24 Temmuz 2014 Perşembe
Çook Eskisi Gibi..
15 Temmuz 2014 Salı
Kalabalıkta Yalnız Kalmak da Bir Marifet
"Ece Öldü!"
O sabah Ece'yi yatağında öyle bulduğumda, yakından bakma, seslenme, dürtme gereksinimi duymadım.. İnsan nasıl emin olabilir uzaktan bir bakışta evladının öldüğünden? Üstelik de yüzü bana dönük bile değilken.. Nasıl olur da şüphe duymaz? Nasıl olur da emin olmak istemez? Ya da nasıl bu kadar kesin konuşur? O cümleyi nasıl kurar? Nasıl yakıştırır ölüm kelimesini?
Beynim ağrıyor.. Ne unutmak istiyorum o sabahı, ne de hatırlamak.. Silmek istemiyorum yaşadığım hiçbir şeyi..
Can koşup gelip de Ece'yi yataktan aldığında emin olmak istedim..
Şoktaydım.. Şok ne demek ben çok iyi biliyorum.. Gerçekten insana bir hal geliyor.. Boş bir insan oluyorsun.. Hissiz..
Yüzüne eğildim.. Gözleri çok hafif aralıktı.. Bir an öyle mutlu oldum ki.. "Gözlerini açıyor galiba!" dedim.. "Hayır" diye bağırdı Can.. "Hayır açmıyor" mu demek istedi o sırada, yoksa olan bitene mi inanamıyordu bilmiyorum.. Ama ben biliyordum, açmıyordu gözlerini.. Ece ölmüştü, hem de çoktan..
Evde, Cem'in gözlerinin önünde yapamazdım da.. Neden hastanede kendimi yerden yere atarak ağlamadım? Nasıl çıkacak bu acı benden bilmiyorum.. Neden bir şeyleri fırlatıp kırmıyorum? Mesela şu bilgisayarı fırlatıversem yere, paramparça olsa, zıplasam üzerinde, kırsam parçalasam, o duvardan bu duvara fırlatsam defalarca... Zaten deli ediyor beni di mi? Takılıp duruyor, sıcaktan pat diye kapanıyor, yavaşladı iyice, gözden çıkardım.. Ama yapamam.. Çünkü bu ben değilim.. Yapabilsem rahatlarım belki.. Ama yapamıyorum... Hakkım ama, acımdan deliremiyorum bile.. "Acıdan deliye döndüm" diyemiyorum.. Allah'ın sabrını vermesi böyle bir şey mi? Elimde olmayan bir sabır.. Beni bile bazı bazı şaşırtan.. "Dayanamıyorum, yapamayacağım" dediğim anlar yok mu? Var.. Az..
Ama tahammülsüzüm çok.. Aptal saptal laflara, boş konuşmalara, hayattan şikayet edenlere, basit hastalıklar yüzünden bana ağlaşanlara, gereksiz muhabbetlere, saçma sapan sorulara, gereksiz ısrarlara, abartmalara hiç ama hiç tahammülüm yok.. Yok..
Bana diyorlar ki "Gün gelecek, Ece'den tebessümle, neşeyle, güzel anılarla bahsedeceksiniz". Ama bana öyle olmayacakmış gibi geliyor.. Can bana "Ece ne güzel koşardı şurada.." diyebilecek mi? "Nasıl da dans ederdi, nasıl da sarılırdı bacaklarıma kapıdan girince, nasıl sulu sulu öperdi.." Diyemeyecek gibi geliyor.. Halbuki ben sadece onunla konuşmak istiyorum Ece hakkında.. Bir de Cem'le.. Onu nasıl özlediğimizi konuşmak istiyorum.. Fotoğraflarına beraber bakmak istiyorum.. Anmak istiyorum, bahsetmek, yad etmek istiyorum.. Ben bunları sadece onlarla yapmak istiyorum.. Başkalarıyla değil.. Belki de bu yüzden bu kadar kalabalığın içinde kendimi yalnız hissediyorum..
Dün sabah, komşumuzu ziyarete gittik hastaneye.. Serum damar yolundan çıkmış, deri altına gitmiş.. Kolu şişmiş.. Görür görmez "Ece'nin de olmuştu, hani havale geçirdiğinde hastanede kalmıştık ya bir gece, işte orada onun da serumu deri altına gitmişti ve kolu şişmişti. Ama ben hemen fark etmiştim. Kıyamam.. " demek istedim.. Ama galiba sadece kendim duyabildim "Ece'nin de olmuştu" dediğimi.. Devamını da getiremedim zaten..
Mutluluk dilimin ucunda.. Bir adım ötemde.. Sanki.. Ama ulaşamıyorum..
Mesele kabul etmekte.. Ettim etmesine, hem de ilk anda.. Ama devamını getiremiyorum.. Getirmek de istemiyorum..
