Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2014 Cumartesi

Adım Adım Amsterdam VOL 1

Amsterdam bana hiçbir zaman çekici gelmemiştir.. Hiçbir zaman merak etmemişimdir.. Aynı durum Kocci için de geçerliydi ama yine de gidip görelim dedik ve düştük yollara..
İyi ki de gidip görelim demişiz.. Gerçekten de görülmeye değer bir yer..
Biz genelde gittiğimiz şehirlerde ilk günü keşfe ayırırız.. Atarız kendimizi sokaklara, kayboluruz.. İkinci günde gerekli görürsek kalacağımız gün kadar için toplu taşıma kartını alırız..

Maceramız sabahın bir kör saatinde başladı.. Valla yalan olmasın da ya 5:00 ya 4:30..
Arabayı park edip Havaş servisini beklemeye başladık..
Tabelanın yine tipi kaymış, yine yamuk yumuktu.. Kendimize yakın hissettik.. Hava baya serindi.. Yok yok, bildiğin soğuktu.. (Zavallı İzmirli, Amsterdam'a varınca anlayacak soğuk neymiş)

Amsterdam uçağımız 07:35 teydi. Aktarması, havaalanından merkeze varması, otele yerleşmesi vs derken öğlenden biraz önce kendimizi yollara atmıştık bile.. 
Burası bizim otelden çıkar çıkmaz kendimizi bulduğumuz cadde.. Otelimizin yeri gerçekten çok güzeldi..
Kendisini "yeri güzel ama kendi cırt" otelimiz olarak değerlendirdik..

Dışarıdan bakınca çok güzel.. Güzel bakılmış eski binalardan.. Kanal kenarında değil, ama çok merkezi bir yerde..

Bizim kaldığımız oda çift kişilik küçük odaydı.. Booking'den otel ayarlarken özellikle tuvaletinin içeride olmasına çok dikkat ettik çünkü merkezdeki otellerin tamamı eski yapı olduğundan ve sonradan otele çevrildiğinden çoğunun tuvaleti ortak tuvalet..
Ve bakınız odamız gerçekten de küçük :))
Evet tam da bu kadar.. Manzaramız da güneşlik :) Ama olsun resepsiyondakiler çok ilgiliydi, kibardı, fiyatı da uygundu.. Sonuçta odaya yatmadan yatmaya gittik..
Bu arada odanın yarısı kadar da bir banyosu vardı.. Genişti yani baya.. Güzeldi be :)
Güzeldi güzeldi..

Otelde asansör yoktu, birinci kattaki odamıza (Allahtan birinci kattaydı) bu daracık -küçük bir valiz genişliğindeki- basamaklardan çıkıyorduk.. :)
Gerçi asla şikayet etmiyorum çünkü Booking'de her şeyi açık açık yazmışlardı... Valla yine gitsek yine orada kalabiliriz bile.. Yeri iyiydi anlayacağınız :D

 Bakınız burası bizim otele sadece 5 dakika yürüyüş mesafesinde.. Hadi bilemedin 7 olsun..
Amsterdam'ın en hareketli caddelerinden biri olan Leidseplein.. Araç trafiğine kapalı ama tramvay ve bisikletlere açık..

 Otelden çıkar çıkmaz koşar adım patatesçiye gittik. Ve gezimiz tam anlamıyla başlamış oldu.. Bir haftada 4 kilo alabilecek kadar sık yedik :) Valla 4 kilo aldım.. Ama aldığım gibi de 1 haftaya kalmadan da verdim.. Don't worry ;) Karatay'ım sağ olsun..

Amsterdam'ın kendine has bir yemek kültürü yok ama bence gidip de aç kalmak mümkün değil.. Aklınıza gelebilecek bütün mutfakları bünyesinde barındırıyor.. 
Ama zaten onlara has olan patates kızartmaları ve cağnım peynirleri yeter.. :)

Bir küllah patatesin fiyatı 2€. Soslar ücretli.. Biz bir kaç çeşit sos denedik.. Yine en güzeli ketçap mayonezdi ;) Soslarıyla beraber mekanına göre 2,50€ ile 3,50€ arasında fiyatlar değişiyor..
Valla biz günde en az 2-3 külah yedik.. 
Baktık yemek yemeyeli bir saat olmuş, hemen kendimizi bir patatesçiye attık :))) Aman acıkayazarız falan :)))
.
.
Bir de peyniri meşhur demişken ondan da bahsedeyim..

