isyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
isyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Biri'nin Kendinden Bile Haberi Yok

İşte bir isyan yazısı daha...
Bu devirde kimse işini yapmazken, yaptığını düşündüklerimizin de kendinden bile haberi olmadığını görüyoruz..
Sıcağı sıcağına bir olay.. Gerçek hayattan alıntıdır :)
.
.
Anneannem ve Teyzem yazlarını Çeşme'de geçiriyorlar.. Biz de özellikle hafta sonları olmak üzere onlara dahil oluyoruz.. İki senedirse ben de yazın anneannemle birlikte Çeşme'deyim.. Geçen sene yeni bebekli, bu seneyse hamile olmak benim mazeretim.. Sıcağa maalesef hiç dayanamıyorum.. Burada denizi sömürme şansımız oluyor.. ;)
Neyse gereksiz detayları geçiyorum.. 
Bir kaç senedir internet firmaları yazlıkçılar abonelik açma kapamayla uğraşmasınlar diye on numara bir hizmet sunmaya başladılar.. O da 2-3 aylık internet paketleri.. İnternet bağlantısı sizin seçiminize göre 2-3 ay sürüyor ve sonrasında da otomatik olarak abonelik bitiyor, internetiniz kesiliyor..
Biz de 2-3 senedir Biri ADSL'i tercih ediyoruz.. Bu uygulamayı ilk başlatan firmalardan biri.. 
Memnun kaldığımız için bu sene de aynı firmayı tercih ettik.. 
Teyzem bizden 2-3 gün önce baş vurmuştu, hemen arkasından geçen hafta sonu biz de gelince Çeşme'ye başvurumuzu yaptık.. 
Her şey çok pratik.. Telefonla başvuruluyor.. Bir kaç bilginizi aldıktan sonra "işleminizi başarıyla gerçekleştirdik, bağlantınız en geç bir hafta içerisinde gerçekleştirilecektir" deniyor.. Kontrat daha sonra kapınıza kadar getirilip imzalatılıyor.. Faturasınıysa telefonunuza gelen mesejla internet üzerinden ödüyorsunuz.. 
Bizim internetimiz gerçekten bir hafta dolmadan aktif hale geldi ve kullanmaya başladık.. 
Ama Teyzemin interneti on gündür hala bağlanamadı.. Telefonda bağlanma garantisini verdikleri bir hafta geçince kadın haklı olarak müşteri hizmetlerini arayıp durumu sordu.. 
Kendisine "işleminiz son aşamada görünüyor, kontratınızı imzalatmak üzere bir arkadaş gelecek, onun arkasından internetiniz aktif hale gelecektir.. Biz işleminizi hızlandırmak için talimat veriyoruz" diyorlar..
Hatta bu kontratı imzalatan arkadaşın Pazar günleri de çalıştığını, gelmeden zaten cep telefonumuzdan ulaşıp randevu alacağını da ekliyorlar..
Teyzem iki gün daha bekliyor, ne arayan soran, ne de gelen giden oluyor.. Ve yine haklı olarak telefon açıp durumun hesabını soruyor ve diyor ki "Yeğenimin interneti benden sonra baş vurmasına rağmen bağlandı, üstelik de kontratını hala imzalamadı" diyor.. Cevaplar hep aynı.. "İşleminiz son aşamasında, arkadaş gelip kontrat imzalatacak, sonrasında internetiniz aktif hale gelecek, işleminizi hızlandırmak için talimat iletiyorum". 
Arayan soran olmayınca Teyzem bugün tekrar aradı ve yine aynı lafları dinledi.. 
Sonunda bana fenalık geldi, aldım sazı (telefonu :) elime.. 
Uzun görüşmemizi özetlemek gerekirse

"Ben kontrat imzalamadan internetimi kullanabiliyorsam Teyzem neden kullanamıyor?" diye sordum..
"BTK'nın (Bilgi Teknolojileri Ve İletişim Kurumu) talimatı bu şekilde" cevabını aldım..
"BTK ünvana göre mi muamele yapıyor? Yani bayan, erkek, doktor, öğretmen diye mi ayırıyor? Ben kontrat imzalamadan internete bağlanabiliyorsam Teyzem neden bağlanamıyor?" diye sordum..