"Sakın yaşadığın mutlu anlardan pişmanlık duyma" diyorlar.. Duymuyorum.. Mutluluk bizim hakkımız ama mutlu olduğum her anda Ece düşüyor aklıma.. Çünkü yanımda istiyorum onu.. Nasıl ki en mutlu anlarımda Can ve Cem yanımdaysa, kızım da yanımda olsun istiyorum..
.
Anlatamam..
2 Temmuz 2014 Çarşamba
Tüm bunlara daha çoook var
Ama geçen gün şöyle dedim..
Neden?
.
Her günüme şükrederken ben, çocuklarıma her bakışımda "şükürler olsun" derken, neden?
Neden Ece bu kadar büyümüşken?
Sapasağlam, yanakları pespembe, tombik tombik kahkahalarla etrafta dolanırken?
Yemeğini iştahla yerken, banyo yapmaktan keyif alırken, abisiyle saatlerce oyun oynamaya başlamışken?
Neden diyorum? İsyan etmiyorum da, sadece merak ediyorum sebebini..
Biri gelsin bana desin ki.. Şu, şu, şu yüzden Ece'nin gitmesi gerekiyordu. Şu, şu, şu yüzden de bu kadar büyüdükten sonra bunun olması gerekiyordu..
.
Rüyamda neden göremiyorum diyorum..
Hani ruhlar hep bizi izler, görürlermiş ya.. Ben hiç öyle hissetmiyorum.. Ece hiç yok yanımda.. İzlemiyor beni..
Öyle derinden bir his bana diyor ki; Ece'nin bu dünyayla işi tamamen bitti.. Onun buralarda işi yok artık..
Maillerden, yorumlardan okuyorum..
Hocalara soruyorlarmış, "akrabam vefaat etti, çok severdim, neden hiç rüyamda görmüyorum?" diye.. Hoca da diyormuş ki "sen huzurlusun da ondan".
Belki de doğru.. Huzurluyum gerçekten.. Ece'den yana hiç şüphe yok içimde.. Onun mutlu olduğunu biliyorum.. Aklım Ece'de değil çünkü o emanet edebileceğim en güvenli yerde.. Etrafında en ufak bir tehlike yok.. Değil kötü insanlar, ayağının takılacağı bir taş bile yok belkide.. Ya da düşse bile dizi kanamayacak biliyorum.. Ondan yana bu kadar huzurluyum diye mi gelmiyor rüyama?
Ama haksızlık bu.. Bu bana ödül değil, ceza olabilir ancak..
Çok özledim.. Anlatamam.. Hakkım benim, rüyamda görmek..
.
Her gün karanlık sanki bana artık..
Öyle zor geliyor ki her şey..
Keşke düşüncelerimi de gömebilseydim o toprağa Ece'yle birlikte..
Hem bir yandan içim rahat, biliyorum Ece'nin bir ihmal yüzünden gitmediğini ama işte nasıl bi psikolojiyse, sürekli bir pişmanlık arıyorum kendimde..
Keşke diyorum mesela, gitseydim kızımı yıkamaya.. Son kez yıkasaydım.. Keşke yapsaydım bunu..
Öyle kızıyorum ki kendime, madem gitmedim yıkamaya, neden son bir kez sarılmadım sıkı sıkı mezara koymadan önce kızımı? Neden yapmadım neden? Alnına minicik bir öpücük kondurabildim sadece..
Etrafımdakiler düşürürüm sandılar, tamamen bırakmadılar bana.. Düşürmezdim ben kızımı.. Keşke son bir kez sımsıkı sarılabilseydim ona mezara girmeden önce..
Mesela öyle pişmanım ki üzerine toprağı kürekle attığım için.. Neden avuçlarımla dökmedim ben o toprağı üzerine? Neden?
Hatta belki çok saçma ama, onu gömerlerken çok istedim sevdiği ninniyi son kez ona söylemeyi.. Ama yapmadım.. Öyle pişmanım ki yapmadığım için.. Neden yapmadım neden? Belki o an benim içimden gelen, onun da istediği şeydi.. Öyle pişmanım ki son kez ona ninnisini söylemediğime..
.
Tekrar geri geldi o günler..
Her gün, her an, her saniye Ece aklımda.. Onu o sabah bulduğum haliyle..
Her şey iyiye giderken neden geri sarmaya başladım şimdi?
Bazı geceler dua ediyorum.. "Hadi Allah'ım beni de al yanına, hemen şimdi al" diyorum.. Madem diğer hayatımızda, burada yaşadığımız hayat bir göz açıp kapayıncaya kadar kısa.. Kavuşayım ben kızıma hemen şimdi, sonra gözümü bir açıp kapatayım, gelsin sevdiğim herkes yanıma..
Gelsin madem hadi dünyanın sonu, bitsin bi çile, bu işkence.. Kavuşsun herkes sevdiğine, sonsuza kadar..
