak yatağı da yok artık, eşyaları yok, hem gelse nerede yatacak? O mutlu merak etme sen" dedim..
Yatağını göstererek "burada yatsın" dedi..
Daha fazlasına cesaretim olmadığından gıdıklamaya devam ettim..
Baktı baktı bana, "Ece bir daha gelmeyecek di mi anne?" dedi hafif gülümseyerek.. Ben de "evet annecim" dedim kocaman gülümseyerek.. 
.

Çok büyük bir yük kalktı üzerimden sanki..
Komşumun güllerinin de etkisi var biraz..
Yani uyanan doğanın..
.
Sanki bugün daha bir hafifim..
.
.

2 Mayıs 2014 Cuma

Doyuyorum..



Elim ayağım titriyor iki gündür..
Tansiyonum düşüyor.
Midem bulanıyor..
İyi hissetmiyorum..
.
"Kendine bakmıyorsun, kilo vermişsin" diyorlar..
Vermedim aslında pek..
Almadım da..
Yiyorum..
Hem de normalde yemediğim kadar yiyorum..
Galiba..
.
Uzun zamandır sağlıklı beslenmeye dikkat ediyorum..
Tatlıdan, unlulardan, abur cuburdan uzak duruyorum..
Alıştım da.. Canım çekmiyor..
Ama sabahları kendime kahvaltı hazırlamak zor geldiği için puaça börek yemeye başladım şu ara..
Kendim için bir şey yapmaya üşenir oldum..
Üşenmek de değil de.. İstemez oldum..
Eskiden damağımı şaplata şaplata yediklerimi şimdi resmen çiğnemeden, yutarcasına yiyordum.
Tat alamıyorum...
Doyuyorum..
Doymak için yiyorum.
.
Kilo vermek için çırpındığım zamanlarda arada kaçamak yapmak için can atardım..
Mesela hamburger, patates kızartması.. Pizza.. Cips..
Yerdim bayıla bayıla, ertesi gün de tartıdan el sallardı bana yediklerim..

Bir gün, kaçamak yaparak yediğim hamburger ve patates kızartmasından hiç lezzet alamadım.. "Tadını bozmuşlar, bir daha yemem, diyeti bozduğuma değmedi" diye düşünmüştüm..
Ertesi sabah tartıya çıktığımda ne göreyim? Bir gram bile almamışım..
O gün çözmüştüm kendimi..
Tat alarak, keyifle yemediğim bir yemek bana yaramıyordu (!).
Defalarca daha böyle oldu..
.
Şimdi yiyorum yiyorum, hem de muhtemelen çok lezzetli şeyler yiyorum ama tat alamıyorum.
"Ağzımın tadı yok" ne demekmiş yeni anladım ben..
Yiyorum ama yaramıyor galiba..

"Daha da kilo vermişsin" diyorlar.. "Kendine bak biraz!"
Ben yiyorum, aslında kendime de bakıyorum ama galiba daha tam kendimde değilim..
.
Biraz daha zaman...

30 Nisan 2014 Çarşamba

Ne Dertler Var Şu Hayatta....

Ben üye olmadım..
Bilgileri nereden buluyorlar bilmiyorum ama hep bir ay geriden geliyorlardı zaten..
1 ay ve 2 gün..
Hiç mama vermek zorunda kalmadım çocuklara.
"İhtiyacım yok, zaten çocuk da büyüdü" diye düşünüp üyeliğinden ayrılabilirdim nasıl kaydedildiğimi bilmediğim bu mail listesinden ama her ay böyle bir mail almak batmıyordu bana..
Bugün sildim kaydımı..
"Nedenini bize söyler misiniz?" dedi otomatik açılan pencereden bilgisayar.
"Kızım vefat etti" yazdım..
.
Tam bu sırada bir kadın girdi kapıdan içeriye..
"Sizin alanınız mı bilmiyorum ama bir şey soracağım.." dedi.. "Buyrun" dedim..
"Piyanolarla alakalı.. Alt komşu piyano çalıyor da onun sesini bozabilecek bir alet var mı yukarıdan?" dedi..
Ben bakakaldım.. Arkadaşım "maalesef yok öyle bir ürün" dedi..
Kadın memnuniyetsizce "Yok di mi?" dedi.. Sonra bana döndü:
"N'oldu? Bakakaldın öyle, anlamazsınız siz. Mahkemeliğiz zaten. Çalsa idare edicem ama çalmayı da bilmiyor çocuk. Günde üç dört saat çekiyorum ben onu" dedi..
Cevap vermedim.. Hatta yüzümün ifadesi bile değişmedi..
Teşekkür etti.
Çıktı gitti..
.
Unuttum kendi derdimi..
Yazık..
Ne dertler var şu hayatta..