 Amsterdam'da yine sık sık rastlayacağınız dükkanlardan biri de peynir dükkanları.. Özellikle Henri Willing ve Old Amsterdam sanırım en meşhurları.. 

 İlk Old Amsterdam'dan tattık.. Kendi adıma konuşayım, hayatımda yediğim en lezzetli ve farklı peynirdi..
 Bu benim favorim..

Ayrıca aklınızın alamayacağı kadar çok da çeşidini yapmışlar..

 Bir peynir dükkanına girdiğinizde her çeşidinden tatma fırsatı bulabiliyorsunuz..

 Eğer çeşitlerden biri için ikramlık dilimler yoksa, tezgahtara söylüyorsunuz, hemen tadımlık ayarlıyor sizin için.. Fesleğenli, biberli, kekikli, naneli, wasabili... Tatmadan almak zorunda değilsiniz..

 Çoğundan tattım ama en güzeli buydu..

 Aynı zamanda peynircilerin çoğundan peynirli böreğimsi şeyler alabiliyorsunuz.. 
Sanırım onlar bu peynirin ısıtılmış halini daha çok seviyorlar ama ben soğuk halini tercih ederim..
Ama giderseniz iki türlüsünü de kesin deneyin derim.. :) Ayyyy her hali güzel..

 Mesela şu en sağda duran jambonlu ve peynirli croissantlar var ya.. 3 tanesi 3,95€'e satılıyordu.. (isterseniz 1 tane de alabilirsiniz, oldukça büyükler.. )
Biz maalesef son gün denk gelebildik.. Ayyy yine canım çekti.. Galiba en çok özleyeceğim lezzetlerden biri o..
Burası da o croissantları aldığımız dükkan.. Aslında peynirci.. Birçok markanın peynirini satıyor.. 
Central Statition'ın orada, köşe bir dükkan.. :)

Ben yerken kendimden geçtim.. Hatta uzun süre de verdiği mutluluk hissinden sarhoş gibi gezdim :)))
Giderseniz benim için de yiyin. 
.

Gastronomi gezisi tadında bol foto ve detaylı Amsterdam postlarım hız kesmeden devam edecek..
;)


19 Ekim 2012 Cuma

Adım Adım Paris VOL 8 - Louvre Müzesi

Paris gezisi postlarını boşladım boşlayalı iyice hevesim kaçtı.. Zaten adım adım kısmı da yalan olur bundan sonra, adımları unutmaya başladım çünkü.. :)

O yüzden ben de karışık kuruşuk devam ediyorum..

Paris'e gidip de Louvre müzesini gezmemek olmaz aslında.. Ben daha önce gittiğimde gezmiştim ama Kocci gezmemiş.. O yüzden bi gidelim dedik.. Tablodur, heykeldir her ne kadar muhteşem olsalar da pek bizim ilgi alanımıza girmediği için ve ben de Kocciyi iyi tanıdığımdan Louvre'dan çabuk sıkılacağını tahmin ettiğimden Louvre gezisini Pazar gününe denk getirdim.. Her ayın ilk Pazar günü Louvre'a giriş ücretsiz, biz bu durumu değerlendirdik; en az bir günün ayırılması gereken Louvre gezisini muhtemelen 1 saatle halledeceğimiz için ücretsiz girip çıkmak bize mantıklı oldu ;)

Nitekim o kadar bile sürmedi sanırım bizim turumuz :)) (Ayıp bize ama valla ben daha önce saatlerce gezmiştim). Fotoğrafta beni ve 6 aylık Ecey'i görüyorsunuz ;)

Herkesin anlayacağı açıklıkta bir uyarı hemen dikkat çekiyor içeriye girince.. Cüzdanlara dikkat! Kapkaçtır, cüzdan çarpmadır sadece Türkiye'de yok yani.. Aman dikkat!