Tabi ki tatmin edici bir cevap alamadım.. Daha yetkili biriyle görüşmek istediğimi söyledim. "Daha yetkili kişi de aynı cevabı verecektir" cevabından da tatmin olmayınca -artık ne kadar doğruysa- hatta bekletip daha yetkili kişiye bağlamaya çalıştılar ve fakat hiç bir "daha yetkili kişi "müsait değildi.. Daha sonra bana geri dönülmek üzere telefonumu aldılar ve talimat ilettiler.. Ki aranmadım tabi ki.. Aranacağımı da hiç sanmıyorum..

"Yardımcı olabileceğim başka bir konu var mı?" diye sordular..
"Benim aboneliğimi kontrol eder misiniz acaba durumu nedir?" dedim.. Telefonu söyledim..
"Sizin bağlantınız da son aşamada efenim, kontratınızı imzalattıktan sonra bağlantınız gerçekleşecektir, şu an bağlantınız yok" dedi..
"Ama biz internetimizi günlerdir kullanıyoruz" dedim..
"Bir önceki internet paketinizden yararlanıyorsunuzdur" dedi..
"1 sene önceki 3 aylık paketimizden mi yani?" dedim...
"Kem küm.." cevabını aldım..

Yani Biri ADSL'in günlerdir internet kullanan kullanıcının internetini kullandığından haberleri yok.. 
Kullanıyorum demesine rağmen hayır internetiniz yok da diyebiliyorlar.. 

Uzun lafın kısası Biri ADSL'in kendinden bile haberi yok..

Ayrıca başka bir komik nokta da başvuruyu iptal edebilmek için "bağlantının gerçekleşmiş olması" gerekiyor olması.. 
Bizim başvurumuzu iptal etmek istememizin sebebi zaten bağlantının sağlanamaması ki bir hafta içerisinde bağlanacağı söylenmişti.. Bağlantı olsa iptal etmek istemeyeceğiz.. 

Peki sonuç nedir?
Başvuru iptal edilemiyor..
İnternet onların keyfine göre ne zaman bağlanacaksa o zamana kadar bekleniliyor..
Ve bir daha BİRİ ADSL tercih edilmiyor.. 

24 Haziran 2012 Pazar

isyana 5 kala...

