Bu hafta Pazartesi hayatımın en zor gününü yaşadım.. Ve anladım ki çocuk sahibi bir anne ve ya babanın her konu hakkında bilgi sahibi olması gerekir.. Bu yazıyı da o yüzden yazıyorum.. Allah yaşatmasın ama herkesin aklının bir köşesinde bulunsun..
...
Pazartesi sabahı Cem'i yatağından kaldırdığımda keyfi yerindeydi ama bir sıcaklık hissettim.. Ateşini ölçtüm 38 dereceydi.. Pazar günü Çeşme'ye denize gittiğimiz için orada üşütmüş olabileceğimizi düşündük.. Kahvaltısını ettirir ettirmez hemen Calpol verdim (ateş düşürücü). Ama ateşi tam olarak düşmedi.. Saat 11 gibi ateşi 38,5 olunca doktorunu aradım, bir ölçek daha vermemi, serin duş da aldırmamı söyledi. Ondan sonra Cem çok halsizleşti, aşırı uykusu geldiğinde yaptığı gibi hareket etmeye başladı.. Başını bir yerlere dayıyor ya da yere uzanıyordu... İki lokma bir şey yedirip öğlen uykusuna yatırayım diye düşündüm, bir şey yemek istemedi.. Hiç ısrar etmeden sandalyesinden kaldırdım.. O sırada aşırı sıcak geldi teni, halbuki sandalyesine oturturken o kadar da sıcak değildi.. Hemen ateşini ölçtüm 39,5 du..
O sırada ilk önce ateş düşürücü fitil yapmam gerekirdi ama aklıma bile gelmedi.. Kocci'yi arayıp "yavaş yavaş gel istersen Cem'in ateşi 39,5'a çıktı" dedim, o da hemen yola çıkmış.. Bu arada bizim ev ve Kocci'nin işi arasında 45 dakikalık bir mesafe var, şehir dışında bir sitede oturuyoruz. Hemen telefonu kapatır kapatmaz annem aradı "bu öğlen istersen şunu yedir" falan bir şeyler diyordu, ben de "anne kapat şimdi, Cem'in ateşi çok yükseldi duş aldıracağım" dedim ve kapattım.. Çarçabuk soydum çocuğu hemen serince duşu ayarladım soktum altına.. Tabii bu arada çocuk ağlamaya, suya direnmeye başladı..
Yarım dakika olmamıştır bıraktı birden kendini.. "Hah pes etti herhalde" dememle çocuğun gözleri döndü ve kollarıyla bacakları kasılmaya başladı.. Sanki şoka girmişti.. Çok kötü birşey oluyordu.. O anki korkumu anlatamam herhalde.. Hemen kucakladım ve deli gibi bağırmaya başladım.. Aklıma annemin anlattığı bir hikaye gelmişti..
Hikayede çocukluk arkadaşım bebekken, annesine inat edip kendini arka üstü atıyor ve kafasını çarpıyor, gözler gidiyor çocuğun -ki bu bilinç kaybının kanıtıymış- kadıncağız deliler gibi bağırmaya başlıyor.. Yalnız olduğu için arabasına atlayıp hastaneye sürüyor ama bir yandan da can havli ve korkuyla bağırmaya devam ediyor.. Hastanedeki doktor ilk müdahalenin arkasından "iyi ki öyle bağırmışsınız, çocuk sizin sesinizi duyduğu için kendini tam olarak bırakmamış ve komaya girmemiş" diyor..
İşte o an ilk aklıma gelen bu hikaye oldu.. Çünkü ne olduğunu anlayamamıştım.. Önce Cem'e bağırmaya başladım "kendine gel, Cem!" diye, sonra hemen dışarı fırladım ve komşulara bağırdım.. "yardım edin, Cem'e bişey oldu, kurtarın, yetişin!" Şu an bile o sesin benden nasıl çıktığına inanamıyorum.. Hala boğazım ağrıyor.. Bütün siteye sesimi duyurduğuma eminim. Sonra hemen içeri girdim, Kocci'yi aradım, meşguldü. Annemi aradım açtı ama o sırada ben telefona konuşamıyordum bile.. "Anne bişey yap, ambulans çağır Cem ölüyor" diye bağırdığımı hatırlıyorum.. Sonra telefonum çaldı Kocci arıyordu.. "N'olur çabuk gel" gibi bir şeyler dediğimi hatırlıyorum..
Bu anlattıklarım taş çatlasın 45 saniyede olan şeyler.. Sonra hemen arabanın anahtarını kapıp dışarıya fırladım.. Cem kucağımda çırılçıplak, evin sokak merdivenlerinden koşmaya başladım.. O sırada komşular yetişti, "Ne olur hastaneye götürün bizi" dedim.. Hemen komşularımızdan biri arabanın anahtarını kaptı, yola çıktık..
