24 Temmuz 2014 Perşembe

Çook Eskisi Gibi..

Yazıyorum, yazıyorum. Sonra siliyorum..
Okunduğunu bildiğim için yazamıyorum..
Ne saçma değil mi?
Öyle..
.
Bundan sonra hiçbiri olmamış gibi olacak.. 
Hiçbiri yaşanmamış gibi...
Ben böyle olmasını istemiyordum, istemiyorum hala ama sanırım öyle olması gerekiyor..
Demek ben bir yerlerde yanlış yapıyorum.. Yazmak bana iyi geliyor diye hissediyordum ama demek gelmiyormuş.. Belki de başkaları beni benden daha iyi tanıyordur...
Ya da böyle yazıp çizerek acıları taze tutmaya hakkım yoktur.. Belki kendi acımı da taze tutuyorumdur sürekli. Yoksa neden iyileşeceğine daha da kötüye gitsin her şey, her gün?
.
Biraz da böyle deneyelim bakalım..
Hiçbiri olmamış gibi...
Ya da gelip geçmiş gibi..
Üzerinden çoookk uzun zaman geçmiş gibi..
Tekrar çok mutluymuşuz gibi..
Yalandan...
.
.
"Yaz, sana iyi geliyor." demeyin.. Yazacağım elbette ama çook eskisi gibi..

15 Temmuz 2014 Salı

Kalabalıkta Yalnız Kalmak da Bir Marifet

Beynimde sürekli aynı cümle dönüp duruyor..
"Ece Öldü!"
O sabah Ece'yi yatağında öyle bulduğumda, yakından bakma, seslenme, dürtme gereksinimi duymadım.. İnsan nasıl emin olabilir uzaktan bir bakışta evladının öldüğünden? Üstelik de yüzü bana dönük bile değilken.. Nasıl olur da şüphe duymaz? Nasıl olur da emin olmak istemez? Ya da nasıl bu kadar kesin konuşur? O cümleyi nasıl kurar? Nasıl yakıştırır ölüm kelimesini?

Beynim ağrıyor.. Ne unutmak istiyorum o sabahı, ne de hatırlamak.. Silmek istemiyorum yaşadığım hiçbir şeyi..

Can koşup gelip de Ece'yi yataktan aldığında emin olmak istedim..
Şoktaydım.. Şok ne demek ben çok iyi biliyorum.. Gerçekten insana bir hal geliyor.. Boş bir insan oluyorsun.. Hissiz..
Yüzüne eğildim.. Gözleri çok hafif aralıktı.. Bir an öyle mutlu oldum ki.. "Gözlerini açıyor galiba!" dedim.. "Hayır" diye bağırdı Can.. "Hayır açmıyor" mu demek istedi o sırada, yoksa olan bitene mi inanamıyordu bilmiyorum.. Ama ben biliyordum, açmıyordu gözlerini.. Ece ölmüştü, hem de çoktan..

Evde, Cem'in gözlerinin önünde yapamazdım da.. Neden hastanede kendimi yerden yere atarak ağlamadım? Nasıl çıkacak bu acı benden bilmiyorum.. Neden bir şeyleri fırlatıp kırmıyorum? Mesela şu bilgisayarı fırlatıversem yere, paramparça olsa, zıplasam üzerinde, kırsam parçalasam, o duvardan bu duvara fırlatsam defalarca... Zaten deli ediyor beni di mi? Takılıp duruyor, sıcaktan pat diye kapanıyor, yavaşladı iyice, gözden çıkardım.. Ama yapamam.. Çünkü bu ben değilim.. Yapabilsem rahatlarım belki.. Ama yapamıyorum... Hakkım ama, acımdan deliremiyorum bile.. "Acıdan deliye döndüm" diyemiyorum.. Allah'ın sabrını vermesi böyle bir şey mi? Elimde olmayan bir sabır.. Beni bile bazı bazı şaşırtan.. "Dayanamıyorum, yapamayacağım" dediğim anlar yok mu? Var.. Az..

Ama tahammülsüzüm çok.. Aptal saptal laflara, boş konuşmalara, hayattan şikayet edenlere, basit hastalıklar yüzünden bana ağlaşanlara, gereksiz muhabbetlere, saçma sapan sorulara, gereksiz ısrarlara, abartmalara hiç ama hiç tahammülüm yok.. Yok..
.
.
Ece yavaş yavaş unutulacak.. Cem onu hiç hatırlamayacak... Belki Can bile unutmaya çalışıyor..
Bana diyorlar ki "Gün gelecek, Ece'den tebessümle, neşeyle, güzel anılarla bahsedeceksiniz". Ama bana öyle olmayacakmış gibi geliyor.. Can bana "Ece ne güzel koşardı şurada.." diyebilecek mi? "Nasıl da dans ederdi, nasıl da sarılırdı bacaklarıma kapıdan girince, nasıl sulu sulu öperdi.." Diyemeyecek gibi geliyor.. Halbuki ben sadece onunla konuşmak istiyorum Ece hakkında.. Bir de Cem'le.. Onu nasıl özlediğimizi konuşmak istiyorum.. Fotoğraflarına beraber bakmak istiyorum.. Anmak istiyorum, bahsetmek, yad etmek istiyorum.. Ben bunları sadece onlarla yapmak istiyorum.. Başkalarıyla değil.. Belki de bu yüzden bu kadar kalabalığın içinde kendimi yalnız hissediyorum..

Dün sabah, komşumuzu ziyarete gittik hastaneye.. Serum damar yolundan çıkmış, deri altına gitmiş.. Kolu şişmiş.. Görür görmez "Ece'nin de olmuştu, hani havale geçirdiğinde hastanede kalmıştık ya bir gece, işte orada onun da serumu deri altına gitmişti ve kolu şişmişti. Ama ben hemen fark etmiştim. Kıyamam.. " demek istedim.. Ama galiba sadece kendim duyabildim "Ece'nin de olmuştu" dediğimi.. Devamını da getiremedim zaten..

Mutluluk dilimin ucunda.. Bir adım ötemde.. Sanki.. Ama ulaşamıyorum..
Mesele kabul etmekte.. Ettim etmesine, hem de ilk anda.. Ama devamını getiremiyorum.. Getirmek de istemiyorum..
"Sakın yaşadığın mutlu anlardan pişmanlık duyma" diyorlar.. Duymuyorum.. Mutluluk bizim hakkımız ama mutlu olduğum her anda Ece düşüyor aklıma.. Çünkü yanımda istiyorum onu.. Nasıl ki en mutlu anlarımda Can ve Cem yanımdaysa, kızım da yanımda olsun istiyorum..
.
Ece burada tam 1 yaşında.

Çok özlüyorum çok..
Anlatamam..



2 Temmuz 2014 Çarşamba

Tüm bunlara daha çoook var

Hiç "neden ben?" diye sormadım.. Çünkü benim başka bir anneden farkım yok.. "iyi ki benim çocuğumun başına gelmedi" demediğim gibi "neden benim başıma geldi!" diye de düşünmedim..
Ama geçen gün şöyle dedim..
Neden?
.
Her günüme şükrederken ben, çocuklarıma her bakışımda "şükürler olsun" derken, neden?
Neden Ece bu kadar büyümüşken?
Sapasağlam, yanakları pespembe, tombik tombik kahkahalarla etrafta dolanırken?
Yemeğini iştahla yerken, banyo yapmaktan keyif alırken, abisiyle saatlerce oyun oynamaya başlamışken?
Neden diyorum? İsyan etmiyorum da, sadece merak ediyorum sebebini..
Biri gelsin bana desin ki.. Şu, şu, şu yüzden Ece'nin gitmesi gerekiyordu. Şu, şu, şu yüzden de bu kadar büyüdükten sonra bunun olması gerekiyordu..
.
Rüyamda neden göremiyorum diyorum..
Hani ruhlar hep bizi izler, görürlermiş ya.. Ben hiç öyle hissetmiyorum.. Ece hiç yok yanımda.. İzlemiyor beni..
Öyle derinden bir his bana diyor ki; Ece'nin bu dünyayla işi tamamen bitti.. Onun buralarda işi yok artık..

Maillerden, yorumlardan okuyorum..
Hocalara soruyorlarmış, "akrabam vefaat etti, çok severdim, neden hiç rüyamda görmüyorum?" diye.. Hoca da diyormuş ki "sen huzurlusun da ondan".

Belki de doğru.. Huzurluyum gerçekten.. Ece'den yana hiç şüphe yok içimde.. Onun mutlu olduğunu biliyorum.. Aklım Ece'de değil çünkü o emanet edebileceğim en güvenli yerde.. Etrafında en ufak bir tehlike yok.. Değil kötü insanlar, ayağının takılacağı bir taş bile yok belkide.. Ya da düşse bile dizi kanamayacak biliyorum.. Ondan yana bu kadar huzurluyum diye mi gelmiyor rüyama?
Ama haksızlık bu.. Bu bana ödül değil, ceza olabilir ancak..
Çok özledim.. Anlatamam.. Hakkım benim, rüyamda görmek..
.
Her gün karanlık sanki bana artık..
Öyle zor geliyor ki her şey..
Keşke düşüncelerimi de gömebilseydim o toprağa Ece'yle birlikte..

Hem bir yandan içim rahat, biliyorum Ece'nin bir ihmal yüzünden gitmediğini ama işte nasıl bi psikolojiyse, sürekli bir pişmanlık arıyorum kendimde..