En son haftanın instagram anlarında da dem vurmuştum bu konudan ama durum biraz farklı olunca yazasım geldi..
Paris gezisi postlarını hazırlarken bir akşam, blogger fotoğraf yüklerken bana şöyle bir uyarı çıkarmıştı..
Kotam dolmuş, artık fotoğraf yükleyemezmişim.. Ha ille de yüklemek istersem parasıyla yükleyebilirmişim.. 
O akşam baya canım sıkılmıştı.. Doorstepping'e anında yollamıştım yukarıdaki mesajı "ne iş?" diye.. O da "kaç yıldır blog yazıyorum böyle şey görmedim" demişti.. 
O akşam blogger'ın ayarlarını talan etmiştim ama herhangi bir ayar değişikliği göremedim.. 
1GB ne ki? Tamam az da değil ama benim gibi fotoğraf çeken biri için hiç.. Ha bileydim yüklemeden önce fotoğrafların kalitesini düşürürdüm de o kota daha blog açalı bir sene olmadan dolmazdı.. Ama uyarı ancak kota dolduktan sonra geliyor..
Neyse..
O gece forumlarda falan da araştırdım bu konuyu, baktım birkaç kişinin daha başına gelmiş.. Çözümü de fotoğrafları başka bir yerden çağırmak.. Yani blog yazmak keyif olmaktan çıkıp bir miktar eziyete dönüşüyor.. Fotoğrafı al, işleyeceksen işle, boyutunu küçült, başka bir siteye yükle, oradan linkini kopyala, bloggera girip çağır.. Bana zor geldi.. 
Bir iki postu bu şekilde hazırladıktan sonra zaten azcık olan zamanımın tamamını fotoğraf yüklemeye ayırdığımı fark ettim.. 
Ve bir soğuma oldu..
İki gün sonra blogda dolanırken hadi dedim eski postlara şöyle bir bakınayım.. 
Cemik'in eski videosunun olduğu bir postu açtım.. Tam izleyeceğiz diye heveslenirken o da ne??? Video yok? Silinmiş.. Resmen delirdim.. Ben "ne güzel hem keyif aldığım bir bloğum var hem de güzel bir arşivim" derken farkında olmadan videolarım silinmiş.. 
O günden sonra iyice soğudum.. Girmez oldum bloğa.. Emeklerimin kaybolduğunu görmek moralimi bozdu..
Hem pes etmek istemiyordum (çünkü blog yazarken çok güzel vakit geçiriyorum, buradan tanıdığım herkesi seviyorum, bambaşka bir dünya var burada) hem de elim birşey yazmaya gitmiyordu.. 
Ta ki..........
Az önce pes etmemeye karar verip bloğumun başına oturana kadar.. 
İlk post girdiğim tarihi açıp, üşenmeden teker teker bütün postlara bakmaya başladım.. Amacım videosu silinen postları bulup, arşivimden videosunu youtube a yüklemek ve videoyu youtube dan çağırmaktı..
Ama o da ne? Kayıp videolarım geri gelmiş.. İnanamadım gözlerime..
Sonra acaba? deyip fotoğraf yüklemeyi denedim.. Ve oldu.. Fotoğraf da yüklendi.. 
Nasıl oldu bi iş anlamadım ama blogger önce eşeğimi kaybettirip sonra buldurmuş gibi oldu.. Şu an baya mutluyum hatta :) 
Hani o birkaç günlük durum benim bilgisayarımdan kaynaklıydı desem, değil çünkü ipad ve Kocci'nin bilgisayarından da açılmıyordu videolar.. Fotoğrafsa blogger application'ından da yüklenmiyordu.. 
..
Peki nasıl oldu da düzeldi ki bu durum? Ya blogger instagramdan beni gizli gizli takip ediyordu ve beni kaybetmek istemedi :P 
ya da şöyle bi saçmaladı geçti..
Aman ya sebebi ne olursa olsun da bi daha olmasın :)
(Bu arada artık fotoları küçültüp yüklüyorum.. Neme lazım? :)



6 Aralık 2011 Salı

Ağlamayana Meme Yok Arkadaş!

Bu bir isyan yazısıdır.. Sıkılırım beni açmaz diyenler hiç başlamasın..
.
Bir süredir dizim ağrıyordu, bahsetmiştim..
Sonunda göstermeye kadar verdim.. O kadar sosyal güvencemiz var, bi yararlanalım bakalım dedim..
Benim niyetim sabahın köründe gidip sıra numarası almak ve paşa paşa saatlerce beklemekti..
Ama öğrendim ki artık telefonla devlet hastanesinden randevu alınabiliyormuş..
"Ayyy ne güzel, randevu falan.. Artık beklemek yok mu yani?" dedim.. "Öyleymiş dediler, bizimkiler aslında kendi söylediklerine de inanmıyorlardı".
Neyse efendim, önceki gün sabah erkenden telefon açtım.. Dialog şöyle gelişti:

Telefondaki Bey: Buyrun nasıl yardımcı olabilirim?
Elif (Ben yani:): Merhaba, ben A.Devlet Hastanesinden randevu almak istiyordum?
TB: Tabii hanımefendi, hangi bölümden?
E: Ortopedi lütfen..
TB: Tercih ettiğiniz bir doktor var mı?
E: (Ben şok üstüne şok) Eee şey.. Yok.. (Zaten bilmiyorum ki hangi doktorlar var)
TB: Yalnız bütün doktorlarımız erkek.. (Eh böyle bir toplumda çok da şaşırmadım bu uyarıya)
E: Heee tamam..
TB: Sabah 9:00 uygun mu?
E: (Bir şok daha.. Saat soruyorlar) Eeee 10:00 gibi olabilir mi acaba? Urla'dan geleceğim de.....
TB: Ah! 10:00 dolu efendim, 9:50 olsa olur mu?
E: Olur olur..
TB: (İşte burada Tc kimlik no falan aldı) Efendim A.Devlet Hastanesi 06.12.2011 9:50 Ortopedi Poliklinik 2 Doktorunuz M..E...K.. bilgileriniz.. Randevunuzla ilgili bir sorun yaşarsanız hasta haklarına başvurabilirsiniz.