29 Nisan 2014 Salı

40

Bugün 40. gün..
.
İnsan böyle bir acıdan sonra öyle bir değişiyor ki..
Günlük hayattaki acılar insana acı olarak gelmemeye başlıyor..
Ya da birçok şeyi dert etmemeye başlıyor insan..
Boş vermeye başlıyor..

Boş vermek..
Öğrenmeye başlıyor insan..
Boş vermeyi öğrenmeye başarıyor..

Ben başarmaya başladım..
Daha önce kafama çok takacağım sıkıntıları saniyesinde çözebiliyorum artık..
Anında bir çözüm bulabiliyorum..
Dert etmiyorum.. Kendimi üzmüyorum.
En kötü, boş veriyorum..
.
Boş vermeyi öğrendim..
Peki bu acıyı neden boş veremiyorum?
Bazen diyorum ki kendime "Elif, olan oldu, boş ver.. Önüne bakmaya çalış.. Unut. Boş ver.."
Olmaz ki..
İnsan dolu dolu yaşanmış bir buçuk seneyi yaşamamış gibi yapamaz..
Neye çabaladığımı bilmiyorum..
Nasıl yapacağımı bilemiyorum..
Evet daha iyiyiz...
Daha az ağlıyoruz..
Bazı anlardan daha fazla keyif almaya bile başladık..
Bazı şeyler için umutlanmaya, heyecanlanmaya bile başladık..
Çimlerimiz ufak ufak büyümeye başladı.. Bahçemiz daha güzel olacak mesela.. Bir an mutluluk doluyor içime..
Sonra çocuklar rahat rahat koştursunlar, Ece'nin 2. yaş gününde bahçeye daha rahat yayılalım diye bahçeye çim yapma kararını aldığımızı hatırlıyorum.. Bir buruluyor içim.. Sonra diyorum ki "Cem koşup oynayacak ya! Arkadaşları gelecek, oynayacaklar.." Tekrar hevesleniyorum..
.
Cem'in ilk doğumgününde Ecey ördeğim benim karnımdaydı.. Annemler nasıl olsa kardeş geliyor diye tahterevalli almışlardı..
Daha ancak yeni yeni binmeye başlamışlardı karşılıklı..
Cemik kardeşine yardım ediyordu binebilmesi için.. Oturacağı tarafa gidip bastırıyordu, "ayağını buraya koy Ece" diye öğretiyordu.. Hem de sabırla.. Yanlarında oturmama rağmen benden yardım istemeden.. Ece'ye inancından.. Yapabileceğini bildiği için.. Uğraşmalara değeceği için..
Abisi sayesinde Ece ilk defa tahterevalliye oturmaya başardığındaki mutlulukları.. Cem'in "hah, bravo Ece!" diye sevinişi.. Kahkahalar ata ata oynamaları..
Hepsi gözümün önünde.. Hepsi kulaklarımda..
O tahterevalli de bi garip kaldı sanki..
Oyun evleri...
Kum havuzları..
.
.
Hayat planları yaparken hep 4 kişilik yapıyordum..
Hayallerimi 4 kişilik kuruyordum..
Cemik'e bir şey alırken, "ileride Ece de kullanabilsin" diye alıyordum..
Ya da Cemik'e bir şey alırken pembesi var mıdır diye bakıyordum hep..
Birini kızıma birini oğluma alıyorum diye düşünürdüm..
Şemsiyeleri mesela..
Şimdilerde hava yağmurlu İzmir'de..
Cemik kullanıyor şemsiyesini..
Ecey ördeğiminkini kaldırdım dolaba..
Bana kalsa ben kullanırdım ama Can'a ve Cem'e iyi gelmiyor..
Kaldırdım ben de o yüzden..
Dolapta artık..
Ece'nin kullanamadığı şemsiyesi..
.
.
Boş vermeye çalışıyorum..
Sanki istiyormuşum gibi..
Ama boş vermeye niyetim bile yok içten içe..
Zaten neden boş vereyim ki?
Yaşananla yaşamaya alışmaya ihtiyacım var..
Ece'yi düşününce gülümsemeye..
Duruma alışmaya değil de galiba kanıksamaya..

Ne zaman ki Ece aklıma geldiğinde acı değil, geçmiş güzel günlerin huzurunu hissedeceğim, o zaman bu sınavı geçmiş sayacağım kendimi..
Şimdilerde ter döküyorum.. Kalemin arkasını kemiriyorum..
Bir gözüm sürekli saatte..
Sınav bitimine ne kadar kaldı?
Kaç soruyu doğru cevaplayabildim acaba?
Bu sınav kaç soruluk?
40 mı?
Biter mi bu 40 soru?
Bitmez galiba..
Sınav süresi biter, o 40. soru boş kalır..
Yanlış cevap vermektense bırakacağım boş kalsın..
Boş vereceğim o soruyu..
Sınav süresi bitince bulamamışsam cevabını, O'na soracağım..
Sonrası zaten sonsuza kadar mutluluk..