Keşke diyorum mesela, gitseydim kızımı yıkamaya.. Son kez yıkasaydım.. Keşke yapsaydım bunu..
Öyle kızıyorum ki kendime, madem gitmedim yıkamaya, neden son bir kez sarılmadım sıkı sıkı mezara koymadan önce kızımı? Neden yapmadım neden? Alnına minicik bir öpücük kondurabildim sadece..
Etrafımdakiler düşürürüm sandılar, tamamen bırakmadılar bana.. Düşürmezdim ben kızımı.. Keşke son bir kez sımsıkı sarılabilseydim ona mezara girmeden önce..
Mesela öyle pişmanım ki üzerine toprağı kürekle attığım için.. Neden avuçlarımla dökmedim ben o toprağı üzerine? Neden?
Hatta belki çok saçma ama, onu gömerlerken çok istedim sevdiği ninniyi son kez ona söylemeyi.. Ama yapmadım.. Öyle pişmanım ki yapmadığım için.. Neden yapmadım neden? Belki o an benim içimden gelen, onun da istediği şeydi.. Öyle pişmanım ki son kez ona ninnisini söylemediğime..
.
Tekrar geri geldi o günler..
Her gün, her an, her saniye Ece aklımda.. Onu o sabah bulduğum haliyle..
Her şey iyiye giderken neden geri sarmaya başladım şimdi?
Bazı geceler dua ediyorum.. "Hadi Allah'ım beni de al yanına, hemen şimdi al" diyorum.. Madem diğer hayatımızda, burada yaşadığımız hayat bir göz açıp kapayıncaya kadar kısa.. Kavuşayım ben kızıma hemen şimdi, sonra gözümü bir açıp kapatayım, gelsin sevdiğim herkes yanıma..
Gelsin madem hadi dünyanın sonu, bitsin bi çile, bu işkence.. Kavuşsun herkes sevdiğine, sonsuza kadar..
Herkes ilahi adalete kavuşsun, gerçekten hak ettiğini yaşasın bundan sonra..
Kötülük diye bir şey olmasın, hırs, fesatlık, iki yüzlülük olmasın o hayatta..
.
Ama yine o içimdeki çok şiddetli his, tüm bunlara daha çoook var diyor..
.
Allah'ım sen bana yardım et...
.

26 Haziran 2014 Perşembe

Büyük Büyük Konuşmak İstiyorum...

Şöyle BÜYÜK BÜYÜK konuşmak istiyorum..

Ecey ördeğim abisinin doğum gününde 02.02.2013


Mesela demek istiyorum ki;

Yarın sabahtan itibaren hayat eskisi gibi devam edecek,
Bundan sonra bir daha bu kadar büyük bir acı yaşamayacağım.
Bundan sonra her sabah mutlu ve umutlu kalkacağım,
Bundan sonra evimize önemli bir hastalık hiç uğrayamayacak,
Bundan sonra hiç acıyla ağlamayacağım,
İçimde fırtınalar kopmayacak,
Kederlenmeyeceğim,
Kaygılanmayacağım,
Korkmayacağım,
Bundan sonra kötü hiçbir şey bizi bulmayacak,
Hep mutlu olacağız.
Korkmayacağım..
Kaygılanmayacağım..
Kalbim yanmayacak..
Hep mutlu olacağız..
Sadece mutlu olacağız..
Bundan sonra hayat bizim için çok ama çok güzel olacak..
.
.

18 Haziran 2014 Çarşamba

Yorumuma Maruz Kalan Kabak Sugatosu

Geçenlerde instagram'da, yaptığım kabak sugatosunun fotoğrafını paylaşmıştım ve tarifini vereceğimi söylemiştim..

Aslında bileniniz biliyordur, sugato bir girit yemeği ve genelde sebzeler kızartılarak hazırlanıyor..
Ama ben bu sefer azcık değişiklik yaptım..
Orjinal kabak sugatosu, daha önce şu linkte anlattığım patates sugatosu gibi yapılıyor, sadece patates yerine kabak kullanmanız yeterli..

Kabakları ince ince dilimledikten sonra zeytinyağında kızartmak yerine üzerine hafif zeytinyağı gezdirerek fırına verdim ve fırında kızarttım..
Kabaklar fırında kızarırken küçük bir kapta önce soğanı, sonra da kıymayı kavurdum..
"Kıyma da ne alaka?" diyebilirsiniz, çok haklısınız.. Cemik için daha besleyici olsun diye düşündüm..
Kabaklar ve kıyma hazır olduğunda iyice karıştırıp, içerisine biraz zeytinyağı döktüğüm yayvan bir tencereye aldım..

Yeni bir kap daha kirletmek yerine kıymayı kavurduğum kaba biraz kaşar, birazcık da tulum peyniri rendeleyip 6 tane yumurta kırdım, iyice çırptım..
Buradaki peynir de tamamen benim uydurduğum bir şey, koymasanız da olur.. Ama yakıştı..

Daha sonra bu karışımı tenceredeki sebzelerle birleştirdim, hafif ateşte altı bir miktar kızarana kadar bekledim..
Bundan sonrası en zoru..
Marifet bu yemeğin öbür tarafını çevirebilmek.. Benim bunun için kullandığım düz silikondan kapağımsı bir mutfak gerecim var, siz de geniş bir tabak ya da çevresi derin olmayan bir tencere kapağı kullanabilirsiniz..
Çevirmeden önce süzdürerek henüz yemeğin üzerinde tam pişmemiş olan sıvıyı başka bir kaba almayı unutmayın.. Nasıl yapıldığını önceki sugato yazımda videolu olarak göstermiştim.. Oradan bakabilirsiniz..
.
Çevirmeyi başardıktan sonra diğer tarafını da iyice pişiriyoruz ve altını kapatıyoruz..
Ilındıktan sonra, servis tabağına alabilirsiniz..
Dilimleyerek ve üzerine karabiber serperek servis edebilirsiniz..


Afiyet olsun..

16 Haziran 2014 Pazartesi

Başım Ağrıyor

Her gece, uykuya dalmadan hemen önce, yalvarıyorum Allah'a.. Ece gelsin rüyama..Söz veriyorum söz.. Asla ve asla üzülmeyeceğim sabah uyandığımda.. Hatta eminim, gülümseyerek uyanacağım..
.
Rüyamda Ece'yi görüp de uyandığımda herşeyin rüya olmasından üzüleceğimi sanmıyorum.. Zaten benim istediğim Ece'yi rüyalarımda "hiç gitmemiş" gibi görmek değil.. Ya da kollarımda dirildiğini de görmek istemiyorum daha önce gördüğüm gibi.. 
Benim istediğim tek şey, uzaktan da olsa onu melek haliyle görebilmek.. Geçtim sarılmaktan, öpmekten.. Uzaktan da olsa göreyim yeter.. 
Zaten biliyorum, aynı tadı asla alamam, o hissi tekrar duyamam.. Ama görmek istiyorum.. Çok istiyorum..
.
Öyle bir baş ağrısı var ki bugün başımda.. Baktığım her şey bulanıklaşıyor.. Genelde bu tür ağrılara pabuç bırakmayan ben, az önce ikinci ağrı kesici ilacımı içtim..
Dayanamama hissi var bugün üzerimde.. Aşamayacağım kadar değil ama.. Ne bileyim.. Ağır gelen bir his var üzerimde..
Çok dertleşesim var.. Uzun uzun konuşasın, anlatasım, ağlayasım var..
Çok ağlayasım var bugün..
.
Az önce avluya çıktım.. Hava nasıl güzel.. Nasıl sıcak.. Ağzımdan çıkan kendi sesimi duydum "yaz, geldin işte; neden bana iyi gelmiyorsun?"..
Sonunda deli diyecekler bana.. Belki de böyle pek bi sağlam, kuvvetli duruyormuş gibi görünüp yavaş yavaş deliriyorum..
Aklım almıyor işte bazen.. Ah bu aklım.. Olmasaymış daha mı iyi olurmuş acaba?
Mesela düşünecek bir aklım olmasaymış.. Belki de ne de güzel olurmuş..
Sözde balıklarınki kadar bir hafıza ya da.. Anıları çok kısa sürede silebilen bir bellek.. 
Ne güzel olurmuş..
O zaman düşünemezdim "nasıl olur!" diye.. Nasıl olur da benim sapasağlam kızım, bir sabah gidiverir.. Neden? diye düşünmek zorunda kalmazdım..
.
Anlatmak istiyorum hiç durmadan.. Almak istiyorum birisini karşıma, onu da kendimi de ağlata ağlata anlatmak istiyorum..
Çünkü biliyorum bir başlasam gerçekten anlatmaya, ağlayacak karşımdaki.. Belki ben de onunla ağlayacağım.. Belki o zaman geçecek bu baş ağrısı, ya da ben biraz rahatlayacağım..
Ama anlatacağım kişi anne olmamalı, üzülür.. Hele emziren bir anne asla olmamalı, sütü etkilenir.. Anne adayı asla olamaz, çocuk hayali kuran bir kadın da olamaz.. Bir genç kız olamaz, kıyamam.. Çocuk desen hiç olmaz. 
.
Hiç durmadan anlatmak istiyorum Ece'yi.. Onun her halini.. 
Her anını hatırlamak istiyorum tekrar tekrar..
Gidişini anlatmak istiyorum.. Zihnimden bir türlü tam anlamıyla kovalayamadığım o günü anlatmak istiyorum..
Bütün detaylarını anlatmak istiyorum.. Kalbime kazınan o günü anlatmak istiyorum.. Ve sonraki günü.. Ve daha da sonraki günü.. 
.
Hala içim umut dolu.. Hala hayatın güzel yanlarını görebiliyorum ama... Ne bileyim işte..
Bazı şeyleri eksik yapmaya başladığımı fark ettim.. Ama kafam o kadar çok dolu ki.. Ajandamı çantamda ağırlık yapsın diye taşır oldum... Çıkartıp yazmaya üşeniyorum, sonra da her şeyi unutuyorum.. 
Bir mail geliyor arada mesela, çok özel.. Uzun uzun yazmış yazan, anlatmış.. Ben de oturup uzun uzun cevap yazmak istiyorum ama, bilgisayarın başına geçtiğimde çoktan unutmuş oluyorum..
Sanki boş vermeye başladım kendimi.. 
.
Heyecanlıyım bi de..
Bilmediğim bir şeyin heyecanı var içimde sanki..
Bakalım..
Bugün çok başım ağrıyor..
Belki de ondandır bu halim..
.
İkinci ağrı kesiciyi aldım demin, geçer şimdi..

13 Haziran 2014 Cuma

İçimdeki Çocuk

Ecey ördeğim gittikten sonra tanıdım ben onu..
Deniz... Canım arkadaşım.. Öyle iyi, öyle içten ki..
Bana en çok destek olanlardan biri.. Sadece biri ama, beni en iyi anlayan o...

Deniz ve birkaç arkadaşı çok güzel bir işe imza attılar bir süre önce..
Çocuklar için..
Çocuklar mutlu olsunlar diye..
.
Ecey ördeğim buralardan gittiğinde o kadar çok mail ve tanımadığım numaralardan o kadar çok telefon aldım ki.. Maddi manevi yardım etmek isteyen insanlardan.. İyi kalpli insanlardan..
Ece için dikilmiş fidanların fotoğrafları geldi, Ece adına yapılan hayırları duydum..
Benim için o kadar değerliler ki.. Hepsi yerini buldu biliyorum..
O yüzden "içimdeki çocuk" yardımlaşma ve dayanışma derneğinden haberiniz olsun istedim..
Yapacağınız yardımların yerine ulaştırıldığından kuşku duymayacağınız bir dernek..