Herkes ilahi adalete kavuşsun, gerçekten hak ettiğini yaşasın bundan sonra..
Kötülük diye bir şey olmasın, hırs, fesatlık, iki yüzlülük olmasın o hayatta..
.
Ama yine o içimdeki çok şiddetli his, tüm bunlara daha çoook var diyor..
.
Allah'ım sen bana yardım et...
.
26 Haziran 2014 Perşembe
Büyük Büyük Konuşmak İstiyorum...
18 Haziran 2014 Çarşamba
Yorumuma Maruz Kalan Kabak Sugatosu
16 Haziran 2014 Pazartesi
Başım Ağrıyor
13 Haziran 2014 Cuma
İçimdeki Çocuk
Deniz... Canım arkadaşım.. Öyle iyi, öyle içten ki..
Bana en çok destek olanlardan biri.. Sadece biri ama, beni en iyi anlayan o...
Deniz ve birkaç arkadaşı çok güzel bir işe imza attılar bir süre önce..
Çocuklar için..
Çocuklar mutlu olsunlar diye..
.
Ecey ördeğim buralardan gittiğinde o kadar çok mail ve tanımadığım numaralardan o kadar çok telefon aldım ki.. Maddi manevi yardım etmek isteyen insanlardan.. İyi kalpli insanlardan..
Ece için dikilmiş fidanların fotoğrafları geldi, Ece adına yapılan hayırları duydum..
Benim için o kadar değerliler ki.. Hepsi yerini buldu biliyorum..
Bakın ne diyorlar:
"Çocukların en temel hakkının, çocukluklarını yaşama hakkı olduğuna inanan bir grup yakın arkadaşın, çocuklar için yapmak istedikleri çalışmaları bir çatı altında toplama fikriyle başladı herşey. Birlikteliğimizin bizi güçlendireceğine inandık ve aynı resmin bir parçası olmak için bir araya geldik. Çocuklarımızın karşı karşıya kaldığı maddi, manevi, eğitimsel ve sağlıksal sorunların farkına vardığımızdan beri içimizi kemiren bu problemlere, yetebildiğimiz kadar çözüm olmak istiyoruz. Yakınlarımızda bir çocuğun hayat şartlarını iyileştirmekle bile, yaşadığımız dünyanın daha güzel olcağını biliyoruz.
Yarınlarımızda aydınlık, gülen yüzler görmenin ön koşulu, bugün çocuklarımızı hak ettikleri hayata biraz daha yaklaştırabilmekten geçiyor. Çocuklarımızın minik kalplerine, sevgi, sağduyu, hoşgörü, barış, farklı düşünce ve inançlara saygı tohumlarının ekildiği, sağlıklı ve mutlu yarınlarda beraber yaşayabilmek amacıyla kurduğumuz derneğimizin, sizlerin desteği ve emekleriyle çığ gibi büyüyeceğine inanıyoruz."
www.icimdekicocuk.org adresinden daha fazlasına ulaşabilirsiniz...
.
.
Biliyorum ki blogum daha fazla kişiye ulaşıyor artık..
Tüm bunlara kızım vesile biliyorum... ❤️ Sizden gelecek yardımlarla çocukların mutlu olmasına vesile olacağı gibi...
11 Haziran 2014 Çarşamba
Ben de tam kitap okuyacaktım....
Kitap okumak kafa dağıtır mı?
Eğer işlerden yorulmuşsam, canım basit bir şeye sıkılmışsa evet..
Ama şu günlerde kitap okumak bana daha farklı hissettiriyor..
.
Tam hikayeye dalmışken, bir anda gözümün önüne Ece geliyor.. "Nereden geldi şimdi aklıma!" diye düşünüyorum.. Geriye dönüp satırları tekrar okuyorum.. Aynı şey oluyor.. Ama satılarda bana onu hatırlatacak hiçbir şey yok.. Bazen olur ya insana, bacaklarımda ani bir soğuma ve karıncalanma hissediyorum..
Kovalıyorum bu hissi çünkü iyi gelmiyor.. İyi gelmeyen Ece'yi düşünmek değil, aniden gelen o his..
.
Ece'nin fotoğraflarını bastırdım.. Bütün arşivimi aldım önüme ve en sevdiğim fotoğraflarını bastırdım.. Tabii Cemik'in de fotoğraflarından bastırdım..
"Neden bunu kendine yapıyorsun, üzüleceksin" diyorlar.. Belki haklılar ama sanki yapmasam rahat uykuya dalacağım geceler biraz daha zor gelecekmiş geliyor..
İçimden gelen, her yere onun da fotoğraflarını koyabilmek.. Ama yapamıyorum işte.. Elim kolum bağlı.. Sadece ben olsam, tek başıma kalkmaya çalışıyor olsam bu acının altından, öyle yapardım.. En güleç, en güzel fotoğraflarını koyardım etrafa.. Onu en güzel haliyle hatırlayabilmek için.. Hem belki o zaman daha az gelirdi bana, aniden kendini hissettiren, bacaklarımı uyuşturan, buz kestiren özlem hissi..