Telefonu kapattık.. Kocci'ye döndüm "vay be!" dedim.. Ne güzelmiş böyle randevu falan.. 
"Hadi hayırlısı" dedi..

Bugün kalktık, Cemiş'i toparlayıp yola çıktık.. Şöyle benim hesaplarıma göre yarım saat kadar erken hastane civarında olurduk, böylece bi kahvaltıya da vaktimiz olacaktı.. İzmir'e 2 damla yağmur düşmeyegörsün.. Kilit bir trafik neticesinde Cemiş'i anneanneme 9:35'de teslim edip, koşar adım hastaneye yürüdük ki aman aman geç kalmayalım randevumuza.. Zaten dizim sakat.. Bi de öyle hızlı hızlı yürüdüm.. 
Neyse.. Girdik saat 9:45 de hastaneye.. Hemen danışmaya danıştım, "randevum vardı" dedim.. "Nereye giri.......?" Cümlemi tamamlatmadı adam.. Numara almam gerekiyormuş.. "E ama randevum var?!" dedim.. Adam bana fark etmez dedi..
Gittim numara almam gereken yere, kadına "Benim Saat 9:50 için Dr MEK'den randevum vardı" dedim.. "Aaa MEK yok ki" dedi.. Nasıl yok ya??? E nasıl bana randevu verdiler o zaman?? "Amaann DR S. Bey var fark etmez size" dedi kadın ağzını yaya yaya.. İyi dedim ya.. Fark etmez hakkatten, zaten MEK'i de tanımıyordum.. Elime bir numara tutuşturdu..
Numaram 49..
Gireceğim odanın tepesindeki numeratör 16'yı gösteriyor..
İyi ki randevu almışız yani.. Bi de almasak hiç sokmayacaklar içeri..
"Tut isyanını, paşa paşa bekle" dedim kendime, kocciyle bahçede beklemeye koyulduk..
Bir buçuk saat bekledikten sonra girdim.. Adam evirdi çevirdi, röntgen istedi..
Sekreter kılıklı bayan kişiye sorunca "hayır yeni numara almanıza gerek yok, geldiğinizde haber verin, hasta arasında bakacak doktor bey " dedi..
Gittik çektirdik röntgeni, saat 11:30 du.. Sonucu 13:30-14:00 gibi alırsınız dediler..
Paşa paşa çıktık hastaneden dağıldık Kocciyle.. O gitti kendi işlerini halletti, ben de kendi işlerimi.. 
Sonra tekrar hastanede buluştuk..
Baktık, çıkmış röntgen sonucu, aldık malum kapıya yanaştık ki elinde sarı zarflarla bir sürü kişinin beklediğini gördüm, sıra oluşmuş.. Bekleriz dedim.. Sıranın sonuna geçtim.. Sonuçta devlet kapısında bu işler böyle işliyor, bunu bilerek gittim o hastaneye.. Tam beklerken sekreter kılıklı bayan kişisi çıktı kapının önüne azarlarcasına "hiç beklemeyin numara sırasına göre almaya kadar verdik" dedi.. HÖH!!!!
Bi baktım tepede 63 yazıyor.. Benim sayı 49.. O numeratör gitcek gitcek Allah bilir kaça kadar gidecek.. 100 mü? 200 mü? 300 mü? O sıra bana zor gelir.. 
Tepem attı, çıktım binadan, hasta hakları bölümüne gittim..
Hasta haklarına bakan kişi yokmuş.. Eeeee kim bakacak? Güvenliğe sorun dediler.. Güvenliğe sordum, "üst katta Baş hekim yardımcısı S. Bey var, ona çıkın" dedi. Çıktım, tık tık vurdum kapıyı girdim, sohbet vardı, "iki dakika bekleyin, ilgilenicem sizinle" dedi..
Kapının önünde beklemeye başladım.. Bu arada Kocci de yanıma geldi. Aşağıda kavga çıkmış.. Sekreter kılıklı bayan çıkmış azarlamış milleti.. "INSAN gibi bekleyin" demiş.. Ulan oradaki insanlar HAYVAN mı? Kaldı ki insanlar orada sıraya girmişlerdi, ama herkeste bir sabır var yani..
Kocci de bana "boşa sinirlerini yıpratıyorsun, sanki burada derdini anlatınca açılın, Elif Hanım geliyor, sıra onun mu?" diyecekler dedi.. Ben yine de bekledim..
Geç kalmama konusunda takıntılıyım.. Bir yere geç kaldığım görülmemiştir herhalde.. Saat 15:00'de de Cemiş'in 10. ay kontrolü var, ona gideceğiz.. Bekleyecek vaktim yok..
Neyse S. Bey buyur etti bizi gayet kibar.. O öyle kibar olunca ben de yumuşadım..
A'dan Z'ye bütün durumu 15 saniye gibi bir sürede özetledim.. Araya da "bu arada bebeğim var, emziriyorum" vurucu noktasını da katmayı unutmadım..
Adam açtı telefonu, "burada emziren bir annemiz var, Elif Hanım'ı yolluyorum hemen alın" dedi..
Kocci şok! :D
Neyse gittik, hallettik işimizi 2 dk da..
Ha herkes benim gibi yapsaydı ne olurdu? İşler daha beter karışırdı..
O yüzden problemi kökünden çözmek lazım.. Ama ağlamayana da bizim memlekette meme yok..
Randevu'nun anlamını bilmiyorlarsa açsınlar sözlüğe baksınlar.. Beceremeyeceklerse böyle bir sisteme geçmesinler.. 
Delirtmesinler ULEN beni!!
Ohh..
Rahatladım..
.
.
Bugün böyle.. Herkese iyi günler...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