25 Nisan 2014 Cuma

Hediye..

Ece'nin gittiği sabahın öncesi..
Yani bizim birbirimize doymaya çalıştığımız, benim bilmeden vedalaştığım o gün..
Ece'nin bana son armağanı..
.
Ben bilmiyordum, hatta aklımın ucuna bile gelmezdi o gün kızımla geçireceğimiz son gün olacağı..
Bilseydim, tahmin etseydim, hissetseydim uyumazdım. Onu uğurlamak için beklerdim..
Ama galiba Ecey ördeğim biliyordu..
.
Ece yemekten sonra öğlen uykusuna yatar, en azından iki-üç saat uyurdu..
Uyumadığı öyle nadir ki.. Belki 18 aylık yaşamı boyunca üç ya dörttür.. Ya da beş..
Son gün uyumadı işte..
Yatırmama bile izin vermedi hatta..
Normalde uyumak istemediği zamanlarda bile yatırıp odasından çıktığımda, arkamdan kalkar, oyun oynardı yatağında.. Uyumasa da dinleniyor diye düşünürdüm..
O gün öyle olmadı..
Bırak uyumayı, yatakta bile durmak istemedi..
Gittim odasına, ninni söyledim..

"Ece bebeğim uyusun,
Melekler onu korusunun,
Annesinin kollarında,
Dalsın güzel rüyalara..

E bebeğime e..
E bebeğime e..
Rahat uyu bütün gece,
Sallanırken beşiğinde."

Salladım kucağımda.. Uyumadı..
Gözlerime baktı uzun uzun..
Normalde kucağımdan atlamaya çalışan çocuk, durdu öylece..
Sonra kaldırdım ayağa, "uyumak istemiyor musun sen?" dedim.. "Dıgıdıgıdgı" dedi, güldürdü beni kerata..
"Hadi uyuma bakalım" deyip çıkardım uyku tulumunu, kıyafetlerini giydirdim tekrar..
O gün belki de 3 saat daha kazandırdı Ece bana..
Uyumayacak bile olsa yatağında bensiz vakit geçirmeyi istemedi.
Bana dolu dolu 3 saat daha hediye etti..
.
Ben bilseydim, tahmin etseydim, hissetseydim uyumazdım. Onu uğurlamak için beklerdim o gece.. Biraz daha doymak için ona, uyumazdım..
O biliyordu.. O yüzden öğlen uyumadı..
O son gün, ikimizin hediyesiydi..


24 Nisan 2014 Perşembe

Diğer elimden de Ece tutsaydı..

Çok mutluydum Ece aynı bana benziyor diye..
Bencilce... 
Bana benziyor, güzel olacak diyordum..
Kendimi güzel bulduğumdan değil, onun güzelliğinden kendimin güzel olduğuna karar verdiğimden..
Küçük Ece, küçük Elif..
Sanki kendimi doğurmuşum gibi hissediyordum..
.
"Nasıl olur?
Neden olur?
Bıraktım artık sormayı.." 
diye yalan söylüyorum sürekli kendime..
Anladığımı zannediyorum ama anlayamıyorum..
Kabullendim zannediyorum ama kabullenemiyorum..
"Bundan sonra böyle artık" diyorum, olduramıyorum..
.
Dün 23 Nisandı..
Cemik'le kordona gittik..
Dolaştık...
Her yer cıvıl cıvıldı.. Çocuklar şarkı söylüyorlardı sahnede..
Şişirilmiş zıplama oyuncakları vardı bir sürü..
Bir yerde çocukların yüzlerini boyuyorlardı..
Başka bir yerde balon dağıtıyorlardı..
Çimler yenilenmiş, yumuşacık..
Hava çok güzeldi, ikimiz de kısa kollularlaydık.
Dev bir balon vardı. Sepetinde iki kişi, bir yukarıya bir aşağıya inip çıkıyordu..
Alevini seyrettik..
Öylece aralarından yürüdük geçtik hepsinin elele..
.
Diğer elimden de Ece tutsaydı..
Belki dahil olurduk hepsine..
Zıplardık beraber zıplama alanlarında..
Yüzlerini boyatırdık belki..
Ecey kedi olurdu, Cemik köpek.
Belki Cem kendisine uzatılan balonu kabul ederdi, "istemiyorum" diyerek çekmezdi kendisini geriye..
Hatta bir tane de Ecey için isterdi..
Ya da "boş verin o balonları, hadi uçan balon alalım" derdim ben onlara..,
Hatta diğer ellerine de birer pamuk şeker, ya da dondurma..
O zaman elimi tutamazlardı ama..
Balonlarının ipini bileklerine bağlardık, yine tutardım ellerinden..
Cem "elim yapış yapış oldu, siler misin?" derdi..
Ece "su" isterdi..
Ece'nin su içtiğini gören Cemik "ben de istiyorum" derdi..
Aynı şişeden içerlerdi..
Sonra belki çimlere yayılırdık..
Cem takla atmaya çalışırdı..
Ece onu taklit ederdi.
Belki çıkıp sahneye şarkı söylemek istemezlerdi ama eminim dans ederlerdi..
Ve eminim, adım gibi eminim öperlerdi birbirlerini defalarca..
Kardeş...
"Ece, benim kardeşim" derdi Cem..
"Seni çok seviyorum" derdi..
Zaten hep diyordu..