Ama yapamıyorum... Cemik için, Can için yapamıyorum..
Belki de bir gün olur.. Ailecek çekilmiş bir kaç fotoğraftan birini, güzel bir çerçeveyle koridora asabilirim.. Belki bir, belki iki sene sonra.. Ne kendim unutmak istiyorum Ece'nin yüzünü, ne de Cemik'in ve Can'ın unutmasını...
Unutulur mu ki? İnsan dolu dolu bir buçuk senesini geçirdiği evladının yüzünü unutabilir mi, hiç görmese bile?
Unutur.. Çünkü insan beyni en ağır acıları kaldırabilecek kuvvette tasarlanmış.. Siliyor sana çaktırmadan.. Düşündüm dün. Zamanında canımı çok sıkan, söyledikleri yüzünden gecelerce uyuyamadığım, kalbimi çok kıran birinin bana söylediklerini hatırlamaya çalıştım.. Hatırlayamadım.. Zoladım kendimi, hatırlayamadım.. "Kötü şeyler söylemişti işte!" O kadarını biliyorum...
Nasıl ki Ece'nin gittiği ilk günlerde gözümün önüne sürekli onu bulduğum an geliyorduysa, ve benim hafızamdan o an nasıl ki yavaş yavaş silinmeye başladıysa, bir gün kızımın yüzü de gidebilir gözlerimin ömünden.. Yavaş yavaş, bana çaktırmadan...
İşte bunu hissetmeye başladığım an, asarım kızımın en sevdiğim fotoğrafını duvara.. Belki göz üstü bir yer olmaz ama, benim görebileceğim bir yer olur..
.
Özlem... Ne acayip...
Şimdi biri bana gelip de "çok özledim seni" dediğinde bir duruyorum.. "Özlemek" ne kadar da çok anlamlıymış meğer..
.
.
Aşırı çaba sarf ediyorum şu ara.. Elimden gelenin bile katbe kat üstünde çaba sarf ediyorum..
Tekrar sosyalleşmeye çalışıyorum.. Hem sanal, hem gerçek...
Kimseye "hayır" demiyorum.. Yapılan programlar -kabul ettiğim an canım hiç istemese de- bana iyi geliyor..
.
Asla evhamlı bir anne olmayacağımın sözünü ilk anne olduğum zaman vermiştim ben kendime.. Olmadım da.. Bundan sonra da olmayacağım... Tedbirliyimdir ama evhamlı değilim..
Kızıyorum... Yaşananların üstüne, ben mantığımı koruyabilip, çocuğumu sıkmadan, yormadan, üzerine baskı kurmadan, aşırı evham yapmadan ya da aşırı ilgiye boğmadan büyütmeye devam etmeye çalışıyorken, tüm bunları benim yerime yaptıklarında kızıyorum...
Kimse, hiç kimse bu dünyada, Cem'i benden iyi bilemez.. Hiçbir şeyini... Söylediği basit bir cümlede bambaşka anlamlar yattığını anlayamaz... Bazen "anne uykum geldi" dediğinde, "ayy çocuğun uykusu gelmiş, öğlen düzgün uyumadı kesin, ayy ya da hasta mı oluyor acaba?" diyenlerin "anne benim enerjim bitti, hadi beni gıdıkla, öp de benzinim dolsun" demek ve aslında oyun oynamak istediğini bana aramızdaki özel dille anlatmak istediğini anlamadıkları gibi..
.
Hava tekrar ısındı..
Canım sıkkın da olsa, bu hava iyi gelecek bence..
.
Ne diyordum?
Kitap okumak insanın kafasını dağıtır mı?
Dağıtır.. Bir an bilinç altındaki uzak yerlere de götürebilir ama... Acı ya da tatlı, kafa dağıtır...
Ben de tam kitap okuyacaktım...
9 Haziran 2014 Pazartesi
Yarattıkça İyileşmek
4 Haziran 2014 Çarşamba
Yaz Uğradı Geçti
29 Mayıs 2014 Perşembe
Bizim evimiz..
26 Mayıs 2014 Pazartesi
Empati
23 Mayıs 2014 Cuma
Fazla
Başımı dükkan masasının üzerine dayadım..
Halim yok..
Zor geldim dükkana kadar, yolda gözümü zor açık tuttum..
Kahvemi de içtim, işe yaramadı..
.
Yine bir Cuma..
Her Cuma böyle mi olacak bana?
Halim yok...
Gücüm, kuvvetim yok..
"Yaşasın bugün Cuma!" sevincini tekrar yaşayanlara katılabilecek miyim merak ediyorum..
.
Sabahtan beri bir sıkıntı içimde..
Hava da bir değişik..
Sıcak ama boğucu..