Bu arada Cem normale dönmüş, biraz ağlamış ve uykuya dalmıştı.. O sırada ben de dünyaya geri döndüğümü hissettim. Yaşıyordu, uyuyordu.. Nefesini dinledim.. Seferihisar Devlet Hastanesi'ne vardığımızda -eve 10km kadar uzaklıkta- artık iyice sakinleşmiştim.. Bu arada yoldayken Cem'in doktorunu aradım, durumu söyledim.. Kocci'yi aradım, çocuk iyi yavaş gel" dedim. Sanırım en çok korkuttuğum kişi olan annemi aradım Cem iyi, hastaneye gidiyoruz dedim..
Acilden girdik, hastaneye girer girmez Cem uyandı ve huzursuzlanıp ağlamaya başladı.. Hemen ateş düşürücü iğne yapıldı.. Durumu anlatınca doktor "havele geçirmiş" dedi.. Ne kadar sürdüğünü falan sordu.. Sonra makattan Diazem yaptırdılar bana, bu ilaç tekrar havale geçirmemesi içinmiş.. Hemen arkasından da damar yolu açtılar, serum vermeye başladılar..
...
Çocuk havale geçirmiş.. Ama ben havalenin ne olduğunu gerçekten bilmiyormuşum.. Bilseymişim daha soğuk kanlı olabilirmişim.. Benim zannettiğim havale 40, 41 derece ateşti.. Yani çok yüksek ateşin adı havaleydi.. Esas vurgulamak istediğim konu havale, insan neler olduğunu az çok tahmin etse her şey çok daha iyi olabilir.. Eğer ben Cem'in yaşadığı şeyin havale olabileceğini tahmin edebilseydim herhalde daha az panik olabilirdim.. O anki korkuyla kendimi kaybetmediğime şükrediyorum.. Bir an için "herşey bitti, oturup ağlayayım" diye düşündüğümü hatırlıyorum.. Şimdi buzdolabımızda Diazem var gerçekten gerekli olduğunda kullanabilmem için.. (Dikkatli kullanılması gereken bir ilaç) Ama inşallah bir daha asla gerekmeyecek..
Bütün bunları anlattıktan sonra annelerden bir sonraki doktor ziyaretlerinde bu konuyla ilgili bilgi almalarını rica ediyorum.. Çünkü bilgili olmak birçok şeyi daha kolay hale getiriyor..
...
O gece hastanede kaldık, uzun süre ateşi tam olarak düşmedi Cem'in.. Sabaha karşı düşünce ve öğlene kadar çıkmayınca da taburcu ettiler.. Eve geldik, çocuğun ateşi yine 38 oldu.. Bu arada Cem'in vücudunda hafif döküntüler de başlamıştı.. Atladık kendi doktorumuza gittik.. Adam muayene ettikten sonra "el, ayak, ağız sendromu bu" dedi.. Hastalığın adı çok yabancı olmasına rağmen hemen tanıdım çünkü instagram'daki birçok arkadaşımızın çocuğu da aynı hastalığı geçiriyordu.. Meğersem salgın varmış.. Yüksek ateşle başlayan bir çocuk hastalığıymış.. 3-4 günlük kuluçka sürecinden sonra yüksek ateş ve arkasından su çiçeğindeki gibi döküntülerle devam edermiş.. Bir haftaya kadar da geçermiş..
Özellikle 2 haftadır aşırı sıcaklar yüzünden bahçeye bile doğru düzgün çıkarmadığım Cemik nasıl kaptı bilmiyoruz.. Havadan bile bulaşabiliyormuş sanırım.. Aşırı derecede salgın durumunda.. Şu ara çocuğu ateşlenen annelerin aklında olsun..
Ateşi düşük tuttuktan sonra korkulacak bir hastalık değilmiş, birçok çocuk hastalığında olduğu gibi bunun da bir ilacı yok.. Tek ilacı ateş düşürücü ve sabır, sevgi.. Dün iyice su toplayan döküntüler bugün biraz kaşıntı yapmaya başladı ama yine de yerinde durdurmayacak kadar kötü kaşıntılar değil.. 2 gündürse çok şükür ateşi çıkmadı.. Bundan sonra hızla döküntüler de geçecek ve Cemik eski sağlığına kavuşacak..
..
Şimdi her gece iki kere şükrediyorum oğlum iyi olduğu için ve dua ediyorum Allah o anı aklımdan silsin diye.. Çünkü her aklıma geldiğinde göz yaşlarımı tutamıyorum.. Allah kimseye böyle bir korku yaşatmasın. Herkesin bebeği hep sağlıklı olsun..