22 Nisan 2014 Salı

Öyle neşeli, öyle güleç bir çocuktu ki..

Dün gece kabus gördüm..
Ama mutsuz uyanmadım..
Aslında uyandığımda gece kabus gördüğümü de hatırlamıyordum.. O yüzden kötü uyanmadım..
Banyoda dişlerimi fırçalarken geldi aklıma gördüğüm kötü rüyalar.. Hiç olmayacak bir şeyden bir anda beliriverdi aklımda..
Mutsuz olmadım hatırlayınca.. "Rüyaydı işte, ne de saçmaydı hatta" diye düşündüm..
Sonra kapattım gözlerimi, bir daha baktım aynaya, "Ece'yi de görmüş müyümdür?" diye düşündüm..
Görmemişim.. 
Galiba...
.
Dün gece arkadaşlarımız vardı.. Seko, Begüm, Anıl.. Bahçede oturduk.. Yemek için bir şeyler hazırladık, hava da güzeldi, bahçede yedik yemeği. Gece geç saate kadar oturduk hep beraber..
Espriler yapıldı, komik anılar anlatıldı.. Bayağı güldük.. Hatta bazen çok güldük.. 
.
Bir yandan içim yanarken bir yandan kahkaha atmayı bünyem biraz yadırgadı galiba.. Keyfim oldukça yerindeyken birkaç kere hiç beklemediğim şekilde Ece düştü aklıma.. Bir anlık acı.. Sonra hemen kovaladım acıyı.. Ama Ece'yi değil.. Sohbete konsantre olmaya çalıştım.. Bildiğin çabaladım.. 
Bahçe lambasına gelen bir kelebeği "bu Eceymiş meğer" diye düşündüm.. "Ben mutluyken daha çok yanımda" diye inandırdım kendimi..
.
Sonra ne geldi aklıma.. 
Ali dedem "kötü hastalık" yüzünden -ya da vesilesiyle- ayrılmıştı bu dünyadan.. Ona bakan Gürcü bir bayan vardı o zaman.. Adı, Lela.. 
Dedem gittikten sonra uzun süre anneannemi yalnız bırakmadık.. Torunları, çocukları, damatları, gelinleri evdeydik.. Komşular, akrabalar...
Biz torunlar olarak oturma odasında oturuyorduk bir gece.. Televizyona bağlı olan videodan çocukluk kasetlerimizi çalıştırdık.. 5 yaşındaki 10 yaşındaki hallerimiz.. Şapşallıklarımız, tiplerimiz.. 
Tabii normal olarak bizim odadan kahkahalar yükselmeye başladı.. 
Sonra haber geldi içeriden, anneannem kızmış.. "Gülmesinler böyle" demiş, "saygısızlık etmesinler"..
Sonra Lela bir laf söyledi bana.. "Cenaze evinde gülmek büyük sevapmış. Giden de rahatlarmış." dedi..
Biz, "giden dedeme" olan saygımızı kanıtlamak için değil, anneanneme olan saygımızdan sustuk.. 
Sustuk ama ben Lela'ya hak vermiştim..