Bakın ne diyorlar:


"Çocukların en temel hakkının, çocukluklarını yaşama hakkı olduğuna inanan bir grup yakın arkadaşın, çocuklar için yapmak istedikleri çalışmaları bir çatı altında toplama fikriyle başladı herşey. Birlikteliğimizin bizi güçlendireceğine inandık ve aynı resmin bir parçası olmak için bir araya geldik. Çocuklarımızın karşı karşıya kaldığı maddi, manevi, eğitimsel ve sağlıksal sorunların farkına vardığımızdan beri içimizi kemiren bu problemlere, yetebildiğimiz kadar çözüm olmak istiyoruz. Yakınlarımızda bir çocuğun hayat şartlarını iyileştirmekle bile, yaşadığımız dünyanın daha güzel olcağını biliyoruz.

Yarınlarımızda aydınlık, gülen yüzler görmenin ön koşulu, bugün çocuklarımızı hak ettikleri hayata biraz daha yaklaştırabilmekten geçiyor. Çocuklarımızın minik kalplerine, sevgi, sağduyu, hoşgörü, barış, farklı düşünce ve inançlara saygı tohumlarının ekildiği, sağlıklı ve mutlu yarınlarda beraber yaşayabilmek amacıyla kurduğumuz derneğimizin, sizlerin desteği ve emekleriyle çığ gibi büyüyeceğine inanıyoruz."


www.icimdekicocuk.org adresinden daha fazlasına ulaşabilirsiniz...
.
.
Biliyorum ki blogum daha fazla kişiye ulaşıyor artık..
Tüm bunlara kızım vesile biliyorum... ❤️ Sizden gelecek yardımlarla çocukların mutlu olmasına vesile olacağı gibi...

11 Haziran 2014 Çarşamba

Ben de tam kitap okuyacaktım....

Kitap okumak kafa dağıtır mı?

Eğer işlerden yorulmuşsam, canım basit bir şeye sıkılmışsa evet..

Ama şu günlerde kitap okumak bana daha farklı hissettiriyor..

.

Tam hikayeye dalmışken, bir anda gözümün önüne Ece geliyor.. "Nereden geldi şimdi aklıma!" diye düşünüyorum.. Geriye dönüp satırları tekrar okuyorum.. Aynı şey oluyor.. Ama satılarda bana onu hatırlatacak hiçbir şey yok.. Bazen olur ya insana, bacaklarımda ani bir soğuma ve karıncalanma hissediyorum..

Kovalıyorum bu hissi çünkü iyi gelmiyor.. İyi gelmeyen Ece'yi düşünmek değil, aniden gelen o his..

.

Ece'nin fotoğraflarını bastırdım.. Bütün arşivimi aldım önüme ve en sevdiğim fotoğraflarını bastırdım.. Tabii Cemik'in de fotoğraflarından bastırdım..

"Neden bunu kendine yapıyorsun, üzüleceksin" diyorlar.. Belki haklılar ama sanki yapmasam rahat uykuya dalacağım geceler biraz daha zor gelecekmiş geliyor..

İçimden gelen, her yere onun da fotoğraflarını koyabilmek.. Ama yapamıyorum işte.. Elim kolum bağlı.. Sadece ben olsam, tek başıma kalkmaya çalışıyor olsam bu acının altından, öyle yapardım.. En güleç, en güzel fotoğraflarını koyardım etrafa.. Onu en güzel haliyle hatırlayabilmek için.. Hem belki o zaman daha az gelirdi bana, aniden kendini hissettiren, bacaklarımı uyuşturan, buz kestiren özlem hissi..

Ama yapamıyorum... Cemik için, Can için yapamıyorum..

Belki de bir gün olur.. Ailecek çekilmiş bir kaç fotoğraftan birini, güzel bir çerçeveyle koridora asabilirim.. Belki bir, belki iki sene sonra.. Ne kendim unutmak istiyorum Ece'nin yüzünü, ne de Cemik'in ve Can'ın unutmasını...

Unutulur mu ki? İnsan dolu dolu bir buçuk senesini geçirdiği evladının yüzünü unutabilir mi, hiç görmese bile?

Unutur.. Çünkü insan beyni en ağır acıları kaldırabilecek kuvvette tasarlanmış.. Siliyor sana çaktırmadan.. Düşündüm dün. Zamanında canımı çok sıkan, söyledikleri yüzünden gecelerce uyuyamadığım, kalbimi çok kıran birinin bana söylediklerini hatırlamaya çalıştım.. Hatırlayamadım.. Zoladım kendimi, hatırlayamadım.. "Kötü şeyler söylemişti işte!" O kadarını biliyorum...

Nasıl ki Ece'nin gittiği ilk günlerde gözümün önüne sürekli onu bulduğum an geliyorduysa, ve benim hafızamdan o an nasıl ki yavaş yavaş silinmeye başladıysa, bir gün kızımın yüzü de gidebilir gözlerimin ömünden.. Yavaş yavaş, bana çaktırmadan...

İşte bunu hissetmeye başladığım an, asarım kızımın en sevdiğim fotoğrafını duvara.. Belki göz üstü bir yer olmaz ama, benim görebileceğim bir yer olur..

.

Özlem... Ne acayip...

Şimdi biri bana gelip de "çok özledim seni" dediğinde bir duruyorum.. "Özlemek" ne kadar da çok anlamlıymış meğer..

.

.

Aşırı çaba sarf ediyorum şu ara.. Elimden gelenin bile katbe kat üstünde çaba sarf ediyorum..

Tekrar sosyalleşmeye çalışıyorum.. Hem sanal, hem gerçek...

Kimseye "hayır" demiyorum.. Yapılan programlar -kabul ettiğim an canım hiç istemese de- bana iyi geliyor..

.

Asla evhamlı bir anne olmayacağımın sözünü ilk anne olduğum zaman vermiştim ben kendime.. Olmadım da.. Bundan sonra da olmayacağım... Tedbirliyimdir ama evhamlı değilim..

Kızıyorum... Yaşananların üstüne, ben mantığımı koruyabilip, çocuğumu sıkmadan, yormadan, üzerine baskı kurmadan, aşırı evham yapmadan ya da aşırı ilgiye boğmadan büyütmeye devam etmeye çalışıyorken, tüm bunları benim yerime yaptıklarında kızıyorum...

Kimse, hiç kimse bu dünyada, Cem'i benden iyi bilemez.. Hiçbir şeyini... Söylediği basit bir cümlede bambaşka anlamlar yattığını anlayamaz... Bazen "anne uykum geldi" dediğinde, "ayy çocuğun uykusu gelmiş, öğlen düzgün uyumadı kesin, ayy ya da hasta mı oluyor acaba?" diyenlerin "anne benim enerjim bitti, hadi beni gıdıkla, öp de benzinim dolsun" demek ve aslında oyun oynamak istediğini bana aramızdaki özel dille anlatmak istediğini anlamadıkları gibi..

.

Hava tekrar ısındı..

Canım sıkkın da olsa, bu hava iyi gelecek bence..

.

Ne diyordum?

Kitap okumak insanın kafasını dağıtır mı?

Dağıtır.. Bir an bilinç altındaki uzak yerlere de götürebilir ama... Acı ya da tatlı, kafa dağıtır...

Ben de tam kitap okuyacaktım...

9 Haziran 2014 Pazartesi

Yarattıkça İyileşmek

Bayılıyorum şu hayatta kendini geliştiren, yenileyen insanlara..
Ve örnek almaya çalışıyorum..
Mesela Teyzoşum Ikbush..
.
Kadın, hayatını o kadar dolu dolu yaşıyor ki..
Pastalar-kurabiyeler yapıyor, arkadaşlarıyla geziyor, okul toplantılarına katılıyor, bisiklete biniyor, kendine bakıyor, örüyor, dikiyor, sıfırdan yaratıyor, boyuyor, tüm bunlar yetmiyor, perküsyon dersine gidiyor, yemek  ve pasta kursu veriyor. En önemlisi de ne biliyor musunuz? Hiçbirini sadece kendisine saklamıyor..
Hepsini paylaşıyor.. Hem yapıp paylaşıyor hem de öğretiyor..

İşte bu kadının, son marifetleri.. 
Ve sanırım tüm bu saydıklarımın içinde beni en çok heyecanlandıranı..
Bütün sene disiplinli öğrenciler gibi aksatmadan gittiği seramik kursunda öğrendikleriyle, bir avuç çamurla yaptıkları..

Neden mi bu kadar heyecanlıyım?
Çünkü biliyorum ki bu yaz bunlar kadar güzellerini yapamasak da teyzoşum ikbush'um bize de öğretecek seramikten objeler yapmayı.
Hatta malzemelerimizi bile toplamaya başlamış..
Onun da heyecanlandığını bilmek.. Ne güzel!

İşte bize sonsuz bir yaratıcılık fırsatı..
Aklımıza ne getirebilirsek artık.. Ve tabii becerebilirsek..

Kafamda öyle şeyler canlanıyor, bu iş beni öyle heyecanlandırıyor ki..

Fotoğrafları yıl sonu sergilerinde çektim.. 
Benim koyduklarım sadece teyzemin yaptıkları..
Eh, bir miktar kayırmada bulunduğumu kabul ediyorum ama diğerlerinin yaptıklarını da yazın kopya çekebilmek için fotoğrafladım..

Sanırım Pinterest de bu konuda bize bayağı bir yardımcı olacak..