ibibikler

10 Kasım (2) 118 (1) 19 Mayıs (1) 2012 (1) 2013 (1) 23 Nisan (1) Abur Cubur (1) Adım Adım Paris (15) ağaç (1) aile (1) Alaçatı (1) Alış-Veriş (1) Alsancak (1) Amatör Radio (4) Ameliyat (1) Amsterdam (1) Amsterdam Gezisi (1) Anı (1) Anne (2) Anneannem (1) Anneler Günü (2) Anten (1) Asburger (1) Askeri Müze (1) Atatürk (4) Ayakkabılık (2) Baba (1) Baby Shower (1) Bağlama (1) Bahçe (11) balık (1) Barbie (1) Bastille (1) Bayram (6) Bebek (8) Bebek şekeri (2) Bere (1) best seller (1) beyne format (1) biberon (1) biberon kurutma (1) Bilmece (1) Bir Nevi Gastronomi Gezisi (1) Biri ADSL (1) Bit Pazarı (1) Biten kitap (1) Bitki (1) blogger kota (1) boyamak (1) Böcek (1) BTT (1) Bulb (2) Bumerang (1) cağ (1) Canavar (2) canon (2) Cem (18) Cemik (41) Cemik Ve Hayatın Zorlukları (2) Chatelet (1) Châtelet (1) Contest (2) cüzdan (1) çağ (1) Çamur (1) çanta (2) Çekiliş (10) Çekiliş Sonucu (3) Çeşme (12) Çeviri (1) Çeviri hataları (1) Çiçek (3) Çiğ Börek (1) çikolata (1) Çocuk (6) çocuk zaptetmek (1) Çocukluk (6) Dekor (9) Denedim (1) Deprem (1) DIY (7) Dikiş (2) Dilek (1) Dinozor (1) Diş (1) Diş Buğdayı (3) Diş Kurabiyesi (1) Diş pastası (1) Diş Sağlığı (1) Diyet (1) Doğal Yaşam (15) Doğumgünü (13) Doğumgünü Teması (5) Dolandırıcılık (1) Dolunay (1) Dost (6) Dükkan Vukuatları (1) Dünya Tiyatrolar Günü (1) E-Bay (1) Ecey (6) Ecey ve hayatın zorlukları (1) Eiffel kulesi (1) Ekmek (1) El Ayak Ağız Senromu (1) El emeği (13) El işi (16) el yapımı (3) Elfony Mutfakta (2) Elmo (1) emdr (1) en son ben duyarım zaten (1) Enstruman (1) escargot (1) Eskici Elfony (3) Esnaf Lokantası (1) eşeğimi kaybedip buldum (1) etamin (1) ev işi (1) Ev Yemeği (1) Evlilik Yıl Dönümü (1) fast food (1) Festival (1) Flypgs (1) fotoğraf çekimi (1) fox (1) Gare de Lyon (1) Gezi (10) Gıda Çarşısı (1) Gidelim Gömelim (19) Giritli (2) Gitar (1) gülgün sharafat (1) Günaydın (1) Günlük (4) hafta özeti (69) Ham Radio (1) Hamilelik (2) Hastalık (4) Hatıra (22) Havale (2) Hayal (1) hayatın zorlukları (1) Hayvanlar alemi (2) Hediye (9) Hekimköy (21) hhandesign (1) Hıdrellez (1) hikaye (1) Hobi (4) Huzur (1) ıldırı (1) içimdeki çocuk (1) ikbush (3) ilaç (1) ilk