Ece öyle neşeli, öyle güleç bir çocuktu ki..
O gittikten sonra eve çöken sessizlik gücüme gitti.. Odasındaki karanlık..
Hemen daha o gün -galiba, ya da ertesi gün?- girdim odasına, topladım son kez odasındaki ufak tefek dağınıklığı.. Panjuru açtım, pencereyi açtım.. Sonra hemen, bir gün önce giydiği kıyafetleri dolaba ayrı bir yere kaldırdım, pencereden giren temiz hava kokusunu alıp götürmesin diye.. Abisiyle beraber oynadığı son oyuncakları yerlerine koydum. Daha da fazla duramadım odada, sanki görevimi yerine getirdim, arkama bile bakmadan çıktım odadan.. Kapattım kapısını.. Yine girdim çıktım ara ara, ama bakamadım yatağına.. Dayanamadım..
.
Sonra başka bir gün, salon çok sessiz geldi.. Televizyonu mu açsak, müzik kanalı mı açsak ne yapsak diye saçmalarken buldum kendimi.. En neşeli şarkı çalsa gelir miydi ki sanki evin neşesi geri? Gelmezdi.. Açmadım o yüzden.. Ece'ye olan saygımdan değil, bir işe yaramayacağından..
.
Ecey ördeğim gitti.. Ona olan saygımı, sevgimi, özlemimi, hissettiğim acıyı kimseye sergilemek zorunda değilim.. 
Hepsi bende.. Ece öyle neşeli, öyle güleç bir çocuktu ki.. O da benim gülümsememi isterdi..
Hiç kıyamazdı bana.. Ben de ona kıyamazdım..
.
.

21 Nisan 2014 Pazartesi

Bir gün gelecek, hayat eskisi gibi devam edecek..

Bugün bir ay olmuş..
Bana sorsan 2 ay geçmiş gibi..
Sanki günler hızla geçiyormuş gibi hissediyorum ama aslında geçmiyor.. Sanki inadına geçmiyor...
Seneler uçsun gitsin istiyorum, ama gitmiyor..
Günler geçmek bilmiyor..
.
Her gün daha azalıyor acım sanki.. Hani şu yanan 40 mum var ya.. 31i söndü.. Ondan galiba.. Acı azalıyor ama özlem çığ gibi büyüyor.. İnsan kabulleniyor ama tekrar kavuşma, sarılma, öpme istediği her gün daha da çoğalıyor..
.
Hayat devam ediyor işte..  Bugün bir ay oldu..
Bugün kendi dükkanıma geldim.. Hala yüzümü yerden kaldıramıyorum yürürken.. Kimsenin yüzüne bakasım, kimseyle göz göze gelesim yok.. Biri bana dokunmuyorken iyiyim, biri bana dokundu mu gözyaşlarım akıp gidiyor.. "Dokunsan ağlayacak haldeyim" yani..
Buradaki insanlar.. Hepsi Ece'yi biliyorlar.. Ece buraya geldiğinde bütün dükkanlara girip çıkıyordu.. Şalları dağıtıyor, yüzükleri parmaklarına takıyordu..
"Havalar iyice düzelsin de getireyim" diyordum kendi kendime.. Hayal olarak kaldı.. Ertelenen her şey bir gün hayal olarak kalabilir..
.
Dün Ildırı yolundaki gölete gittik Doorstepping'ler sayesinde.. Ördekler vardı gölette.. Ekmek attık onlara.. Ördeklere...
Evde kalmak iyi gelmiyor.. O yüzden durmuyoruz evde.. Ama bir gün gelecek o da olacak.. Evde kalmak, eskisi gibi; dinlenmek, huzur bulmak anlamına da gelecek. O da olacak..
.
Hayat devam ediyor.. Şu an canım istemiyor ama bir gün gelecek yine müşterilerle uzun uzun sohbet edip elimdeki enstrümanı satabilmek için çalacağım.. Şu an içimden gelmiyor mesela ama bir şeyler yapıp yine bu blogda paylaşacağım.. Şimdi içimden gelmiyor ama belki bir gün yine oje süreceğim ya da güzel bir makyaj yapacağım.. Şimdi içimden gelmiyor ama muhtemelen yine bir gün eğlenmek için dışarı çıkacağım, kafamı dağıtmak için değil.. Bir gün yine tat alarak yemek yiyeceğim ya da bir gün bir yemeği gerçekten canım çekecek..
Bilmiyorum bir gün tekrar şarkı söyleyerek ev işi yapabilecek miyim? Ya da bir şarkıyı söylerken ağlamadan durabilecek miyim? "Akşam olsa da eve gitsek, bahçede bir keyif yapsak" diyebilecek miyim? Apar topar yemek yedikten sonra heyecanla kocamla playstation başına oturabilecek miyim? Yurt dışı, yurt içi gezilerini hevesle planlayabilecek miyim? Denizde yüzerken serinleyebilecek miyim? Bir daha gerçekten canım acıyacak mı? "Bugün çok eğlendim" diyebilecek miyim? Ya da "bir günü" iple çekebilecek miyim? Whatsapp'tan yolladığım gülen yüzleri hissederek yollayabilecek miyim? Aynaya bakıp kendimi güzel bulabilecek miyim? Ya da aynaya her baktığımda Ece'yi görmemeyi becerebilecek miyim? Muhtemelen bir gün olacak.. Çünkü hayat devam ediyor..
.
İlk günkü gibi değilim.. Şok geçti.. İnanamama geçti. Kabullenememe geçti.. Acı azalıyor belki ama.. Çoğalan şeyin adı sadece "özlem" olamaz.. Geçenlerin yanında bir de delicesine büyüyen bir "şey" var.. Adı yok.. Adı Ecey ya da.. Ecey büyüyor içimde her geçen gün..
.
Belki siz benden daha çok acı çekiyorsunuzdur hatta.. Kendinizi benim yerime koyuyorsunuz.. Anne baba olanlar bugün, anne baba olacaklar bir gün "ya ben olsaydım" sorusunu soruyorlar kendilerine.. "Ya benim de başıma gelirse?" diyorlar.. Bir anlık benim yerime geçiriyorlar kendilerini..
Tahmin edebiliyorum o an ne hissettiklerini.. Korkunç bir acı.. Başından aşağıyla kaynar su dökülüyormuş gibi bir his.. Boyundan bele doğru inen bir sızı, burun sızlaması, akan göz yaşları..
Benden daha çok acı çekiyorsunuzdur belki de.. Çünkü korkuyla yaşamak çok zor..
.
Benim başıma gelen geldi.. Her şey oldu bitti.. Her şey bitti.. Çaresi yok, geri dönüşü yok. Zaman ve inancım benim ilacım..
Ama bu korkuyla yaşanmaz güzel arkadaşlarım.. Eğer öyle olsaydı ben yaşayamazdım.. Ya da benim gibi kayıplar yaşayan başka anneler, babalar.. Bir evladımı uğurladım, ya diğeri de giderse diye yaşayamayacağım gibi, siz de "ya ben olsaydım, ya olursa?" diye yaşayamazsınız.. Olmayacak.. Allah isterse eğer, Cemik sağlıkla büyüyecek.. Biz de büyüyeceğiz.. Ya olursa ya olmazsa diye yaşayamaz insan.. Hasta olur.. O yüzden bunları düşünmeyi hem size hem kendime yasaklıyorum bugün.. Ayrıca evet, doğru bir söz daha, "Korkunun ecele faydası yok".
.
Bugünden itibaren daha iyiyim.. Daha "Ecey dolu" ama daha az üzgünüm.. Kızım için, Cemik için, Kocam için, kendim için çok daha iyiyim bugünden itibaren..
Kimsenin beni üzgün görüp de üzülmesine dayanamıyorum.. Kimseye kıyamıyorum..
Kendimden sıkıldım.. Üzgünsem üzgünüm.. Mutluysam mutlu.. Yüzüme yerleştirdiğim yapmacık gülümsemeyi bundan sonra sahici hale getirmeye çalışacağım.. Çünkü her şey bu kadar gerçekken yapmacık olan gülümsememden de sıkıldım..
Daha fazla gülümseyeceğim bundan sonra ama zorla değil, içimden gelerek.. İçimden gelecek olan "o mutluluk" çünkü zaten içimde şu an.. Biraz benim, biraz Can'ın, biraz Cem'in içinde..
.
.
Şimdilik daha iyiyim, ama daha bir Ecey doluyorum.. Bu da zamanla değişecek..
Bir gün gelecek, hayat eskisi gibi devam edecek..
.
.