Her ne kadar ilgi alanımız olmasa da -kendi adıma konuşayım- devasa büyüklükteki tablolar ve detayları büyüleyici.. Bu arada biz sadece Mona Lisa'yı görmek için Louvre'un o kanadına yürüdük.. Kocci "bi Mona Lisa'yı göreyim bari gelmişken" demişti..

İşte o meşhuurrr Mona Lisa... Miniminnacık bir tablo kendisi.. Bilmiyorum belki fazla gözümüz alışık olduğundan mıdır nedir bizi pek heyecanlandırmadı.. Aksine önündeki kalabalığı yarıp fotoğrafını çekmek bir eziyet olduğundan kendisini hoş hatıralarımın arasına alamayacağım :)) Ecey de karnımda baya bir strese girmişti..

Mona Lisa'nın en önemli özelliklerinden biri her açıan size bakıyormuş izlenimini vermesiymiş ya...

Aha bu bebe de her yerden bize bakıyordu...

Hatta bu arkadaş da...

Ve hatta bu kardeş de... :))) valla hepsinin de gözü her açıdan üzerimizdeydi.. Mona Lisa yanlarında az bile kalırdı hatta..

Tabi ki muhteşem mermer heykeller de vardı... Düz beyaz renkliler yine alışılmışken....

İki renk mermerden yapılma heykeller bence muhteşemdi... Üstündeki kıyafetinin detaylarına bayıldım.. Aksesuarlarıyla da uyumluydu.. Puanım 3 ! :P

 

İmza: Cemik'in uyku saatinde evde ses olsun diye açılan kanal D de "bana herşey yakışır"a maruz kalan anne..

 

Haydi herkese iyi gezmeler...

 

 