adımlar (1) ilkler (1) instagram (73) istanbul üniversitesi (1) isyan (3) İştahsızlık (1) iyi ki saklamışlar (4) izmir (2) Kabak (1) kabızlık (1) Kabus (1) Kadın (1) Kadınlar Günü (1) Kağıt Çiçek (1) Kağıt Ponpon (2) Kanaviçe (2) kar (2) Karatahta (2) kardeş (2) Karşıyaka (2) kaynar (1) Kebap (4) Kedi (2) Kek (2) Keman (1) kış (2) Kız (2) Kilo vermek (1) kitap (4) Kocci (7) kuaför (1) Kukla (1) Kurabiye (3) Kusmak (1) Kuytu Restaurant (1) kuzen (1) Kuzenler (1) Lal (1) Lale (1) Lazımlık (1) Le Vieux Belleville (1) liman restaurant (1) loğusa (1) Lokanta (3) Louvre (1) Mahfel (1) Mangal (2) Marmelat (1) Masal (1) Mendil Bebek (1) Meyve (1) Midye (2) Mikrodalga (1) Mizithropides (1) Moda (2) Mum (1) Mutfak (12) Müze (2) Nar (1) Naz (2) Notre Dame (1) Oje (1) Oklava Modeli (1) organik (2) Ot Festivali (1) Oyun (2) Oyuncak (3) Öğretmenler Günü (1) Öğretmenlik (1) Örgü (4) Örgü Modeli (1) Özel Gün (2) Özür (1) Pamuk Helva (1) panjur (1) Paris (13) Paris Gezisi (12) Parti (2) pasta (2) Patlamış Mısır (1) Pegasus Hava Yolları (1) Pelur Kağıt (1) Pembe (2) pembe panjurlu ev (1) Pigale (1) Pilor Stenozu (1) pinterest (1) Pisuar (1) Piyano (1) Pizza (1) Portatif (1) Pratik Tarifler (3) psikolojik tedavi (1) Rakı Balık (1) Ravioli (2) renk (1) Renkler (1) Restoran (10) Rezalet (1) roman (1) Sacre Coeur (1) saç traşı (1) Sağlık (1) Saklamak (2) Salgın (1) salyangoz (1) Seramik (1) Sevgililer Günü (1) Silinen Fotoğrafın Kurtarılması (1) soğuk (1) Spor (1) Sugato (2) Süleymancık (1) Süt (1) Süt Aknesi (1) Şeker Bayramı (1) Şifa (2) şişe kesmek (1) TA3GO (2) TA3YE (3) tatlı (1) Tavuk suyu (1) TC3EC (3) tedavi (1) Terör (1) tığ (1) Tiyatro (2) Topiary (1) Topuklu (1) Torbalı (1) Tuvalet (3) Tuvalet Eğitimi (2) Unlu Mamul (1) Urla (2) Usta (1) uyku (2) uyku arkadaşı (1) Uyku Düzeni (3) uyku eğitimi (2) uyku rutini (1) Vazgeçemediklerim (1) Vefaat (1) Venedik Pizza (1) Veri Kurtarma (1) video (2) Vine (1) Wurst (1) yağmur (1) Yalan (1) yardım (1) yasak (1) Yaş günü hazırlığı (1) yaz (1) Yaz Yemeği (1) yazlık kışlık (1) Yemek (40) Yeniden Başlıyorum (1) Yeniyıl (7) Yılbaşı (7) Yılmaz İpek Saz Sarayı (1) Yoğurt (1) Zafer (1) Zeytin (3)