Güneşli ama kapalı..
Benim gibi..
.
Isınan hava bir yandan mutlu ediyor ama bir yandan da sanki üzerime bir yük yüklüyor..
Güneş var varmasına ama sanki yağsa rahatlayacak..
.
İçimden neler neler geliyor..
Neler neler..
Ama ben bile anlatamıyorum kendime..
Derdimin ne olduğu belli ama..
Aynı zamanda sanki yeni eklenenler de varmış gibi tazelikte acı hissi..
Sanki sil baştan yaşıyorum her şeyi..
.
Meleklerim yardımcı bugün bana biliyorum..
Aslında o yüzden çok daha iyi olmam lazım..
İş yapasım yokken bugün, tahammülüm pek yokken, sorunlar fazla üst üste gelmişken..
İşi bir kenara bırakıp kafam dağılsın diye bir oyun açtım internetten.. 5 defa oynama hakkım vardı..
5 hak bana yetmez diye geçirdim içimden..
Oynadım 5 hakkımı.. Hemen bitti..
O anda bir pencere açıldı "2 saatlik sınırsız oynama hakkı!"
Gözlerime inanamadım..
Aptal aptal ağladım..
Saçmalamaya başladım..
.
Her şey bana fazla geliyor şu ara..
Gündüzleri hava "fazla" sıcak..
Geceleri "fazla" serin..
Gördüklerim çok fazla Ecey'i hatırlatıyor bana..
Nereye baksam melek kanatları var..
Takıntılı hale mi geliyorum yavaş yavaş yoksa sadece algıda seçicilik mi?
Gülmek sanki "fazla" bugün bana..
Özlemim çok fazla..
Alsa biri beni karşısına "hadi anlat, sadece dinleyeceğim" dese, anlatacak hiçbir şeyim yok..
Zaten anlatıyorum..
"Yaz" dedi biri bir gün bana..
"Yazıyorum zaten" dedim..
"Öyle edebiyat yapma, içinden geleni yaz, küfür et gerekiyorsa" dedi..
"Hıhı.. Peki.." dedim..
Yok ama yok.. Gelmiyor içimden..
Küfür edesim yok..
Öyle bir öfkem yok çünkü..
Öfke yok içimde..
Sadece çaresizlik var..
Ona da edecek küfürüm yok..
22 Mayıs 2014 Perşembe
Bir gerçeğin görülür kanıtı...
Ben yine Ece'nin fotoğraflarını çekmek istiyorum..
Bunu çok istiyorum..
"Bana bak annecim! Ece bi bak! Eceee baksanaa!! A aaa!!! Bak Ece bak! Bu da ne?"
Ecey, Cemik gibi değildi.. Cemik ne kadar çok poz verirse Ece de o kadar vermezdi..
Cemik'in çektiğim fotoğraflarına bakıyorum.. Gözü hep objektifte.. Göz bebekleri hep gözlerimde sanki.. Fotoğrafları gerçek gibi.. Bana bakıyormuş gibi..
Ecey hiç bakmadı.. Hep kandırarak çekebildim fotoğraflarını.. Çoğu da bu yüzden bulanık..
Şimdi fotoğrafını çekmek istediğimde kaçmıyor..
Yüzünü çevirmiyor..
Keşke kaçabilse..
Keşke bir tek poz için dakikalarca uğraştırsa beni..
Öylece durmasa..
Acı ama.. Güzel bile.
20 Mayıs 2014 Salı
Hoşçakal
Ben bencil değilim..
.
.
Hayatım boyunca hiç bencil olamadım..
Hep karşımdakini kendimden daha çok düşündüm..
Aman kimse üzülmesin, kimse kırılmasın..
Hatta o üzüleceğine ben üzüleyim.. Ben nasılsa atlatırım, hallederim..
Ben yiyeceğime o yesin, içeceğime o içsin..
Ben kazanacağıma o kazansın..
.
Hep karşımdakini düşündüm..
Hiç halim olmasa da otobüste kendimden yaşça az büyük biri bile olsa karşımdaki, yer verdim.
Hatta hamileyken bile halimi unutup yer vermeye kalktığımda, "yok kızım, sen otur, hamilesin" dediler..
"Hakikatten" dedim kendi kendime.. "Hakikaten, şimdi bana yer versinler".. Ama yine de içim rahat alamadım yerlerini..
.
.
Hafta sonu Ildırı'ya gittik.. Hatta Cumartesi günü işleri boş verdik, hovardalık yaptık.. Bastık gittik..
Cemik yolda uyudu.. Can "Cem uyurken Ece'ye uğrayalım mı?" dedi.. "Olur" dedim ama pek de gönüllü değildim.. Hatta hemen arkasından "ayrı ayrı gideriz; bir ben giderim, sen Cem'le kalırsın, sonra sen gidersin, ben Cem'le kalırım.. Zaten çiçek toplamam lazım".