18 Haziran 2012 Pazartesi

Adım Adım Paris VOL 3 - Chatelet

Eveett.. Hala gezimizin birinci günündeyiz..
Bu sefer Notre Dame'dan çıkıp Châtelet'ye yürüyoruz..
Rengimiz pembe, yürüme süresi 5-10 dakika bişey..
Biz buraya ilk gün tesadüfen bilmeden yürüdük ve zamanımız çok olmadığı için hakkını vererek gezemeyip başka bir gün tekrar gittik.. Zaman ayırmaya kesinlikle değecek bir yer..
Châtelet Paris'in en merkezi noktalarından biri.. 
Ki bu durum kendisini metro girişindeki rengarenk harfler ve rakamlarla da gösteriyor..
Châtelet aktarma noktası ve buradan birçok yere gidebiliyorsunuz..
Bu binayı gördünüz mü geldiniz sayılır.. Buralardan itibaren gezmeye başlayabilirsiniz..
Bu bina Hotel De Ville.. Adına aldanmayın, burası bir otel değil, belediye binası :)
Biz oradayken önünde dev ekrandan tenis maçı naklen yayınlanıyordu.. Kışın da buz pateni sahası kuruluyormuş.. Yani halka her türlü hizmet eden bir belediye binaları var.. Muazzam görüntüsüyse geceleri çok daha ihtişamlı oluyormuş ama bizim yolumuz gece o tarafa düşmedi maalesef..
İlk gün Châtelet'yi pek gezemedik demiştim, bir iki fotoğraf çekmişim yinede. 
Burası bir çikolata dükkanı.. Vitrininde de "Anneler günü kutlu olsun" yazıyor.. Ben dalga geçtim "aaa hadi len, geç kaldın" diye ama meğer Fransızlar anneler gününü bizden farklı bir tarihte kutluyorlarmış.. Onların anneler günü 3 Hazirandı.. 
O kadar yürüyüşten sonra soluklanmak için "Le Celtic" diye café restaurant bar karışımı köşe bir mekana oturduk.. Bir bira ve sütlü kahve söyledik.. Bu arada masadaki kültablası bence bu karenin en ilginç kısmı..
Neden derseniz, buradan sonraki mekanlarda Kocci kültablası istediğinde hep "yere atın" cevabıyla karşılaştı.. 
Kahve ve biralarımızı yudumlarken önümüzden bisikletiyle böyle bir arkadaş geçti.. Çok hoşuma gittiği için hemen çekiverdim fotoğrafını.. Arkadaki bisiklet koltuğundaki çocuk tamam ama dikkat ederseniz bir tane de önde var :) Biraz da kendimi görür gibi oldum :D
Bu dükkan klasik bir Fransız dükkanıydı sanırım.. Ve biliyor musunuz ben buraya girmedim.. Ve sanırım Paris'teki tek Fransız dükkandı ve ben bunu kaçırdım.. Bizim barın hemen çaprazındaydı ve biz akşam saati yaklaştığı için yavaş yavaş Nicolas'yla buluşma noktamıza doğru ilerlemeye başlamıştık.
Denk gelirseniz siz girin artık.. :)
Buraya da ara sokaklardan birinde denk geldik..
 8-10 tezgahlık bir pazar yeri gibi düşünebilirsiniz..
 Herşey aşırı iştah kabartıcıydı.. 
 Kocci'nin aklı özellikle bu tezgahta kaldı :)
Ama boşuna heveslenmeyin bu mini pazar sadece senede iki kere kuruluyormuş ve yalnız birkaç gün sürüyormuş.. Tarihlerden biri Haziran başı ama diğerinin ne zaman olduğunu şu an hatırlayamıyorum :)
Buranın da hikayesini anlatmam lazım :)
Dükkanın adı "Dogs" yani bildiğiniz üzere "Köpekler". 
Yani bunda anormal bir durum olmayabilir ama hemen yanındaki cümlede şöyle yazıyor: "Les Meilleurs Chiens-Chauds de Ville" yani "Şehrin en iyi sıcak köpekleri". Yani bildiğiniz köpek eti satılıyor.. O_o
diyerek ben bir şok geçirdim ve akşam da Nicolas'ya dükkandan bahsettim.. Adamcağız "yoo biz köpek yemiyoruz" dedi ama ben bir kere gördüm ya dükkanı gözlerimle :)
Ama daha sonra tekrar önünden aklı selim ve daha az yorgun olarak geçince buranın biraz esprili bir hot-dog dükkanı olduğunu anladım.. 
Korkmayın yani gerçekten köpek eti yemiyorlar.. :)
.
.
Devamı gelecek...