.
.
Elim biraz alışsın, ne hayaller kuruyorum..
Bahçemize bembeyaz bir ördek mesela.. 
Güzel bir melek de bizi karşılayabilir merdivenlerden inerken..
Kızımın baş ucuna bir kuş havuzu, gelip su içsinler, banyo yapsınlar, cıvıl cıvıl ötsünler diye..
Güzel olacak güzel..
Her şey çok güzel olacak.
Nasıl ki teyzem yarattıkça gençleşiyor, ben de iyileşeceğim..
Her sabah yataktan kalkmak için bir yeni "neden" bulacağım..
Ta ki o güne kadar :)



4 Haziran 2014 Çarşamba

Yaz Uğradı Geçti

Cem geçen hafta sonu hastaydı.. 
Pek uyku uyuyamadık..
İçimdeki korkunun nasıl büyüdüğünü tarif edemem..
Önemli bir şeyi yoktu, 3 gün ateş yaptı geçti ama işte.. İnsan anlatamıyor kendisine..
Uyuyamadım günlerce..
Gece kalktım kalktım kontrol ettim.. Belki 15 dakikada bir..
.
Hala daha Ece'nin odasının önünden geçerken başımı çeviremiyorum odaya doğru..
Hem yalvarıyorum Allah'a bir şekilde göster onu bana diye, hem de bir anda görüversem karşımda korkarım gibi geliyor.. O kadar karmaşık ki duygular.. Anlatması o kadar zor ki.. 
Olmaz mı? Olur.. 
İster miyim? Bilmiyorum..
Ece'nin ruhu, terk ettiği bedeninin görüntüsüyle geliverse yanıma.. Usulca, çok sakin ve rahatlatıcı bir ses tonuyla konuşsa benimle, yadırgamasam "anne" bile dememiş olan kızımın konuşmasını.. Ya da bir şey söylemeden yaklaşsa yanıma.. Elimden tutsa.. Ya da usulca yükselip yanağını yanağıma dokundursa.. 
İnsan rüyasında olan acayiplikleri yadırgamaz ya, öyle bir rahatlık olsa bende de.. Rüyadaki kadar korkulardan uzak kalabilsem.. Olmaz diye bir şey yok bu hayatta, olur da olursa ne yaparım? 

O gece de Ece'nin odasının önünden her geçişimde bunları düşündüm..
Salonun panjurları açık, dışarıdan sokak ve bahçe lambalarının belli belirsiz ışığı giriyor.. 
O kadar müsait ki ortam, insan beyninin oynayacağı oyunlar yüzünden gölgeleri benzetmeye..
Ece'nin odasında Cem'in havaleli bir oyuncağı.. Tam ortada duruyor..
Bakamıyorum ya odanın önünden geçerken, yan gözüm benzetiyor oyuncağı... 
Yerde oturmuş bana bakan Ece'ye..

Kapattım odanın kapısını sonunda.. Dayanamadım..
Ya gözüm aldanmış olmasaydı da gerçekten kızım gelivermiş olsaydı odaya? Ya ben rüyada olmasaydım da gerçek olsaydı? Korkar mıydım acaba? Yoksa sevinir miydim delicesine? Tutabilir miydim ya da heyecanımı kaçıp gitmesin diye?
.
.
Ah bu özlem olmasa..
Alıştık aslında gittiğine.. Gitmesine değil de, her şeyin bu kadar gerçek olmasına..
Ama ister istemez hala daha bir yanım, "keşke böyle olmasaydı" diyor..
Şu ara gözlerim daha sık doluyor..
.
.
Ya önümüz kış olsaydı? Daha karamsar bir hava, yağmur, soğuk olsaydı.. Daha zor olurdu bizim için bu havalarda durumu kaldırması diyordum..
İşte öyle değişken ki duygular..
Gerçi kış geri geldi İzmir'e ama, yazın uğradığı o birkaç günde öyle farklı hissettim ki..

Keşke Ece de olsaydı bu havalarda, keşke Ece de binseydi bisiklete, abisiyle oynayabilseydi bahçede, yeni diktiğim çiçekleri yolsaydı da tatlı sert kızabilseydim.. "Ece hayırr, yapma!" deseydim de, o çirkin suratıyla sırıtınca güldürseydi beni.. Yine beceremeseydim kızmayı.. 

Ya da çiçekleri dikerken yardım etseydi, küçük küreğiyle toprağı kazsaydı.. Ya da minik su kabıyla can sularını verebilseydi çiçeklerin..

Alacağım yeni bikinisini, şapkasını giyip çeşme plajının o incecik kumlarında oynayabilseydi.. Simitten terfi edip kolluklarla koşabilseydi denize.. Havuza da girerdi artık bu sene.. Büyümüştü o kadar...

Uyku tulumu da kalın geleceğinden ince bir pikeyle örtünüyor olacaktı geceleri, belki atlar gelirdi sabah erkenden yanımıza abisiyle.. Sabah yelek giysin de üşümesin derdi de olmayacaktı.. 

Bu yaz doğum günü partisi daha güzel olacaktı.. Ece'ye çok güzel bir elbise alacaktım.. Takacağım tokası hazırdı.. Hiç takmamıştım ilk kez doğum gününde taksın diye..

Bu yaz çok güzel olacaktı.. Yaz bitmesin isteyecektik..

Ama şimdi pek bi önemi yok hiçbirinin.. Cemik'le denize girmek de, bisiklete binmesini izlemek de, bahçede oyun oynamak da, kumdan kale yapmak da, havuza atlamak da güzel olacak.. Güzel zaten.. Biliyorum çünkü..
Ama bu sene tüm bunları tekrar yaparken bir yanım hep buruk olacak..



Duygu yollamış bu fotoğrafı bana instagramdan..
Bakmaya doyamadım.. Öyle güzel ki.. 
O küçük melek o kadar benziyor ki Ece'ye.. Yanaklarından, ayaklarına, tombul bacaklarına kadar.. Hatta sanki kanatlarına kadar.. 
Ben de öyle sarılabilsem keşke meleğime.. Ama ben gözlerimi açamazdım herhalde.. 
O an hiç bitmesin, rüyadan uyanmayayım diye..

29 Mayıs 2014 Perşembe

Bizim evimiz..

Benim evim..
Genç bir karı kocanın evi..
4 kişilik bir aile..
Karı, koca, bir çocuk ve bir bebek..
Ha, bir de kedi..
Kedi yaşlanmaya başlamış.. O da evin bir üyesi.. Hatta aileden..
Can’la benim dışımda evimize gelen ilk canlı..
Sağlığı yerinde ama kediler fazla yaşamıyor sonuçta..
Ben kendimi Naz’ın kaybına hazırlamaya çalışıyorum…
Hatta bir çok kişi “ben hayvan besleyemiyorum, öldüklerinde çok üzülüyorum” der..  Ama o güne kadar yaşattıkları mutluluk, karşılıksız sevgi hissi her şeye değmez mi? Hayattan bu kadar da kaçılmaz ki! Ya da üzüntüden..
Ben kendimi Naz’ın gidişine hazırlarken, -ki ona bile daha çok var kafamda- bir sabah en büyük acıyla karşılaştım..
Kalbim öyle fena acıyor ki..
Gerçekten o ilk günlerdeki his değişiyor.. O günlerde yaşanan acıyla, üzerinden 2 ay geçince yaşanan acı çok daha farklı oluyor..
Ama yüreğim sıkışıyor..
O ilk günlerdeki taptaze acı azalıyor da.. Ya özlem? Gözlerimi kapatıp, Ecey’i hayal ettiğimde hissettiklerim bir gün geçecek mi?
“Bir gün acı azalacak, biraz zaman..” diyebiliyordum ama “bu özlem de bir gün bitecek” diyemiyorum..
.
İlk günlerde hemen gidiversem kızımın arkasından, ölüm ne kadar da tatlı bir şeymiş aslında diye düşünüyordum.. Aslında hala öyle düşünüyorum.. O içimde çok büyüttüğüm ölüm korkusundan zerre kalmadı bende ama, normalleştiğimin en büyük kanıtı sanırım “hemen ölmeyeyim, daha yaşayacaklarım var, daha Cem’i büyüteceğim” diyebiliyor olmam..

O kadar karmaşık ki hislerim..
İki ayda toparladık kendimizi diye düşünmeye başlamışken şu günlerde yerlerde sürünüyorum..
Doktorum 6 ay diyor.. Şok, inanamama, kabullenememe, özlem.. Hepsi sırayla yaşanacak.. İnsanlar yaşamış bunu.. Bu iş böyle olacak.. İlk 6 ay çok zormuş..
Evet, şok geçti, olan bitene inandık, hatta zor da olsa kabullendik.. Ama ya özlem?
Özlem dışındakilerin hepsi için zamanla geçecek diyebiliyorken, özlem için diyemiyorum..

Özlemek ne demek?
Yine Ece sayesinde öğrendim.. Keşke gezmek için gittiği yabancı bir memleketten döneceği günü iple çekerken özlem duysaydım, ya da üniversite için başka bir şehre gittiğinde, ya da ne bileyim, mesleği gereği ataması çıktığında, ya da uzaklara gelin gittiğinde..

Senede bir gün görebilseydim.. Ya da iki senede bir.. Üç senede bir de olur.. Dört senede bir.. Beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on..

Birebir görme imkanımız olmasaydı da internetten görüntülü konuşabilseydik.. O da olmuyorsa telefondan sesini duyabilseydik.. O da olmuyorsa iki satır mektuplaşabilseydik..

Ama hiç biri olmuyor.. Olamayacak..
Hepsinden geçtim, rüyamda bile göremiyorum..
Göremiyorum…
Ya da görüp de hatırlayamıyorum…
.
Bizim evimiz..
Genç bir çiftin, biri daha bebek iki çocuklu evi..
Ve tabii bir de kedi..
Çok gücüme gitti, çok zor geldi..
Bizim evimiz cenaze evi olacak bir ev değildi..
Tanımadığımız insanlar taziyeye geldi..
Evde helva pişti, dağıtıldı..
O çok sevdiğim helva kokusu ruhumu acıttı..


Loğusa şerbetinin kokusu hiç gitmeseydi keşke..

O helva hiç pişmeseydi..