18 Nisan 2014 Cuma

Yağmurla Gelsen Bana..

Hani bir dizi vardı bir zamanlar..
Şimdi olsa belki yüzüne bile bakmayacağım bir dizi.. "Ruhsar".
Hande Ataizi ve Cem Davran oynuyordu yanlış hatırlamıyorsam..
Ruhsar, hayatını kaybetmiş bir kadın.. Cem Davran da onun eşi.. Dizide Ruhsar sık sık gelip kocasına görünüyordu..
Sadece dünyanın bir yerlerinde yağmur yağdığında gelebiliyordu...
.
.
Dün gece İzmir'e çok yağmur yağdı.. Şimşekler çaktı, gök delindi.. Bir yandan "Allah açıkta olanlara yardım etsin" diye düşünürken, bir yandan da "acaba benim Ecey'im de gelir mi Ruhsar gibi yağmurla bana?" diye düşündüm bütün gece... Ne güzel olurdu.. Gelirdi giderdi, belki büyürdü belki hep öyle kalırdı.. Sarılırdı, öperdi.. Belki "anne" bile derdi.. Ece bana hiç "anne" demedi..
"Baba" dedi. "Su" dedi. "Mama" dedi. "Deldiii" dedi. Naz'a "Na" dedi. "Çiş" dedi ama "ANNE" hiç demedi.. Belki de deseydi daha zor olurdu benim için.. Her şeyin bir sebebi olduğunu düşünüyorum artık.. Cemik Ecey kadarken anne diyordu.. Belki de Ecey benim için tuttu kendini, demedi bana hiç anne.. Kıyamam.. O da bana kıyamazdı.. Anne diyemedi bana kızım..
.