Cemik uyandı bakkaldan bir şeyler almak için durduğumuzda..
Eşyaları eve attık, hemen bahçe makasını alıp daldım çiçeklerin arasına.. Dedemin bembeyaz açmış zambaklarından topladım.. Biraz da sardunya..
Bir bidon da su doldurdum, Can'a "ben gidip geleyim" dedim ve çıktım..
.
.
İstemedim Can yanımda olsun.. Çünkü biliyorum, tutardım kendimi, istediğim gibi davranamazdım.
Çıktım bahçeden, hafif yokuş yoldan tırmanmaya başladım.. Hem bir an önce varayım istiyordum, hem de varınca neler hissedeceğimin korkusu vardı..
Yolda bir iki çiçek daha gördüm, onları da koparmak istedim.. Kopmadı..
Koparmaya uğraşmadım.
5 dakika kadar yürüdükten sonra gördüm mezarlığı..
Ece yola yakın.. Çiçekleri görünüyordu..
.
.
Mezarlığın olmayan kapısından adımımı atınca, göz yaşlarım akmaya başladı.. Konuşmaya başladım kızımla..
Öyle başka ki.. Evde kızımla konuştuğum haliyle o kadar başka ki.. Sanki Ece gerçekten yanımda..
"Ece, ben geldim annecim!"
Çok ağladım..
Hep ağladım..
Duramadım..
Bıraktım çiçekleri, suyu bir kenara, oturdum yanı başına..
.
Ben daha önce hiç bir cenazenin toprak altına yatırılışını görmemiştim.. Bilmiyordum..
Ali dedemin definine gitmiştim ama o zaman da Cem'e hamile olduğum için pek yaklaştırmamışlardı beni..
Ama kızımı ellerimle uzattım ben mezara.. Babasına ellerimle verdim.. Babası yatırdı onu toprağa..
Yan yatırdı, "yüzü toprağa dönük olacak" demişlerdi.. Biliyordum o yüzden başı nerede, yüzü nereye bakıyor..
Sevdim toprağını..
Ece Okur yazısına baktım..
Doğum tarihi.. Ölüm tarihi..
Ruhuna Fatiha..
.
Konuştum kızımla uzun uzun.. O her şeyi görüyor, hissediyor ama ben anlattım olan bitenleri.. Gittiğinden beri olanları.. Onu ne kadar çok özlediğimizi.. Abisini anlattım.. Kendimi anlattım..
Çok ağladım..
"Üzülme ağlıyorum diye" dedim.. Yine karşımdakini düşündüm.. Onu düşündüm..
Karşımdakini düşündüm.. Ece karşımdaydı sanki..
Mezarlıkta tek başıma olmama rağmen yine tuttum kendimi..
Yine bencil olamadım..
.
Topladığım çiçekleri zor sığdırdım su dolu saksılara. Daha önce annemlerin gelip koyduğu çiçekler dipdiri duruyorlardı.. Bir tane bile çiçek kurumamış, hatta benim topladıklarımdan bir farkları bile yoktu..
Sularını tazelerim.. Kalan suyu da toprağına döktüm..
Sanki saçlarını yıkıyormuşum gibi hissettim..
Sanki banyo yaptırıyormuşum gibi..
Hava da sıcaktı..
Serinlesin istedim..
.
Arkamı dönüp çıkamadım mezarlıktan..
Arkamı dönemedim kızıma..
Bir yanım "orada yatan aslında Ece değil" dedi, bir yanım da "ellerinle koydun ya, Ece işte!" dedi.
Dönemedim arkamı..
Geri geri çıktım mezarlıktan..
"Hoşçakal" dedim hatta çıkarken..
Yine geleceğim...
16 Mayıs 2014 Cuma
Yazık, günah!
Kulağımda ara ara bir vızıldama.. Minik çığlıklar.. Sanki hiç durmadan birileri yardım istiyor..
Rüyalarımda sürekli birilerine yetişmeye, yetmeye çalışıyorum.. Terliyorum..
İçten içe çığlıklarımı duyuyorum.. "Dayan, dayanın! Az kaldı! Yapabiliriz!"
Uyandığımda hep ağlamaklıyım.. Hiçbir şeye yetemiyorum çünkü.. Bir şeyleri çok istiyorum ama elimden gelmiyor..
.
Yüreğim yanıyor.. İçim acıyor.. "Kendi derdim bana yeter" dediğim, hiçbir şeyi kafaya takmamaya çalıştığım günleri yaşarken içim başka hayatlar için de yanıyor.. Kavruluyor..
"Yazık" diyorum, "günah"..
Diyorum ki, "bu bir kader olamaz". Kızanlar var, "Sen Allah'tan doğrusunu mu bileceksin?" diyorlar..