Keşke annecim, keşke.. 
"Ben gitmek istemiyorum" deseydin.. :(

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Empati

Geçenlerde dolmuş durağında bekliyorum.. Yani, İzmir’de öyle dolmuş durağı kavramı pek yok ama deynekcilerin durak haline getirdiği noktalar var..
Kıbrıs Şehitleri'nin oradaki dolmuş durağında bekliyorum.. Yalnızım.. Dolmuş çabuk geliyor zaten.. Ama buna rağmen 5 dakika olmuş ben oraya geleli..
Derken dolmuş geliyor.. Boş.. Seviniyorum çünkü arka koltukta sıkışmaktansa ön koltukta tek başıma oturmayı tercih ederim.. Ve o boş “ön koltuk” benim hakkım..
Dolmuş hemen önümde duruyor.. 
Sarışın, dünyanın kendi etrafında döndüğüne inandığını düşündüğüm 45 yaşlarında bir kadın adımlarını hızlandırarak geliyor ve ellerimiz aynı anda ön kapının koluna gidiyor.. Sesimde, “çok pardon ama ilk ben geldim, bekliyordum ve ön kolduk benim hakkım” tonlamasıyla kapının koluna daha sahiplenici bir hamle yaparak “afedersiniz” diyorum. Bence sesim hem nazik, hem de hakkımı yedirmeye niyetimin olmadığını gösterir bir tonda..
Kadın yüzüme bile bakmadan, nefret dolu bir tonlamayla, hatta “sen kim oluyorsun?” dercesine “arkaya geçer misiniz!” diye kükrüyor..
“Zaten acım var, sıçarım senin şarap çanağına, geç arkaya, bu koltuk benim hakkım” diyerek saçından tutup arkaya çekesim geliyor kadını.. Hem de öyle böyle değil.. Biri kavga çıkarsa da haklı haksız bir stres atsam sanki rahatlarmışım gibi bir haldeyim zaten…
Tek bir laf etmeden geçiyorum arka koltuğa ama sinirimden yanaklarımın kızardığına eminim.. Kadının tek bir laf daha etmesini bekliyorum.. Tek bir laf daha etse bütün hıncımı ondan çıkartabilirim.. Terbiyesizdi. En azından iki laf etmeye bile hakkım vardı ama sinir bozucu laf dalaşına halim yoktu.. Zaten o yüzden susmuştum..
Yolda kendimi sankinleştirmeye çalıştım.. “Belki de onun da bir derdi vardır” diye düşünmeye çalıştım.. Belki onun da benim kadar büyük bir derdi vardır ama o daha memnuniyetsiz bir insan olduğu için bu şekilde davranıyordur..
Ne olduğunu bilmeden empati kurmak..
“Belki de…” diyerek kendini karşısındakinin yerine koyabilmek..
Biliyorum.. Muhtemelen yanlış gelişmiş karakteri ve süper ötesi egosu yüzünden bu şekilde davrandı bana.. İnsan yerine bile koymadı.. Yüzme bakmadan yaptı yapacağını..  Ama belki de çok çok büyük bir derdi vardı.. 
Boş verdim..
.
.
Bugün kuaföre gittim.. Yıllardır kızıl olan saçlarım artık kahverengi, önünün uçlarında da çok az bir sarılık var.. Canım değişiklik istediğinden değil, artık kendi bakımım için pek vakit harcayasım gelmediğinden..
Kuaförde orta yaşı baya geçmiş, fazlaca bakımlı, iyi niyetli ama haddini bilemeyengillerden bir bayan..
Hep var zaten onlardan.. O yüzden de kuaförde vakit geçiresim pek yok artık..

-İyi yanmamış senin saçların bugüne kadar.
-Bence güzel saçın, boyatma, birden çok yıpranabilir.
-Önlerini kızıl bırak bence.
-Senin saçların zaten kısa, neresine sarı attıracaksın? Olmaz ki.

Hepsine de gülümseyerek cevap verdim.. “Ferit bilir ne yapacağını.” Dedim.. 
Ferit kuaförüm.. Zamanla arkadaşım gibi oldu.. Oradaki diğer herkes gibi..
“Ay ben de görmek istiyorum” diyerek gitmedi kadın saçları bitmiş olmasına rağmen.. Hem haddini bilmez hem meraklıgillerden..
Ferit eline fön makinesiyle fırçayı aldı, “aman Ferit, fön çekmeyeceksin di mi?” diye sordum.. “Yok ya, bayan görsün de gitsin" diye fısıldadı..

“Ayy güzel oldu canım.. Güle güle kullan” dedi kadın..
“Çok teşekkür ederim, size de sıhhatler olsun” dedim artık gider umuduyla..
“Mutsuz kadınlar çok oynarmış saçlarıyla” dedi susmayı beceremeyengillerden olan bayan..
“Hıhı evet” dedim içten gülümsemeye zorlayarak kendimi..
“Hayatım güzelliğine bak, gençliğineee bakkk.. Hayatın güzel yanlarını görmeye çalış.” dedi sanki o ana kadar somurtuyormuşum gibi..
“Benim bir buçuk yaşındaki kızım ölmüş, kusura bakmayın ama göremeyeceğim şu an hayatın güzel yanlarını” dedim aslında görebiliyor olmama rağmen.
Dedim, gider sandım.. Belki bir özür diler, baş sağlığı diler de, yaptığı patavatsızlıkları fark edip uzatmadan gider, bu da ona genç bir annenin verdiği ufak bir ders olarak kalır diye umdum..

Gitmedi..
“Ayyy canım benim… Neden?!!” diye uzattı.. Uzatması yetmedi devam etti..
“Olsun bak gençsin, yine yaparsın!”

Ah be teyzecim be.. Gelmişsin 70 yaşına, hiç mi böyle bir durumda ne dememen gerektiğini öğrenememişsin? Susmak acı paylaşmanın en güzel hallerinden biri değil midir bazen?
Sanki çeyizimden kalma yemek takımımın bir parçası kırılmış da yenisi alabilirmişim gibi söylemeseydin keşke..

Ben bilmiyor muyum genç olduğumu? Ben bilmiyor muyum çocuk doğurabileceğimi?
Biliyorum, iyi niyetliydin ama "yine yaparsın" demek yerine, "belki bir çocuğun daha olur, size iyi gelir, teselli olursunuz" da diyebilirdin..

Sanki benim derdim “çocuk sahibi” olmak! 
Benim kızım gitti kızım! Bir buçuk yaşındaki, güzeller güzeli, sarılan, öpen, yemeğini bile kendi yemeye başlamış, baba diyen, mama diyen, hatta çişini bile söylemeye başlamış kızımdan bahsediyorum..
.
O konuştu konuştu gitti.. Densizlik ettiğini fark etmedi..
Muhabbet etmeye pek hevesli olmadığımı hissedemedi. Uzatmaması gerektiğini bilemedi.. Hayat dersi vermek istedi ama veremediğini, genç birisinin de dersini almış olabileceğinden ders veremeyeceğini bile fark edemedi.. Çok iyi niyetliydi.. Ama yeterli değildi.. Yaptığı tek şey yara deşmek oldu.. Onu bile göremedi..

Karşındakinin yaşadıklarının ne olduğunu bilmeden, hatta bir şey yaşamış olup olmadığını bile bilmeden “ya yaşamışsa” diyerek empati kurabilmek çok önemli.. 
Hoş görmek.. 
Karşındakini hoş görmek de çok önemli, boş verebilmek de.. İç çekip geçebilmek de..


Bazen empati yapıp susmak lazım, bazen de yabancılarla yaptığın ufak sohbetleri fazla uzatmamak..
Her şeyin fazlası zarar..
Muhabbetin bile..

O yüzden saçlarım artık kahverengi.. 
Şimdi biraz sessizlik.. En azından ben tekrar isteyene kadar..

23 Mayıs 2014 Cuma

Fazla

Gözümü kapattım..
Başımı dükkan masasının üzerine dayadım..
Halim yok..
Zor geldim dükkana kadar, yolda gözümü zor açık tuttum..
Kahvemi de içtim, işe yaramadı..
.
Yine bir Cuma..
Her Cuma böyle mi olacak bana?
Halim yok...
Gücüm, kuvvetim yok..
"Yaşasın bugün Cuma!" sevincini tekrar yaşayanlara katılabilecek miyim merak ediyorum..
.
Sabahtan beri bir sıkıntı içimde..
Hava da bir değişik..
Sıcak ama boğucu..
Güneşli ama kapalı..
Benim gibi..
.
Isınan hava bir yandan mutlu ediyor ama bir yandan da sanki üzerime bir yük yüklüyor..
Güneş var varmasına ama sanki yağsa rahatlayacak..
.
İçimden neler neler geliyor..
Neler neler..
Ama ben bile anlatamıyorum kendime..
Derdimin ne olduğu belli ama..
Aynı zamanda sanki yeni eklenenler de varmış gibi tazelikte acı hissi..
Sanki sil baştan yaşıyorum her şeyi..
.
Meleklerim yardımcı bugün bana biliyorum..
Aslında o yüzden çok daha iyi olmam lazım..
İş yapasım yokken bugün, tahammülüm pek yokken, sorunlar fazla üst üste gelmişken..
İşi bir kenara bırakıp kafam dağılsın diye bir oyun açtım internetten.. 5 defa oynama hakkım vardı..
5 hak bana yetmez diye geçirdim içimden..
Oynadım 5 hakkımı.. Hemen bitti..
O anda bir pencere açıldı "2 saatlik sınırsız oynama hakkı!"
Gözlerime inanamadım..
Aptal aptal ağladım..
Saçmalamaya başladım..
.
Her şey bana fazla geliyor şu ara..
Gündüzleri hava "fazla" sıcak..
Geceleri "fazla" serin..
Gördüklerim çok fazla Ecey'i hatırlatıyor bana..
Nereye baksam melek kanatları var..
Takıntılı hale mi geliyorum yavaş yavaş yoksa sadece algıda seçicilik mi?
Gülmek sanki "fazla" bugün bana..
Özlemim çok fazla..
Alsa biri beni karşısına "hadi anlat, sadece dinleyeceğim" dese, anlatacak hiçbir şeyim yok..
Zaten anlatıyorum..

"Yaz" dedi biri bir gün bana..
"Yazıyorum zaten" dedim..
"Öyle edebiyat yapma, içinden geleni yaz, küfür et gerekiyorsa" dedi..
"Hıhı.. Peki.." dedim..
Yok ama yok.. Gelmiyor içimden..
Küfür edesim yok..
Öyle bir öfkem yok çünkü..
Öfke yok içimde..
Sadece çaresizlik var..
Ona da edecek küfürüm yok..

22 Mayıs 2014 Perşembe

Bir gerçeğin görülür kanıtı...