Yine göremedim rüyamda..
Belki de görüyorumdur da unutuyorumdur..
Can'la konuştuk.. "Çok özledim, keşke rüyamda görsem" dedim.. "Ben istemiyorum" dedi.. "Hani sana da oluyordur, insan kötü bir rüya görür, bir kabus görür ve uykudan uyanıp rüya olduğunu fark edince şükreder, çok sevinir. Ben tam tersinden korkuyorum, kızımı görüp uyandığımda rüya olduğu için çok üzülmekten korkuyorum." dedi. Haklı..
Ama ben o üzüntüye razıyım. Birkaç dakikalık mutluluk için saatlerce, belki günlerce tekrar tekrar üzülmeye razıyım..
Ama belki de Ecey ördeğim benim üzülmemi istemediği için gelmiyordur..
O beni düşünüyordur, biliyorum..
Hissedebiliyorum..
.
.
Not: Çok fazla mail alıyorum.. Hepsini başlığından son cümlesine kadar okuyorum.. Bazısında çok duygulanıyorum.. %90ına çok istememe rağmen cevap yazamıyorum.. Ama hepsini okuyorum..
Yazacağım.. Daha da iyi olduğumda oturup hepsine cevap yazacağım.. Sanmayın umursamıyorum, sadece o kuvveti bulamıyorum bazen kendimde.. 
Bloga gelen bazı yorumları yayınlamıyorum.. Güzel yüreklilikle yazıldıklarını, benim yarama tuz basmak için değil, bazı şeyleri paylaşmak için yazıldıklarını biliyorum, onlara da çok teşekkür ediyorum.. O yorumları yayınlamamamın tek sebebi var.. Tepki çekebilecek yorumlar olması.. Burada ufak tartışmalar olmaması için de yayınlamıyorum ama onlara da çok teşekkür ediyorum.. "Kızacaksın biliyorum ama.." diyen maillerin, mesajların hiç birine kızmıyorum.. Çok ama çok teşekkür ediyorum.. Şu an yapabildiğim tek şey bu..