Ama sen al önlemini, Allah sana akıl vermiş, yetenek vermiş, kullan! Sana emaneten bir can vermiş, iyi bak ona.. Ama sadece sana ait olan cana değil, karşındakinin de canına iyi bak! Onun da vebali var sende! Sorumluluğu var.. Yoksa sana neden "yardım et, komşun açken sen tok yatma" desin?
Her ölüm kaderden mi? Mesela intiharın yeri var mı bizim dinimizde? İntihar edenin arkasından "Allah affetsin" denmez mi? "Kader" mi denir?
O yüzden bu duruma da kader deyip geçemiyorum..
.
Ben bir gün bile isyan etmedim!
Yine isyanım O'na değil!
Benim isyanım sorumsuzluklara, işini doğru yapmayanlara, insan canını hiçe sayanlara, umursamayanlara, kazalara yol açanlara, "ölüm bu işin kaderinde var" diyenlere, insandan korkanlara, sarılmaktan çekinenlere, yüzleşmekten korkanlara, doğruları saklayanlara, yalanların arkasına saklananlara, kandıranlara, inançları kullananlara, hatasının arkasında durmayanlara, yaşamın amacını anlamak istemeyenlere, korkaklara, sinsilere, insan kılığında gezip de insanlıktan nasibini alamamışlara..
.
Yazık, günah!
Not: Ben siyaset yapmıyorum.. Siyasetten de, körü körüne fanatizmden de nefret ediyorum. Ama çıkarlar uğruna hayatların tehlikeye atılmasından tiksiniyorum. Baştaki A partisi olur, B partisi olur, umurumda değil. Yine düşüncelerim değişmez. Kendi adaletimize inancım pek kalmadı ama ilahi adalete sonuna kadar inanıyorum. Hem bu dünyada hem öbür dünyada verilecek hepsinin hesabı inşallah.
14 Mayıs 2014 Çarşamba
Ölüm, bir işin kaderinde olamaz! #SOMA
8 Mayıs 2014 Perşembe
Zamana destek olmak lazım..
7 Mayıs 2014 Çarşamba
Bir Bahçe..
Bu sene bir gün rötarla toplandık yine bütün aile anneannemin pastasını kesmek için.
Dün..
Eve dönerken de anneannemin video kaset oynatıcısına ve onlarca beta max video kasetine el koydum.
Tchibo'dan bir aparat almıştım 3 yıl kadar önce, bu eski videoları bilgisayara aktarmaya yarıyor..
Bu geceden itibaren kasetleri dijital ortama almaya başlayacağım, böylece kasetlerin ömrü bitse de dijital ortamda da hatıraları yaşatmaya devam edebileceğiz..
.
Dün gece saat 11'i geçiyordu eve geldiğimizde.. Can'a "çok uykun yoksa kurar mısın videoyu, biraz bakalım" dedim.. Kurdu.. Kasetlerden birini taktık, sonuna kadar izlenmiş zamanında, başa sardık..
.
Görüntüde ben.. Muhtemelen 5-6 aylığım.. Ildırı'da annem altımı değiştiriyor.. Babam kameraya çekiyor..
Annemin tarzı hiç değişmemiş, nasıl ki Ece'yi Cem'i hunharca, hırpalayarak seviyorduysa beni de öyle mıncıra mıncıra seviyor.. Nasıl gülüyorum.. Babam arada bana sesleniyor.. "Eliff, babasının güzeliii". Dönüp ona bakıyorum.. Gerçi önce sesin geldiği yönü bir ıskalıyorum ama sonra yakalıyorum babamı, ona da gülücükler saçıyorum..
Ben ben değilim de, sanki Ece.. Benmişim gibi değil de, gerçekten Eceymiş gibi izliyorum görüntüleri..
Sonra bahçeye çıkıyoruz..
Dedelerim satranç oynuyorlar.. Hatırladığım kadarıyla bir araya geldiklerinde hep satranç oynarlardı.. Babaannem de orada.. Bebek arabasında da Ece..
Muhtemelen şimdi de öyle.. Babaannem, dedelerim ve meleğim yine bir bahçedeler.. Dedelerim satranç oynuyordur, babaannem de Ecey'i mıncıklıyordur.. Daha güzel bir bahçedir muhtemelen.. Ecey ördeğim de kat kat giyinmemiştir.. Tiril tiril bir elbise vardır üzerinde.. Kanatları var mıdır acaba? Yoksa da rengarenk tokaları vardır.. İstediğinde koşuyor, istediğinde uçuyordur.. Sonuçta o melek, kanatlara bile ihtiyacı yoktur orada.. Uçmayı istemesi yeterdir belki de..
Babaannem beni anlatıyordur, "aynı senin kopyandı, sen o zamanları bilmezsin tabii" diyordur.. Ecey de beni anlatıyordur babaanneme "sen de bu hallerini tam bilmiyorsundur" diyordur..
Cem'i, Can'ı anlatıyordur.. Babaannem bizi biliyordur belki de ama bir de Ece'nin gözünden dinliyordur bizi..