Ertesi sabah, Pazar sabahı erken uyandım..
Daha Cem ve Can uyuyorlardı..
Tekrar gittim Ece'ye..
Aslında gitmeden önce iki kere düşündüm..
Bu kadar sık giderek duygularımı mı köreltmeye çalışıyorum yoksa gerçekten Ecey'le dertleşmek iyi mi geldi?
Bilmiyorum..
.
Bu sefer yolu daha rahat yürüdüm..
Büyük bir bidon yerine küçük bir şişe su aldım yanıma..
.
Yine tutamadım göz yaşlarımı ama daha iyiydim bu sefer..
İlk sefer zordu, ikinci sefer daha kolay geldi..
Galiba..
Yine gittim yanına oturdum..
Konuştum biraz..
Az ağladım..
.
Fotoğrafını çektim..
Bir yanım o son günkü fotoğrafından sonra yeni fotoğraflarını çekemeyecek olmayı kabul etmek istemiyor..
Ben yine Ece'nin fotoğraflarını çekmek istiyorum..
Bunu çok istiyorum..
"Bana bak annecim! Ece bi bak! Eceee baksanaa!! A aaa!!! Bak Ece bak! Bu da ne?"
Ecey, Cemik gibi değildi.. Cemik ne kadar çok poz verirse Ece de o kadar vermezdi..
Cemik'in çektiğim fotoğraflarına bakıyorum.. Gözü hep objektifte.. Göz bebekleri hep gözlerimde sanki.. Fotoğrafları gerçek gibi.. Bana bakıyormuş gibi..
Ecey hiç bakmadı.. Hep kandırarak çekebildim fotoğraflarını.. Çoğu da bu yüzden bulanık..
Şimdi fotoğrafını çekmek istediğimde kaçmıyor..
Yüzünü çevirmiyor..
Keşke kaçabilse..
Keşke bir tek poz için dakikalarca uğraştırsa beni..
Öylece durmasa..
.
İlk haftalarda "gittin mi yanına?" diye sorduklarında "hayır" diyordum..
Nasıl giderim? Gitsem, nasıl geri dönerim?
Yanına oturmak yetmez, uzanıversem nasıl kalkarım?
.
Sonra "git, kabullenmene yardım eder" dediler..
Uzun süre yine gidemedim, gitmek istemedim.. Aslında gitmek istememekten değil, dönmek istemeyeceğimden gidemedim..
.
Şimdi son çektiğim fotoğrafına bakıyorum..
Ne kadar gerçek..
İçimde bir yer kabul edemese de, ne kadar doğal..
Acı ama.. Güzel bile.

20 Mayıs 2014 Salı

Hoşçakal

Şunu fark ettim..
Ben bencil değilim..
.
.
Hayatım boyunca hiç bencil olamadım..
Hep karşımdakini kendimden daha çok düşündüm..
Aman kimse üzülmesin, kimse kırılmasın..
Hatta o üzüleceğine ben üzüleyim.. Ben nasılsa atlatırım, hallederim..
Ben yiyeceğime o yesin, içeceğime o içsin..
Ben kazanacağıma o kazansın..
.
Hep karşımdakini düşündüm..
Hiç halim olmasa da otobüste kendimden yaşça az büyük biri bile olsa karşımdaki, yer verdim.
Hatta hamileyken bile halimi unutup yer vermeye kalktığımda, "yok kızım, sen otur, hamilesin" dediler..
"Hakikatten" dedim kendi kendime.. "Hakikaten, şimdi bana yer versinler".. Ama yine de içim rahat alamadım yerlerini..
.
.
Hafta sonu Ildırı'ya gittik.. Hatta Cumartesi günü işleri boş verdik, hovardalık yaptık.. Bastık gittik..
Cemik yolda uyudu.. Can "Cem uyurken Ece'ye uğrayalım mı?" dedi.. "Olur" dedim ama pek de gönüllü değildim.. Hatta hemen arkasından "ayrı ayrı gideriz; bir ben giderim, sen Cem'le kalırsın, sonra sen gidersin, ben Cem'le kalırım.. Zaten çiçek toplamam lazım".

Cemik uyandı bakkaldan bir şeyler almak için durduğumuzda..
Eşyaları eve attık, hemen bahçe makasını alıp daldım çiçeklerin arasına.. Dedemin bembeyaz açmış zambaklarından topladım.. Biraz da sardunya..
Bir bidon da su doldurdum, Can'a "ben gidip geleyim" dedim ve çıktım..
.
.
İstemedim Can yanımda olsun.. Çünkü biliyorum, tutardım kendimi, istediğim gibi davranamazdım.
Çıktım bahçeden, hafif yokuş yoldan tırmanmaya başladım.. Hem bir an önce varayım istiyordum, hem de varınca neler hissedeceğimin korkusu vardı..
Yolda bir iki çiçek daha gördüm, onları da koparmak istedim.. Kopmadı..
Koparmaya uğraşmadım.
5 dakika kadar yürüdükten sonra gördüm mezarlığı..
Ece yola yakın.. Çiçekleri görünüyordu..
.
.
Mezarlığın olmayan kapısından adımımı atınca, göz yaşlarım akmaya başladı.. Konuşmaya başladım kızımla..
Öyle başka ki.. Evde kızımla konuştuğum haliyle o kadar başka ki.. Sanki Ece gerçekten yanımda..
"Ece, ben geldim annecim!"
Çok ağladım..
Hep ağladım..
Duramadım..
Bıraktım çiçekleri, suyu bir kenara, oturdum yanı başına..
.
Ben daha önce hiç bir cenazenin toprak altına yatırılışını görmemiştim.. Bilmiyordum..
Ali dedemin definine gitmiştim ama o zaman da Cem'e hamile olduğum için pek yaklaştırmamışlardı beni..
Ama kızımı ellerimle uzattım ben mezara.. Babasına ellerimle verdim.. Babası yatırdı onu toprağa..
Yan yatırdı, "yüzü toprağa dönük olacak" demişlerdi.. Biliyordum o yüzden başı nerede, yüzü nereye bakıyor..
Sevdim toprağını..
Ece Okur yazısına baktım..
Doğum tarihi.. Ölüm tarihi..
Ruhuna Fatiha..
.
Konuştum kızımla uzun uzun.. O her şeyi görüyor, hissediyor ama ben anlattım olan bitenleri.. Gittiğinden beri olanları.. Onu ne kadar çok özlediğimizi.. Abisini anlattım.. Kendimi anlattım..
Çok ağladım..
"Üzülme ağlıyorum diye" dedim.. Yine karşımdakini düşündüm.. Onu düşündüm..
Karşımdakini düşündüm.. Ece karşımdaydı sanki..
Mezarlıkta tek başıma olmama rağmen yine tuttum kendimi..
Yine bencil olamadım..
.
Topladığım çiçekleri zor sığdırdım su dolu saksılara. Daha önce annemlerin gelip koyduğu çiçekler dipdiri duruyorlardı.. Bir tane bile çiçek kurumamış, hatta benim topladıklarımdan bir farkları bile yoktu..
Sularını tazelerim.. Kalan suyu da toprağına döktüm..
Sanki saçlarını yıkıyormuşum gibi hissettim..
Sanki banyo yaptırıyormuşum gibi..
Hava da sıcaktı..
Serinlesin istedim..
.
Arkamı dönüp çıkamadım mezarlıktan..
Arkamı dönemedim kızıma..
Bir yanım "orada yatan aslında Ece değil" dedi, bir yanım da "ellerinle koydun ya, Ece işte!" dedi.
Dönemedim arkamı..
Geri geri çıktım mezarlıktan..
"Hoşçakal" dedim hatta çıkarken..
Yine geleceğim...

16 Mayıs 2014 Cuma

Yazık, günah!

Bilmiyorum algılarım mı çok açıldı, yoksa iyice hassaslaştım mı? Yoksa bilmediğim bir araz mı var bende ama... Sesler duyuyorum sürekli..
Kulağımda ara ara bir vızıldama.. Minik çığlıklar.. Sanki hiç durmadan birileri yardım istiyor..
Rüyalarımda sürekli birilerine yetişmeye, yetmeye çalışıyorum.. Terliyorum..
İçten içe çığlıklarımı duyuyorum.. "Dayan, dayanın! Az kaldı! Yapabiliriz!"
Uyandığımda hep ağlamaklıyım.. Hiçbir şeye yetemiyorum çünkü.. Bir şeyleri çok istiyorum ama elimden gelmiyor..
.
Yüreğim yanıyor.. İçim acıyor.. "Kendi derdim bana yeter" dediğim, hiçbir şeyi kafaya takmamaya çalıştığım günleri yaşarken içim başka hayatlar için de yanıyor.. Kavruluyor..
"Yazık" diyorum, "günah"..
Diyorum ki, "bu bir kader olamaz". Kızanlar var, "Sen Allah'tan doğrusunu mu bileceksin?" diyorlar..
Ama sen al önlemini, Allah sana akıl vermiş, yetenek vermiş, kullan! Sana emaneten bir can vermiş, iyi bak ona.. Ama sadece sana ait olan cana değil, karşındakinin de canına iyi bak! Onun da vebali var sende! Sorumluluğu var.. Yoksa sana neden "yardım et, komşun açken sen tok yatma" desin?
Her ölüm kaderden mi? Mesela intiharın yeri var mı bizim dinimizde? İntihar edenin arkasından "Allah affetsin" denmez mi? "Kader" mi denir?
O yüzden bu duruma da kader deyip geçemiyorum..
.
Ben bir gün bile isyan etmedim!
Yine isyanım O'na değil!
Benim isyanım sorumsuzluklara, işini doğru yapmayanlara, insan canını hiçe sayanlara, umursamayanlara, kazalara yol açanlara, "ölüm bu işin kaderinde var" diyenlere, insandan korkanlara, sarılmaktan çekinenlere, yüzleşmekten korkanlara, doğruları saklayanlara, yalanların arkasına saklananlara, kandıranlara, inançları kullananlara, hatasının arkasında durmayanlara, yaşamın amacını anlamak istemeyenlere, korkaklara, sinsilere, insan kılığında gezip de insanlıktan nasibini alamamışlara..
.
Yazık, günah!

Not: Ben siyaset yapmıyorum.. Siyasetten de, körü körüne fanatizmden de nefret ediyorum. Ama çıkarlar uğruna hayatların tehlikeye atılmasından tiksiniyorum. Baştaki A partisi olur, B partisi olur, umurumda değil. Yine düşüncelerim değişmez. Kendi adaletimize inancım pek kalmadı ama ilahi adalete sonuna kadar inanıyorum. Hem bu dünyada hem öbür dünyada verilecek hepsinin hesabı inşallah.