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

ibibikler

10 Kasım (2) 118 (1) 19 Mayıs (1) 2012 (1) 2013 (1) 23 Nisan (1) Abur Cubur (1) Adım Adım Paris (15) ağaç (1) aile (1) Alaçatı (1) Alış-Veriş (1) Alsancak (1) Amatör Radio (4) Ameliyat (1) Amsterdam (1) Amsterdam Gezisi (1) Anı (1) Anne (2) Anneannem (1) Anneler Günü (2) Anten (1) Asburger (1) Askeri Müze (1) Atatürk (4) Ayakkabılık (2) Baba (1) Baby Shower (1) Bağlama (1) Bahçe (11) balık (1) Barbie (1) Bastille (1) Bayram (6) Bebek (8) Bebek şekeri (2) Bere (1) best seller (1) beyne format (1) biberon (1) biberon kurutma (1) Bilmece (1) Bir Nevi Gastronomi Gezisi (1) Biri ADSL (1) Bit Pazarı (1) Biten kitap (1) Bitki (1) blogger kota (1) boyamak (1) Böcek (1) BTT (1) Bulb (2) Bumerang (1) cağ (1) Canavar (2) canon (2) Cem (18) Cemik (41) Cemik Ve Hayatın Zorlukları (2) Chatelet (1) Châtelet (1) Contest (2) cüzdan (1) çağ (1) Çamur (1) çanta (2) Çekiliş (10) Çekiliş Sonucu (3) Çeşme (12) Çeviri (1) Çeviri hataları (1) Çiçek (3) Çiğ Börek (1) çikolata (1) Çocuk (6) çocuk zaptetmek (1) Çocukluk (6) Dekor (9) Denedim (1) Deprem (1) DIY (7) Dikiş (2) Dilek (1) Dinozor (1) Diş (1) Diş Buğdayı (3) Diş Kurabiyesi (1) Diş pastası (1) Diş Sağlığı (1) Diyet (1) Doğal Yaşam (15) Doğumgünü (13) Doğumgünü Teması (5) Dolandırıcılık (1) Dolunay (1) Dost (6) Dükkan Vukuatları (1) Dünya Tiyatrolar Günü (1) E-Bay (1) Ecey (6) Ecey ve hayatın zorlukları (1) Eiffel kulesi (1) Ekmek (1) El Ayak Ağız Senromu (1) El emeği (13) El işi (16) el yapımı (3) Elfony Mutfakta (2) Elmo (1) emdr (1) en son ben duyarım zaten (1) Enstruman (1) escargot (1) Eskici Elfony (3) Esnaf Lokantası (1) eşeğimi kaybedip buldum (1) etamin (1) ev işi (1) Ev Yemeği (1) Evlilik Yıl Dönümü (1) fast food (1) Festival (1) Flypgs (1) fotoğraf çekimi (1) fox (1) Gare de Lyon (1) Gezi (10) Gıda Çarşısı (1) Gidelim Gömelim (19) Giritli (2) Gitar (1) gülgün sharafat (1) Günaydın (1) Günlük (4) hafta özeti (69) Ham Radio (1) Hamilelik (2) Hastalık (4) Hatıra (22) Havale (2) Hayal (1) hayatın zorlukları (1) Hayvanlar alemi (2) Hediye (9) Hekimköy (21) hhandesign (1) Hıdrellez (1) hikaye (1) Hobi (4) Huzur (1) ıldırı (1) içimdeki çocuk (1) ikbush (3) ilaç (1) ilk adımlar (1) ilkler (1) instagram (73) istanbul üniversitesi (1) isyan (3) İştahsızlık (1) iyi ki saklamışlar (4) izmir (2) Kabak (1) kabızlık (1) Kabus (1) Kadın (1) Kadınlar Günü (1) Kağıt Çiçek (1) Kağıt Ponpon (2) Kanaviçe (2) kar (2) Karatahta (2) kardeş (2) Karşıyaka (2) kaynar (1) Kebap (4) Kedi (2) Kek (2) Keman (1) kış (2) Kız (2) Kilo vermek (1) kitap (4) Kocci (7) kuaför (1) Kukla (1) Kurabiye (3) Kusmak (1) Kuytu Restaurant (1) kuzen (1) Kuzenler (1) Lal (1) Lale (1) Lazımlık (1) Le Vieux Belleville (1) liman restaurant (1) loğusa (1) Lokanta (3) Louvre (1) Mahfel (1) Mangal (2) Marmelat (1) Masal (1) Mendil Bebek (1) Meyve (1) Midye (2) Mikrodalga (1) Mizithropides (1) Moda (2) Mum (1) Mutfak (12) Müze (2) Nar (1) Naz (2) Notre Dame (1) Oje (1) Oklava Modeli (1) organik (2) Ot Festivali (1) Oyun (2) Oyuncak (3) Öğretmenler Günü (1) Öğretmenlik (1) Örgü (4) Örgü Modeli (1) Özel Gün (2) Özür (1) Pamuk Helva (1) panjur (1) Paris (13) Paris Gezisi (12) Parti (2) pasta (2) Patlamış Mısır (1) Pegasus Hava Yolları (1) Pelur Kağıt (1) Pembe (2) pembe panjurlu ev (1) Pigale (1) Pilor Stenozu (1) pinterest (1) Pisuar (1) Piyano (1) Pizza (1) Portatif (1) Pratik Tarifler (3) psikolojik tedavi (1) Rakı Balık (1) Ravioli (2) renk (1) Renkler (1) Restoran (10) Rezalet (1) roman (1) Sacre Coeur (1) saç traşı (1) Sağlık (1) Saklamak (2) Salgın (1) salyangoz (1) Seramik (1) Sevgililer Günü (1) Silinen Fotoğrafın Kurtarılması (1) soğuk (1) Spor (1) Sugato (2) Süleymancık (1) Süt (1) Süt Aknesi (1) Şeker Bayramı (1) Şifa (2) şişe kesmek (1) TA3GO (2) TA3YE (3) tatlı (1) Tavuk suyu (1) TC3EC (3) tedavi (1) Terör (1) tığ (1) Tiyatro (2) Topiary (1) Topuklu (1) Torbalı (1) Tuvalet (3) Tuvalet Eğitimi (2) Unlu Mamul (1) Urla (2) Usta (1) uyku (2) uyku arkadaşı (1) Uyku Düzeni (3) uyku eğitimi (2) uyku rutini (1) Vazgeçemediklerim (1) Vefaat (1) Venedik Pizza (1) Veri Kurtarma (1) video (2) Vine (1) Wurst (1) yağmur (1) Yalan (1) yardım (1) yasak (1) Yaş günü hazırlığı (1) yaz (1) Yaz Yemeği (1) yazlık kışlık (1) Yemek (40) Yeniden Başlıyorum (1) Yeniyıl (7) Yılbaşı (7) Yılmaz İpek Saz Sarayı (1) Yoğurt (1) Zafer (1) Zeytin (3)