14 Haziran 2012 Perşembe

Adım Adım Paris VOL 2 - Notre Dame de Paris

Paris'e gittiğimizde ilk işimiz bir metro haritası edinmek oldu.. Aslında biz daha gitmeden internetten bulup çıktısını almıştık ama eğer gerçekten Paris'i gezmeyi düşünüyorsanız bilgisayar çıktısı 2 gün içinde elinizde parçalanır.. :)
Bu bizim orada edindiğimiz haritanın son hali..
Bakın bu haritada da yeşille işaretlediğim yer bizim otelin olduğu yer.. Kırmızıyla işaretlediğim yerse şehrin merkezi, Notre Dame'ın bulunduğu ada..
Ada dediğime bakmayın, bilmeyenler için söyleyeyim bu adalar nehrin üzerinde olduğu için çok kısa köprülerden yürüyerek geçiyorsunuz; öyle vapurluk falan bi durum yok yani :)
İşte ilk gün biz bu iki nokta arasını 20 dakika gibi bir sürede yürüdük.. Yani aslında Paris baya küçük bir yer..
Gitmeyi planlayanlar için metro sistemini de yeri geldikçe anlatacağım.. Şimdilik yürüyoruz ;)
Burası katedralin ana girişinin olduğu yerin hemen sağındaki sokak.. Önünde büfeler ve hediyelik eşyacılar var.. Biz de çan kulelerine çıkma sevdasıyla sıradayız.. Sağdaki sırt çantalı Kocci ve sıranın uzunluğuna bir göz atmaya gidiyor.. 
O gidince önümdeki adam "Pardon hamilesiniz sanırım?" dedi.. Ben evet deyince "Beklemek zorunda değilsiniz, en öne gidip direk girebilirsiniz, önceliğiniz var" dedi.. 
Paris'te hamileliğimin hem çok avantajını gördüm hem de dezavantajını.. 
İşte burada ikisini aynı anda yaşadık.. 
Neyse biz adamı dinleyip öne doğru seyirttik.. Hamileyim ya, beklememe gerek yok :)
Baya bir kalabalığı geçip biletin satıldığı yerdeki bayan görevliye seslenip hamile olduğumu söyledik.. Öncelik tanınabilir miydi aceba??? :)) Kadın "tabi ama 422 basamak var çıkmanız gereken, zor olmasın?" gibisinden eğlendi :) Bizim de gözümüz yemedi, paşa paşa yolumuza gittik.. 
Aslında yukarıdaki heykelleri ve çanları görmeyi çok isterdim.. Kısmet değilmiş.. Siz giderseniz mutlaka gezin derim.. 
Hemen Notre Dame'ın ön tarafına yürüdük ve yüzlerce kişiden oluşan sıranın en arkasına geçtik.. Sıra çok hızlı ilerlediği için herhangi bir hamilelik kıyağına gerek duymadım :)
Katedralin ana kısmını gezmek tabi ki ücretsiz.. Ama sizden saygılı olmanız bekleniyor.. Flaşlı fotoğraf çekmek, şapkayla ve yiyecekle girmek, köpek gezdirmek, yüksek sesle konuşmak yasak.. 
Biz ilk gün çektiğimiz fotoğraflar silinince bir kere daha gezmek için uğramıştık.. İkinci girişimizde ayin vardı.. 
Tıka basa dolu değildi ama oldukça kalabalıktı.. 
Yüksek tavanı ve alçak asılmış avizeleri çok güzel görünüyordu.. 
Kalan fotoğraflar ilk gün ve ikinci Notre Dame ziyaretimizden karışık geliyor :)
Katedralin içinde mum alıp yakabiliyorsunuz.. Benim birçok yerde gördüğüm çubuk şeklindeki mumlar yerine, burada tealight denen mumlardan vardı.. Kumbaraya 2€ atıp bir tane alıp yakabiliyorsunuz.. Artık parayı atıp atmamak size kalmış, Allah'ın evindesiniz :)
Bir de böyle daha afilli olan mumlar vardı.. Bunların fiyatı 5€
Daha ucuz mum yok :)

Eğer biraz duygusal bir insansanız ortamdan etkilenip gördüğünüz her heykelde duygulanabilirsiniz.. 
Katedralin her köşesinde ayrı bir hikaye var..





İnsan vitraylara bakmaya doyamıyor.. 
.
.
Neyse.. Katedral çıkışında geniş bir bahçe var.. Eğer ihtiyacınız varsa ücretsiz tuvalet de hemen orada.. 
Ben girmedim ama Kocci'ye temiz olup olmadığını sorduğumda "ücretsiz bir tuvalet ne kadar temizse o kadar temizdi" dedi.. 
Yine aynı bahçedeki çeşmede elinizi yüzünüzü yıkayıp su şişenizi doldurabilirsiniz..
Paris'te en az para harcayacağınız şey sudur herhalde.. Çünkü çeşme suları içilebilir.. 
Şişe olarak aldığınız su, çeşme sularından daha lezzetli değil, o yüzden "bu ne ya, paramla lezzetli su içerim ben" hayalleri kurmayın :)
Ama şunu fark ettim ki yıllar geçtikçe suları lezzetleniyor.. 90ların sonlarında gittiğimizde normal su bulamıyorduk, hepsi gazlı suydu (gazı kaçmış soda da diyebiliriz), 2003'de gittiğimdeyse sularının tadı o kadar kötüydü ki susamamak için elimden geleni yapıyordum.. 
Bu sokak yukarılarda bir yerde bahsettiğim katedralin yan sokağı.. Hem büfeler vardı hem de hediyelik eşyacılar.. Ama Notre Dame'a özel bir obje yoktu.. Alış veriş için acele etmenize gerek yok çünkü Paris'in her yeri hediyelikçi.. Ve hediyelikçilerin hepsi de ya Çinli ya Hintli.. Biz Fransız'a denk gelemedik :) Zaten Paris'te Fransız da pek yok.. 
Etrafta Fransız olmadığı için bir Hintli abimizin elinden Nutella'lı krep yedik. :)
Bu arada yediğimiz en iyi hotdog ve sandwichler de oradaki İranlı'nın işlettiği büfedendi.. 
Ayrıca hemen Notre Dame'ın karşı köşesinde "-Notre Dame Salon de Thé- Notre Dame Çay Evi "nden yediğimiz külahta dondurmayı şiddetle tavsiye etmiyorum.. Daha güzelini bulursunuz bence :)
.
Devamı gelecek.. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