14 Mayıs 2014 Çarşamba

Ölüm, bir işin kaderinde olamaz! #SOMA

Anneler günü, geldi gitti..
"Şimdi sana çok zor" diyenlere "Benim için neden zor olsun ki? Annesini kaybedenlere daha zor" diyordum.
Hala daha öyle diyorum aslında.. Annesini kaybedenlere çok daha zor gelmiştir anneler günü..
Ama bana da zor geldi.. Bu kadar zor geleceğini beklemiyordum aslında ama zor geldi.


Anneyim ben.. 
Hem Cem'in hem Ece'nin annesiyim.. Hatta bazen Nazo'nun bile annesiymişim gibi hissediyorum..
Cemik'im okulda erken kutlama yapmıştı bana anneler günü için, öğretmenlerinin teşvik ve dürtmesiyle..
Pek de farkında değildi olan bitenin.
Aslında en güzel hediyeyi verdi bana.. Kendi elleriyle (!) hazırladığı hediyesiyle..
Gerçi farkında değildi verdiği hediyenin sebebinin.. Neden öğretmeninin kulağına "hadi annene ver" dediğinin..
Henüz onun için anneler günü hediye alınması, verilmesi gereken bir gün değil.. Anneler günü diye bir gün bile yok aslında onun için. Henüz tüketimin artması, kapitalizm denen canaforun karnının doyması için uydurulan bu günün aleti değil..
Onun "seni çok seviyorum annecim" dediği her gün bana anneler günü...
Yani her gün bana anneler günü..


Ece de kutladı benim anneler günümü..
Hiç tanımadığı Duygu ablası aracı oldu ona..
Belki "seni çok seviyorum" diyemedi, birilerinin desteğiyle hazırladığı herhangi bir el işini veremedi ama kutladı.. Zaten kendisi bir hediyeydi bana..

Birçok kişi kutladı anneler günümü.. Çoğunun da dileği Ecey'in rüyama gelmesiydi ama olmadı..
Demek ki hala daha zamanı gelmedi..
.
.
Dün Soma'da olanlar içimi yaktı.. Yüzlerce insan, yüzlerce can gitti..
Ben, kızımın gidişi için ne kadar "kader, yazı, ecel" diyebiliyorsam, o insanlar için de o kadar DİYEMİYORUM işte !
Ölüm, bu işin kaderinde olamaz!
Ölüm, bir işin kaderinde olamaz!
15 yaşında bir çocuğun orada işi, hiç olamaz!
Yazıklar olsun!
.
Allah babasız kalan çocukların, eşsiz kalan kadınların, çocuksuz kalan anaların babaların yardımcısı olsun..
Allah gidenlere rahmet eylesin.
Sebep olanlar da, kayıtsız kalanlar da, "aman üzerime kara bulaşmasın" isteyenler de hem bu dünyada hem öbür dünyada hesabını versin inşallah..


8 Mayıs 2014 Perşembe

Zamana destek olmak lazım..


"Selfie"lerin en güzeli değil mi?
^_^
.
.
Kendime sürekli bir uğraş arayışındaydım ya..
Saatler dolsun, zaman geçsin gitsin..
Bugüne kadar değerlendiremediğim bir fırsatı değerlendirdim..
.
Ece'nin gittiği ilk günlerde korkunç bir enerji hissediyordum kendimde..
Korkunç derken.. Patlamak üzere olan ama bir türlü patlayamayan bir enerji..
Sanki sıkışmış kalmış..
Ya da ne bileyim.. Elinden kaçıverecek ağır bir yük gibi..
Nasıl anlatsam?
O ağır yük benmişim de, uçurumdan düşmek üzereyken bir dalı yakalayıp tutuvermişim gibi..
Dal beni taşıyabiliyor, kuvvetli. Ama kendim, elimden kayıverecekmiş gibi.. Dal kayıyor elimden yavaş yavaş.. 
Kaslarım yanmaya başlıyor. Düştüm mü fena..
Kolumu bacağımı kırar, kafamı gözümü yararım..
Düşmemem lazım..
Düşmüyorum da..
Kurtuluyorum.. Son bir kuvvet, asılıp çekiyorum kendimi yukarıya.. Tırmanıyorum..
Ayağa kalkıyorum..
Hem kurtuldum diye seviniyorum bir yandan, diğer yandan da kolumun acısı ağlatıyor beni..
Bedenim rahatlıyor biraz, ruhumda bir korku kalıyor.
Kolumdaki kaslar yanmaya devam ediyor..
Öyle acıyor, öyle acıyor ki, yumruk atabilsem bir yerlere, yumruğun acısıyla diğer acı azalsa...
Ya da bağırsam avaz avaz geçecek.. Ama yok tek bağırmakla da geçmez..
Ya acı geçene kadar bağıracağım ki ona da nefes yetmez, ya da o acı enerjiyi başka bir yolla bırakacağım..
.
Ece'nin gittiği o ilk günlerde beynim delicesine çözüm ararken birkaç yol sundu bana..
"Ya yoga yapacaksın becerebilirsen, biraz sakinleşeceksin; ya kendini dağlara vurup halin kalmayana kadar koşacaksın, avaz avaz bağıracaksın, kalan tüm enerjini boşaltacaksın; ya gidip buz gibi havuza dalacaksın, kendine geleceksin, çivi çiviyi söker; ya da her şeyi zamana bırakacaksın, olduğu kadar olacak." 
-Hadi Elif seç!
Kendimi çekip de yukarıya tırmanmayı başardığım andaki yanma hissinin eşlik ettiği yorgunluk öyle büyüktü ki.. Zamana bırakmaya karar vermiştim..
Ama olmuyor..
Zamana destek olmak lazım.. Tek başına işi zor..
.
Dün platese başladım.
Gruba dahil olduğumda sanki herkes beni etrafına alacak "hoşgeldddiinnn Eliffff" diyerek sarıp sarıp sarmalayacak gibi hissetmiştim..
Bir günde karar verdim, bir günde dahil oldum..
Yanılmamışım..
Hem yoga yapıyormuşcasına sakinleştim, hem kendimi dağlara vurmuşcasına enerji harcadım..
Ben oraya spor yapmaya değil, terapiye gidiyorum..
İyi geldi..


7 Mayıs 2014 Çarşamba

Bir Bahçe..

Anneannemin doğumgünüydü ayın 5i. Biz hiç unutmayız o yüzden Hıdrellezi, çifte kutlama yaparız..
Bu sene bir gün rötarla toplandık yine bütün aile anneannemin pastasını kesmek için.
Dün..
Eve dönerken de anneannemin video kaset oynatıcısına ve onlarca beta max video kasetine el koydum.
Tchibo'dan bir aparat almıştım 3 yıl kadar önce, bu eski videoları bilgisayara aktarmaya yarıyor..
Bu geceden itibaren kasetleri dijital ortama almaya başlayacağım, böylece kasetlerin ömrü bitse de dijital ortamda da hatıraları yaşatmaya devam edebileceğiz..
.
Dün gece saat 11'i geçiyordu eve geldiğimizde.. Can'a "çok uykun yoksa kurar mısın videoyu, biraz bakalım" dedim.. Kurdu.. Kasetlerden birini taktık, sonuna kadar izlenmiş zamanında, başa sardık..
.
Görüntüde ben.. Muhtemelen 5-6 aylığım.. Ildırı'da annem altımı değiştiriyor.. Babam kameraya çekiyor..
Annemin tarzı hiç değişmemiş, nasıl ki Ece'yi Cem'i hunharca, hırpalayarak seviyorduysa beni de öyle mıncıra mıncıra seviyor.. Nasıl gülüyorum.. Babam arada bana sesleniyor.. "Eliff, babasının güzeliii". Dönüp ona bakıyorum.. Gerçi önce sesin geldiği yönü bir ıskalıyorum ama sonra yakalıyorum babamı, ona da gülücükler saçıyorum..
Ben ben değilim de, sanki Ece.. Benmişim gibi değil de, gerçekten Eceymiş gibi izliyorum görüntüleri..
Sonra bahçeye çıkıyoruz..
Dedelerim satranç oynuyorlar.. Hatırladığım kadarıyla bir araya geldiklerinde hep satranç oynarlardı.. Babaannem de orada.. Bebek arabasında da Ece..
Muhtemelen şimdi de öyle.. Babaannem, dedelerim ve meleğim yine bir bahçedeler.. Dedelerim satranç oynuyordur, babaannem de Ecey'i mıncıklıyordur.. Daha güzel bir bahçedir muhtemelen.. Ecey ördeğim de kat kat giyinmemiştir.. Tiril tiril bir elbise vardır üzerinde.. Kanatları var mıdır acaba? Yoksa da rengarenk tokaları vardır.. İstediğinde koşuyor, istediğinde uçuyordur.. Sonuçta o melek, kanatlara bile ihtiyacı yoktur orada.. Uçmayı istemesi yeterdir belki de..
Babaannem beni anlatıyordur, "aynı senin kopyandı, sen o zamanları bilmezsin tabii" diyordur.. Ecey de beni anlatıyordur babaanneme "sen de bu hallerini tam bilmiyorsundur" diyordur..
Cem'i, Can'ı anlatıyordur.. Babaannem bizi biliyordur belki de ama bir de Ece'nin gözünden dinliyordur bizi..
Güzel vakit geçiriyorlardır..
Kesin..
.
Ildırı..
Çocukluğumun en güzel anıları..
Galiba o yüzden istedim Ecey'imin emaneti Ildırı'da dinlensin diye..
Oradaki bahçe..
Belki de orada, "ben Eceyken" yaşadıklarım.. Kim bilir?
Sadece ve sadece mutlu anılar..
Huzur..
Yine gittiğimde huzur devam etsin diye..
Şimdi hayalimde Ece hep bahçelerde..
Hem de en güzellerinde..


6 Mayıs 2014 Salı

Ne dilesem ki?

Dün dolu dolu bir gündü..
Bahar geldi..
.
.
Cemik'in okuluna gittik.. Anneler günü ve 23 Nisan için ara bir tarih seçerek küçük bir gösteri düzenlediler okullarının bahçesinde.
Cemik yine Cemikliğini yaptı..
Bütün arkadaşları şarkılara, danslara eşlik ederken Cemik bir koro şefi misali onları izledi.. Canı istediğine katıldı.. İstemediğine kılını kıpırdatmadı..