Güzel vakit geçiriyorlardır..
Kesin..
.
Ildırı..
Çocukluğumun en güzel anıları..
Galiba o yüzden istedim Ecey'imin emaneti Ildırı'da dinlensin diye..
Oradaki bahçe..
Belki de orada, "ben Eceyken" yaşadıklarım.. Kim bilir?
Sadece ve sadece mutlu anılar..
Huzur..
Yine gittiğimde huzur devam etsin diye..
Şimdi hayalimde Ece hep bahçelerde..
Hem de en güzellerinde..
6 Mayıs 2014 Salı
Ne dilesem ki?
Bahar geldi..
.
.
Cemik'in okuluna gittik.. Anneler günü ve 23 Nisan için ara bir tarih seçerek küçük bir gösteri düzenlediler okullarının bahçesinde.
Cemik yine Cemikliğini yaptı..
Bütün arkadaşları şarkılara, danslara eşlik ederken Cemik bir koro şefi misali onları izledi.. Canı istediğine katıldı.. İstemediğine kılını kıpırdatmadı..
Ama aralarından biri, çok ağladı çimden sahnelerine çıkmadan önce.. Zorlamadı öğretmenleri onu.. Kenardan arkadaşlarını izledi.. Çocuğun hem yaşı küçük, hem de Türkiye'ye yeni gelmişler.. Türkçe çat pat anlıyor, henüz konuşamıyor bile.. Çekinmesi o kadar normal ki..
Gösteriden sonra annesinin ağladığını gördüm.. Sınıf öğretmeni "üzülmeyin" diyordu.. Kadın "hiçbir katılımını göremiyorum" diye üzülüyordu.
Yanına gidip "Üzülmeyin.. Elbet bir gün o da katılacak, şarkı söyleyecek. Bakın benim kızım gitti, ben de onun şarkı söylediğini, arkadaşlarıyla her hangi bir gösteriye katıldığını, dans ettiğini göremedim. Ve hatta okula bile gittiğini göremedim. Hatta ve hatta hiç arkadaşı bile yoktu daha.. Öğretmeni olamadı. Çocuk tiyatrosuna gidemedi. Sinemaya gidemedi. Okula gideceğim ya da gitmeyeceğim diye tutturamadı. Okul kapısından bana el sallayamadı. Ya da servise binerken.. Arkamdan dudak büktüğünü göremedim. Ya da bir şarkıyı söylemeyeceğim diye direttiğini.. Uyumayacağım, yemeyeceğim, kalkmayacağım, gitmeyeceğim, yapmayacağım, etmeyeceğim dediğini göremedim..Ve göremeyeceğim.. N'olur ağlamayın, üzülmeyin." demek istedim..
Ama demedim tabii.. Bıraktım böyle ufak şeylere üzülsün.. Ve dilerim hayatta hep böyle ufak şeylere üzülsün..
.
Dün Hıdrellezdi..
Çocukluğumdan beri hiç sektirmeden dilerim dileğimi..
Bu sene de aldım elime kağıdı kalemi.. Ne dilesem diye düşündüm..
Ne dilesem ki?
Benim de hala dileklerim var. Olmayanı dilemek değil de var olanları koruyabilmek için dileklerim var daha çok..
Bu hayattaki kötülüklerden koruyabilmek için..
Zaten kötülük dediğimiz de bu hayatta..
.
Dün sanki bahar geldi..
Ay olarak çoktan geldi, mevsim neredeyse yaz. Ama benim için sanki bahar anca geldi..
Hatta hala hafif bir serinlik olmasına rağmen kışlıkların tamamını kaldırdım..
Yazlıkların hepsini çıkardım.
Ütü yaptım.
Evet, evi de toparladım dün biraz..
Gece de salonda sızmak yerine, yatağa gidip yattım..
Belki iyi bir uyku çekemedim ama...
Sabah rahat uyandım..
.
Ece varken hayat ne kadar güzeldi diye üzülüyordum.. Her şey ne kadar da güzeldi..
Hayat -en azından şimdilik eskisi kadar olmasa da- hala güzel..
Çünkü ben artık meleğimi daha çok yanımda hissediyorum..
Evet çok özlüyorum, keşke yanımda olsaydı, bir kez daha görebilseydim, koklayabilseydim diyorum ama artık o kadar da uzaktaymış gibi hissetmiyorum.
Öyle ya da böyle..
Daha çok hissediyorum Ecey'i..
Sanki karnımda taşıdığım zamanki gibi.. O zaman da sevip okşayamıyordum, kucaklayamıyor, koklayamıyordum ama oradaydı..
Ecey ördeğim yine oralarda bir yerde..
Biraz bende, biraz babasında, biraz kardeşinde..
.
.
Neyse..
İyi yürekle dileyen herkesin dileği gerçek olsun..












.jpg)
.jpg)