ibibikler

10 Kasım (2) 118 (1) 19 Mayıs (1) 2012 (1) 2013 (1) 23 Nisan (1) Abur Cubur (1) Adım Adım Paris (15) ağaç (1) aile (1) Alaçatı (1) Alış-Veriş (1) Alsancak (1) Amatör Radio (4) Ameliyat (1) Amsterdam (1) Amsterdam Gezisi (1) Anı (1) Anne (2) Anneannem (1) Anneler Günü (2) Anten (1) Asburger (1) Askeri Müze (1) Atatürk (4) Ayakkabılık (2) Baba (1) Baby Shower (1) Bağlama (1) Bahçe (11) balık (1) Barbie (1) Bastille (1) Bayram (6) Bebek (8) Bebek şekeri (2) Bere (1) best seller (1) beyne format (1) biberon (1) biberon kurutma (1) Bilmece (1) Bir Nevi Gastronomi Gezisi (1) Biri ADSL (1) Bit Pazarı (1) Biten kitap (1) Bitki (1) blogger kota (1) boyamak (1) Böcek (1) BTT (1) Bulb (2) Bumerang (1) cağ (1) Canavar (2) canon (2) Cem (18) Cemik (41) Cemik Ve Hayatın Zorlukları (2) Chatelet (1) Châtelet (1) Contest (2) cüzdan (1) çağ (1) Çamur (1) çanta (2) Çekiliş (10) Çekiliş Sonucu (3) Çeşme (12) Çeviri (1) Çeviri hataları (1) Çiçek (3) Çiğ Börek (1) çikolata (1) Çocuk (6) çocuk zaptetmek (1) Çocukluk (6) Dekor (9) Denedim (1) Deprem (1) DIY (7) Dikiş (2) Dilek (1) Dinozor (1) Diş (1) Diş Buğdayı (3) Diş Kurabiyesi (1) Diş pastası (1) Diş Sağlığı (1) Diyet (1) Doğal Yaşam (15) Doğumgünü (13) Doğumgünü Teması (5) Dolandırıcılık (1) Dolunay (1) Dost (6) Dükkan Vukuatları (1) Dünya Tiyatrolar Günü (1) E-Bay (1) Ecey (6) Ecey ve hayatın zorlukları (1) Eiffel kulesi (1) Ekmek (1) El Ayak Ağız Senromu (1) El emeği (13) El işi (16) el yapımı (3) Elfony Mutfakta (2) Elmo (1) emdr (1) en son ben duyarım zaten (1) Enstruman (1) escargot (1) Eskici Elfony (3) Esnaf Lokantası (1) eşeğimi kaybedip buldum (1) etamin (1) ev işi (1) Ev Yemeği (1) Evlilik Yıl Dönümü (1) fast food (1) Festival (1) Flypgs (1) fotoğraf çekimi (1) fox (1) Gare de Lyon (1) Gezi (10) Gıda Çarşısı (1) Gidelim Gömelim (19) Giritli (2) Gitar (1) gülgün sharafat (1) Günaydın (1) Günlük (4) hafta özeti (69) Ham Radio (1) Hamilelik (2) Hastalık (4) Hatıra (22) Havale (2) Hayal (1) hayatın zorlukları (1) Hayvanlar alemi (2) Hediye (9) Hekimköy (21) hhandesign (1) Hıdrellez (1) hikaye (1) Hobi (4) Huzur (1) ıldırı (1) içimdeki çocuk (1) ikbush (3) ilaç (1) ilk