Yaşları daha çok küçük olduğu için hepsinin katılımını beklemiyorduk zaten..
Ama aralarından biri, çok ağladı çimden sahnelerine çıkmadan önce.. Zorlamadı öğretmenleri onu.. Kenardan arkadaşlarını izledi.. Çocuğun hem yaşı küçük, hem de Türkiye'ye yeni gelmişler.. Türkçe çat pat anlıyor, henüz konuşamıyor bile.. Çekinmesi o kadar normal ki..
Gösteriden sonra annesinin ağladığını gördüm.. Sınıf öğretmeni "üzülmeyin" diyordu.. Kadın "hiçbir katılımını göremiyorum" diye üzülüyordu.
Yanına gidip "Üzülmeyin.. Elbet bir gün o da katılacak, şarkı söyleyecek. Bakın benim kızım gitti, ben de onun şarkı söylediğini, arkadaşlarıyla her hangi bir gösteriye katıldığını, dans ettiğini göremedim. Ve hatta okula bile gittiğini göremedim. Hatta ve hatta hiç arkadaşı bile yoktu daha.. Öğretmeni olamadı. Çocuk tiyatrosuna gidemedi. Sinemaya gidemedi. Okula gideceğim ya da gitmeyeceğim diye tutturamadı. Okul kapısından bana el sallayamadı. Ya da servise binerken.. Arkamdan dudak büktüğünü göremedim. Ya da bir şarkıyı söylemeyeceğim diye direttiğini.. Uyumayacağım, yemeyeceğim, kalkmayacağım, gitmeyeceğim, yapmayacağım, etmeyeceğim dediğini göremedim..Ve göremeyeceğim.. N'olur ağlamayın, üzülmeyin." demek istedim..
Ama demedim tabii.. Bıraktım böyle ufak şeylere üzülsün.. Ve dilerim hayatta hep böyle ufak şeylere üzülsün..
.

Dün Hıdrellezdi..
Çocukluğumdan beri hiç sektirmeden dilerim dileğimi..
Bu sene de aldım elime kağıdı kalemi.. Ne dilesem diye düşündüm..
Ne dilesem ki?
Benim de hala dileklerim var. Olmayanı dilemek değil de var olanları koruyabilmek için dileklerim var daha çok..
Bu hayattaki kötülüklerden koruyabilmek için..
Zaten kötülük dediğimiz de bu hayatta..
.
Dün sanki bahar geldi..
Ay olarak çoktan geldi, mevsim neredeyse yaz. Ama benim için sanki bahar anca geldi..
Hatta hala hafif bir serinlik olmasına rağmen kışlıkların tamamını kaldırdım..
Yazlıkların hepsini çıkardım.
Ütü yaptım.
Evet, evi de toparladım dün biraz..
Gece de salonda sızmak yerine, yatağa gidip yattım..
Belki iyi bir uyku çekemedim ama...
Sabah rahat uyandım..
.
Ece varken hayat ne kadar güzeldi diye üzülüyordum.. Her şey ne kadar da güzeldi..
Hayat -en azından şimdilik eskisi kadar olmasa da- hala güzel..
Çünkü ben artık meleğimi daha çok yanımda hissediyorum..
Evet çok özlüyorum, keşke yanımda olsaydı, bir kez daha görebilseydim, koklayabilseydim diyorum ama artık o kadar da uzaktaymış gibi hissetmiyorum.
Öyle ya da böyle..
Daha çok hissediyorum Ecey'i..
Sanki karnımda taşıdığım zamanki gibi.. O zaman da sevip okşayamıyordum, kucaklayamıyor, koklayamıyordum ama oradaydı..
Ecey ördeğim yine oralarda bir yerde..
Biraz bende, biraz babasında, biraz kardeşinde..
.
.
Neyse..
İyi yürekle dileyen herkesin dileği gerçek olsun..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

ibibikler

10 Kasım (2) 118 (1) 19 Mayıs (1) 2012 (1) 2013 (1) 23 Nisan (1) Abur Cubur (1) Adım Adım Paris (15) ağaç (1) aile (1) Alaçatı (1) Alış-Veriş (1) Alsancak (1) Amatör Radio (4) Ameliyat (1) Amsterdam (1) Amsterdam Gezisi (1) Anı (1) Anne (2) Anneannem (1) Anneler Günü (2) Anten (1) Asburger (1) Askeri Müze (1) Atatürk (4) Ayakkabılık (2) Baba (1) Baby Shower (1) Bağlama (1) Bahçe (11) balık (1) Barbie (1) Bastille (1) Bayram (6) Bebek (8) Bebek şekeri (2) Bere (1) best seller (1) beyne format (1) biberon (1) biberon kurutma (1) Bilmece (1) Bir Nevi Gastronomi Gezisi (1) Biri ADSL (1) Bit Pazarı (1) Biten kitap (1) Bitki (1) blogger kota (1) boyamak (1) Böcek (1) BTT (1) Bulb (2) Bumerang (1) cağ (1) Canavar (2) canon (2) Cem (18) Cemik (41) Cemik Ve Hayatın Zorlukları (2) Chatelet (1) Châtelet (1) Contest (2) cüzdan (1) çağ (1) Çamur (1) çanta (2) Çekiliş (10) Çekiliş Sonucu (3) Çeşme (12) Çeviri (1) Çeviri hataları (1) Çiçek (3) Çiğ Börek (1) çikolata (1) Çocuk (6) çocuk zaptetmek (1) Çocukluk (6) Dekor (9) Denedim (1) Deprem (1) DIY (7) Dikiş (2) Dilek (1) Dinozor (1) Diş (1) Diş Buğdayı (3) Diş Kurabiyesi (1) Diş pastası (1) Diş Sağlığı (1) Diyet (1) Doğal Yaşam (15) Doğumgünü (13) Doğumgünü Teması (5) Dolandırıcılık (1) Dolunay (1) Dost (6) Dükkan Vukuatları (1) Dünya Tiyatrolar Günü (1) E-Bay (1) Ecey (6) Ecey ve hayatın zorlukları (1) Eiffel kulesi (1) Ekmek (1) El Ayak Ağız Senromu (1) El emeği (13) El işi (16) el yapımı (3) Elfony Mutfakta (2) Elmo (1) emdr (1) en son ben duyarım zaten (1) Enstruman (1) escargot (1) Eskici Elfony (3) Esnaf Lokantası (1) eşeğimi kaybedip buldum (1) etamin (1) ev işi (1) Ev Yemeği (1) Evlilik Yıl Dönümü (1) fast food (1) Festival (1) Flypgs (1) fotoğraf çekimi (1) fox (1) Gare de Lyon (1) Gezi (10) Gıda Çarşısı (1) Gidelim Gömelim (19) Giritli (2) Gitar (1) gülgün sharafat (1) Günaydın (1) Günlük (4) hafta özeti (69) Ham Radio (1) Hamilelik (2) Hastalık (4) Hatıra (22) Havale (2) Hayal (1) hayatın zorlukları (1) Hayvanlar alemi (2) Hediye (9) Hekimköy (21) hhandesign (1) Hıdrellez (1) hikaye (1) Hobi (4) Huzur (1) ıldırı (1) içimdeki çocuk (1) ikbush (3) ilaç (1) ilk adımlar (1) ilkler (1) instagram (73) istanbul üniversitesi (1) isyan (3) İştahsızlık (1) iyi ki saklamışlar (4) izmir (2) Kabak (1) kabızlık (1) Kabus (1) Kadın (1) Kadınlar Günü (1) Kağıt Çiçek (1) Kağıt Ponpon (2) Kanaviçe (2) kar (2) Karatahta (2) kardeş (2) Karşıyaka (2) kaynar (1) Kebap (4) Kedi (2) Kek (2) Keman (1) kış (2) Kız (2) Kilo vermek (1) kitap (4) Kocci (7) kuaför (1) Kukla (1) Kurabiye (3) Kusmak (1) Kuytu Restaurant (1) kuzen (1) Kuzenler (1) Lal (1) Lale (1) Lazımlık (1) Le Vieux Belleville (1) liman restaurant (1) loğusa (1) Lokanta (3) Louvre (1) Mahfel (1) Mangal (2) Marmelat (1) Masal (1) Mendil Bebek (1) Meyve (1) Midye (2) Mikrodalga (1) Mizithropides (1) Moda (2) Mum (1) Mutfak (12) Müze (2) Nar (1) Naz (2) Notre Dame (1) Oje (1) Oklava Modeli (1) organik (2) Ot Festivali (1) Oyun (2) Oyuncak (3) Öğretmenler Günü (1) Öğretmenlik (1) Örgü (4) Örgü Modeli (1) Özel Gün (2) Özür (1) Pamuk Helva (1) panjur (1) Paris (13) Paris Gezisi (12) Parti (2) pasta (2) Patlamış Mısır (1) Pegasus Hava Yolları (1) Pelur Kağıt (1) Pembe (2) pembe panjurlu ev (1) Pigale (1) Pilor Stenozu (1) pinterest (1) Pisuar (1) Piyano (1) Pizza (1) Portatif (1) Pratik Tarifler (3) psikolojik tedavi (1) Rakı Balık (1) Ravioli (2) renk (1) Renkler (1) Restoran (10) Rezalet (1) roman (1) Sacre Coeur (1) saç traşı (1) Sağlık (1) Saklamak (2) Salgın (1) salyangoz (1) Seramik (1) Sevgililer Günü (1) Silinen Fotoğrafın Kurtarılması (1) soğuk (1) Spor (1) Sugato (2) Süleymancık (1) Süt (1) Süt Aknesi (1) Şeker Bayramı (1) Şifa (2) şişe kesmek (1) TA3GO (2) TA3YE (3) tatlı (1) Tavuk suyu (1) TC3EC (3) tedavi (1) Terör (1) tığ (1) Tiyatro (2) Topiary (1) Topuklu (1) Torbalı (1) Tuvalet (3) Tuvalet Eğitimi (2) Unlu Mamul (1) Urla (2) Usta (1) uyku (2) uyku arkadaşı (1) Uyku Düzeni (3) uyku eğitimi (2) uyku rutini (1) Vazgeçemediklerim (1) Vefaat (1) Venedik Pizza (1) Veri Kurtarma (1) video (2) Vine (1) Wurst (1) yağmur (1) Yalan (1) yardım (1) yasak (1) Yaş günü hazırlığı (1) yaz (1) Yaz Yemeği (1) yazlık kışlık (1) Yemek (40) Yeniden Başlıyorum (1) Yeniyıl (7) Yılbaşı (7) Yılmaz İpek Saz Sarayı (1) Yoğurt (1) Zafer (1) Zeytin (3)