adımlar (1) ilkler (1) instagram (73) istanbul üniversitesi (1) isyan (3) İştahsızlık (1) iyi ki saklamışlar (4) izmir (2) Kabak (1) kabızlık (1) Kabus (1) Kadın (1) Kadınlar Günü (1) Kağıt Çiçek (1) Kağıt Ponpon (2) Kanaviçe (2) kar (2) Karatahta (2) kardeş (2) Karşıyaka (2) kaynar (1) Kebap (4) Kedi (2) Kek (2) Keman (1) kış (2) Kız (2) Kilo vermek (1) kitap (4) Kocci (7) kuaför (1) Kukla (1) Kurabiye (3) Kusmak (1) Kuytu Restaurant (1) kuzen (1) Kuzenler (1) Lal (1) Lale (1) Lazımlık (1) Le Vieux Belleville (1) liman restaurant (1) loğusa (1) Lokanta (3) Louvre (1) Mahfel (1) Mangal (2) Marmelat (1) Masal (1) Mendil Bebek (1) Meyve (1) Midye (2) Mikrodalga (1) Mizithropides (1) Moda (2) Mum (1) Mutfak (12) Müze (2) Nar (1) Naz (2) Notre Dame (1) Oje (1) Oklava Modeli (1) organik (2) Ot Festivali (1) Oyun (2) Oyuncak (3) Öğretmenler Günü (1) Öğretmenlik (1) Örgü (4) Örgü Modeli (1) Özel Gün (2) Özür (1) Pamuk Helva (1) panjur (1) Paris (13) Paris Gezisi (12) Parti (2) pasta (2) Patlamış Mısır (1) Pegasus Hava Yolları (1) Pelur Kağıt (1) Pembe (2) pembe panjurlu ev (1) Pigale (1) Pilor Stenozu (1) pinterest (1) Pisuar (1) Piyano (1) Pizza (1) Portatif (1) Pratik Tarifler (3) psikolojik tedavi (1) Rakı Balık (1) Ravioli (2) renk (1) Renkler (1) Restoran (10) Rezalet (1) roman (1) Sacre Coeur (1) saç traşı (1) Sağlık (1) Saklamak (2) Salgın (1) salyangoz (1) Seramik (1) Sevgililer Günü (1) Silinen Fotoğrafın Kurtarılması (1) soğuk (1) Spor (1) Sugato (2) Süleymancık (1) Süt (1) Süt Aknesi (1) Şeker Bayramı (1) Şifa (2) şişe kesmek (1) TA3GO (2) TA3YE (3) tatlı (1) Tavuk suyu (1) TC3EC (3) tedavi (1) Terör (1) tığ (1) Tiyatro (2) Topiary (1) Topuklu (1) Torbalı (1) Tuvalet (3) Tuvalet Eğitimi (2) Unlu Mamul (1) Urla (2) Usta (1) uyku (2) uyku arkadaşı (1) Uyku Düzeni (3) uyku eğitimi (2) uyku rutini (1) Vazgeçemediklerim (1) Vefaat (1) Venedik Pizza (1) Veri Kurtarma (1) video (2) Vine (1) Wurst (1) yağmur (1) Yalan (1) yardım (1) yasak (1) Yaş günü hazırlığı (1) yaz (1) Yaz Yemeği (1) yazlık kışlık (1) Yemek (40) Yeniden Başlıyorum (1) Yeniyıl (7) Yılbaşı (7) Yılmaz İpek Saz Sarayı (1) Yoğurt (1) Zafer (1) Zeytin (3)